YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Faaliyetlerimiz » Röportajlar » N.Bihter Gördü - Erdal Sarızeybek röportajı

N.Bihter Gördü - Erdal Sarızeybek röportajı

- 10 Kasım 2007

Resim

BARIŞ Gazetesi Yazarı N. Bihter Gördü’nün Erdal Sarızeybek ile Röportajı

Kanları yerde kalmadı

“Beni diğer meslektaşlarımdan ayıran bir özellik var ise o da şudur. Tam 10 yıl 5 ayrı vilayette İran ve Irak hudutlarında görev yaptım. Özellikle 1992 yılında Şemdinli Jandarma Sınır Tabur Komutanıyken PKK teröristleriyle 3 büyük çatışmaya katıldım. Bu çatışmalar tarihimizde yer almıştır. 30 Ağustos 1992 Alan, 12 Eylül 1992 Aktütün ve 29 Eylül 1992 Derecik çatışmalarıdır. Bu çatışmalarda toplam 74 asker şehit, 20’ye yakın korucu şehit verdik.

Aradan 15 yıl geçti. Şimdi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki hiçbirinin kanı yerde kalmadı. Bunu ben söylemiyorum. PKK teröristleri söylüyor. Onların yazmış olduğu Savaş ve Ordu Kılavuzu adlı bir kitapta söz konusu çatışmalarda çok ağır zaiyat verdiklerini, uyguladıkları taktiklerin yanlış olduğunu, bu nedenle yeni taktiklerin bulunması gerektiğini yazmışlar. Bunu çok sonraları öğrendim. Bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim. Söz konusu çatışmalarda biz terörist zaiyatının bu kadar ağır olduğunu bilmiyorduk. Çünkü çatışma sonrasında arazide bulduğumuz ölü terörist sayısı 200-250 civarındaydı. Ama sonradan bu kitabı okuyunca terörist zaiyatının bine yakın olduğunu öğrendik.

Kamuoyunda genel olarak bu tür çatışmalarda kaç teröristin etkisiz hale getirildiği merak ediliyor. Çatışma sonrası arazide yaptığınız aramada o an için hiç terörist bulamadığınızda olabiliyor. Bunu sebebi birincisi ölü teröristleri zaiyatları açığa çıkmasın diye alıp götürüyorlar. Yaralı teröristleri çatışma bölgesinden uzaklaştırıp bir başka bölgede öldürüp, gömüyorlar. Bu nedenle siz çatışmaya girmiş birisi olarak askerden şehit verebiliyorsunuz ama, kanının yerde kalıp kalmadığı sorusuna bazen cevap bulamayabiliyorsunuz.

Son 30 yılda geçen hayatımı özetlediğimizde görev yaptığım yerler ve yıllar, ülke coğrafyasını çok iyi tanıdığım Doğu’daki çaresiz halkımızın ne zor şartlar altında yaşadığını, PKK ve DTP’nin halkın temsilcisi olmadığını, eğer bugün bir temsilci arıyorsak bunun asıl nedeninin iyi yönetilmediğimiz olduğunu bana öğretmiştir.”, Bu sözler konuğum Emekli Albay Erdal Sarızeybek’e ait, şimdi sizleri Sayın Zeybek’le terör üzerine yaptığımız röportajla baş başa bırakıyorum.

PKK’ya ulaşmak istemiyorlar

İmralı’da yatan çete başının yakalanmasının ardından 8 yıl geçmesine rağmen bizi yönetenlerin PKK’nın para kasasına ulaşmamış ve arşivlerini bulamamış olduğunu dile getiren Emekli Albay Sarızeybek, “Şimdiye kadar bulunamadığına göre demek ki bulunmasını istemiyorlar”, dedi.

Terör nedir? Terörist kimdir?

Terör, bir fikri bir siyasi hedefi gerçekleştirmek maksadıyla şiddete başvurmaktır.

Terörist, şiddeti uygulayandır. Dolayısıyla terör ulaşılacak hedefe giden yolları belirler. Terörist ise, sadece bu yolda gidendir.

Buradan hareketle terörle mücadele dediğiniz zaman, o şiddete başvuran, görülen hedefine ulaşmasını engellemek maksadıyla alınması gereken tedbirleri ihtiva eder. Teröristle mücadele ise mevcut silahlı grupların etkisiz hale getirilmesi ve eleman kaynağının kurutulmasıdır.

Bizim ülkemizde ne yazık ki, ne terörle ne de teröristle kelimenin tam anlamıyla mücadele edilmemiştir. Terörle mücadele bir kenara bırakılmış, teröristle mücadelenin ise sadece dağlardaki silahlı kadrosu hedef alınmış.

Eleman kaynakları ise hiç gündeme getirilmemiştir. Bu nedenle 30 yıldır şehit veriyoruz. Şehitlerin sorumlusu bizi yönetenlerdir.

Terörle mücadele denince aklımıza ne gelmelidir?

Terörle mücadele dediğiniz zaman aklınıza şunlar gelmelidir.

  1. İmralı’da yatan terör başı.
  2. PKK’nın DTP gibi siyasi kol ve kanatları.
  3. PKK’nın şehirde gezen silahsız ve sivil elbiseli milis kadroları.
  4. İran ve Irak sınırında ve yurt içinde haraç toplayan kadrolar.
  5. Avrupa’daki PKK cephe teşkilatı.
  6. Irak’taki PKK kampları ve lider kadroları.
  7. PKK’nın finansmanı ve arşivi.
  8. Dağdaki teröristler.

İşte siz benim önem sırasına göre belirttiğim 8 unsurla kararlı bir şekilde mücadele etmezseniz, bu mücadele süreklilik taşımıyorsa ve bu konuda bir plan ve programınız yoksa ne terörle ne de teröristle mücadele edebilirsiniz. Bizim ülkemizdeki yanlışlık burada başlıyor.

30 yıldır biz size 8. sırada belirttiğim dağdaki teröristlerle mücadele bile bizde eksiktir. Çünkü çaresiz insanlarımızın terörist olmasını dahi önleyemeyen bir yönetim işbaşındadır. Gerçeğini öğrenmek isterseniz 1984’ten bu yana PKK’nın eleman temin etmesi önlememiştir. Zira tedbir alınmamıştır. Ne acıdır ki bizi yönetenler ne tedbir alacağını dahi bilmemektedir.

Bunu bilmeden yapıyorsa adı gaflet olur, bilerek tedbir almıyorsa adı ihanet olur.

Terör ve teröristlerle nasıl mücadele edilebiliriz?

İmralı’da yatan çete başı 1999’da yakalandı. Bu cani, yıl 2007, demek ki 8 yıldır PKK terör örgütünü İmralı’dan idare ediyor. İnanmazsanız Hürriyet Gazetesi’nden kovulan Emin Çölaşan’ın yazı arşivlerine bakın. Bu cani avukatları vasıtasıyla gönderdiği talimatlarla bugüne kadar örgütünü idare etmiştir.

Dünyanın hangi ülkesinde görülmüştür ki, bir terör örgütünü idare eden cani cezaevinden örgütünü idare etsin. Bu, yöneticilerimizin konuya ciddiyetle bakmamalarından kaynaklanmaktadır. Örgütsel talimatlarını ileten avukatları tespit edip, suçunu ispat edin, barodan atın, hak ettiği cezayı da verin, göreceksiniz bir daha kimse böyle bir şeye yeltenemez.

PKK’nın DTP gibi siyasi kol ve kanatları?

İnanın bana bu iş komediye döndü. Bu DTP’nin 91 versiyonu HEP (Halkın Emek Partisi) vardı. Bu parti siyasi partiler yasasına aykırı davrandığı için yani ülkemizin bölünmez bütünlüğüne karşı yasadışı faaliyetler yürüttüğü için Anayasa Mahkemesi tarafından 93’te kapatıldı. Aynı yıl DEP (Demokratik Toplum Partisi) kuruldu. Bu partide aynı gerekçeyle kapatıldı. 1994’te HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) kuruldu, bu da kapatıldı. Aynı yıl DEHAP (Demokratik Halk Partisi) kuruldu ama, bu sefer PKK gibi düşünenler uyanık davrandı. Anayasa Mahkemesi’nin kapatacağını anlayınca bu partiyi feshettiler. Yani bugün DEHAP adında bir parti yoktur ama, Anayasa Mahkemesi’nde kapatılma davası görüşülmektedir. DEHAP kapatıldıktan sonra yine PKK gibi düşünenler DTP (Demokratik Toplum Partisi)’yi kurmuşlardır.

Bunlarında ne mal olduğu 9 Kasım 2007 tarihinde yapmış oldukları olağan kongrede ortaya çıkmıştır. Bu adamlar şehitlerimize saygı duruşu yapmayıp, PKK’lı hainlere saygı duruşunda bulunmuştur. İstiklal Marşı’nı okumamışlardır ve üstüne üstlük ülkemizi bölmeye yönelik özerklik taleplerini resmen açıklamış ve parti tüzüğüne almışlardır. Bu oyun 1991’den beri sürmektedir. Herkesin hemfikir olduğu konuşmalar, ‘parti kapatmak çözüm değil’dir.

Doğrudur. Parti kapatmak çözüm değildir. Ama çözüm nedir diye sorarsanız, bizi yönetenlerden hiçbir cevap alamazsınız. Ben size açıklayayım. PKK’nın siyasi kolu olan bu partinin şüphesiz ki PKK ile organik bağı vardır. Yine şüphesiz ki birçok faaliyetleri PKK tarafından finanse edilmektedir.

Polis, jandarma ve Cumhuriyet Savcıları’nın tez elden harekete geçip, öncelikle DTP’nin il ve ilçe teşkilatlarını takibe alması, PKK ile mali ilişkilerinin tespiti, bu teşkilatlar adına çalışan milis kadroların tespiti ve haklarında delil elde edilmesi gerekmektedir. Bu deliller toplandıktan sonra önce Türk Ceza Kanunu’na ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre haklarında işlem yapılması gerekir. Bu işlemden sonra parti kapatılma konusu gündeme gelmelidir.

Siz gerçek suçluları belirlemeden, haklarında adli işlem yapmadan kendi hukukunuza göre tutuklanmaları gerekir ki tutuklamadan doğrudan parti kapatma işlemi yaparsanız bizim yıllar önce seyrettiğimiz filmleri siz de seyretmiş olursunuz.

Tabiî ki şu hususu söylemek isterim ki tutuklularınızı da AB istiyor diye serbest bırakmayacaksınız elbette.

Milislerle mücadele ediliyor mu?

Milisler, PKK’nın bizler gibi insan olarak şehirde gezeni, PKK eylemlerine silah ve ortam hazırlayanı ve gerektiğinde de doğrudan eylem yapanıdır. Bu milisleri ilk bakışta fark edemezsiniz. Bunların istihbarat yoluyla tespit edilmesi gerekmektedir.

Basından takip ettiğimiz kadarıyla milislere yönelik etkin bir mücadeleyi şahsen görmedim. Tabi burada şu husus var. Bu hükümet AB Uyum Yasaları adı altında bir ceza Muhakemeleri Kanunu çıkarmıştır. Bu kanunlar nerede ise polis ve jandarmanın tüm yetkilerini elinden almıştır. AB’de böyle bir yasa yoktur. Dolayısıyla bu hükümetin ne amaçla bu yasayı çıkardığı hususunu çıkarmak gerekir.

Yetkisi olmayan polis ve jandarma milislerle nasıl mücadele edecek? Tüm yetkiler Cumhuriyet Savcıları’ndadır. Polis ve jandarma arama dahi yapamamaktadır. Sonuç olarak milislerle mücadele etkiniz kalmamaktadır. Söylediklerimin doğru olup olmadığını araştırmak isterseniz, bu kanun 2005 yılı Haziran’ında çıkmıştır.

Bu tarihten önce ve sonraki dönemlerde işlenen suçları mukayese edin aradaki artışı göreceksiniz.

İran ve Irak sınır hattındaki kaçakçılık faaliyeti?

1992’de Şemdinli Jandarma Sınır Tabur Komutanı’ydım. Hem İran hem de Irak sınırındaki kaçak patikalarını PKK’nın gümrük gruplarının tutmuş olduğunu ve geçen her kaçaktan haraç aldığını tespit ettim. Şimdi bana neden kaçakçılığı önlemediniz diye sorabilirsiniz. Türkiye İran sınırı 1516 Kasrı Şirin Antlaşmasıyla çizilmiştir. Yaklaşık 500 yıldır bu sınır hattında hiçbir fiziki güvenlik önlemi alınmamıştır.

Bu hudutta bir Allah vardır, bir asker, bir de dağ taş vardır. Asker gücüyle hududun korunması mümkün değildir. Doğudaki coğrafyamız çok zorludur. Dağlar yüksektir, karlıdır. O dağlar o soğukta, o coğrafyada asker çıkartamazsınız, çıkartırsanız ölürler. Bunu kaçakçılar da çok iyi bilir, yöre halkı da çok iyi bilir. Dolayısıyla yasadışı geçişlerin yüzde 100 önlenmesi mümkün olmamaktadır.

Siz fiziksel güvenlik sistemi kurmazsanız kaçakçıda hududu geçer, PKK’da bundan haraç alır. Size bir örnek, şu anki MEB Hüseyin Çelik’in kendi internet sitesinde TBMM’de yapmış olduğu bir konuşma metni vardır. Bu metinde Sayın Çelik şöyle der. PKK’nın İran sınırımızda ve İran tarafında sözde gümrük noktaları vardır. Kaçak hayvan girişlerinden haraç almaktadır. Bu haraç tutarı da 10 Trilyon civarındadır. Bunu söyleyen bir bakan yani bizi yönetenler bu kaçakçılığı önlemediğini ve PKK’nın da bundan faydalanarak haraç aldığını ve bu haraçlarla silah ve mermi aldığını ve bu silah ve mermiyle bizi şehit ettiğini çok iyi bilmektedir. Daha size ne söyleyeyim ben.

Eğer bizi yönetenler söylediklerimi araştırmak istiyorlarsa İran sınırına gitsinler ve hududu bir görsünler, askerimizin bir çayını içsinler.

Avrupa ERNK Teşkilatı?

1984’ten sonra PKK Avrupa’da büro, dernek, vakıf açtı. Örgütsel yayın çıkardı.

Roj Tv hala yayınına devam ediyor. Sayın Başbakanımızda Amerika ve İtalya ziyaretlerinde bunu açık açık söyledi. Ne yazık ki bunu açık açık söylemek terörle mücadele etmek anlamına gelmiyor. PKK’nın bu kolları hala Avrupa’da faaliyet gösteriyor. Benim Başbakanım da AB’ye girmek için uğraş veriyor. Bu işte bir yanlışlık, bir çelişki var. Bunu biz görüyoruz ama, bizi yönetenler görmüyor.

Hadi büroları, dernekleri anladım da PKK’nın Avrupa’daki gurbetçilerimizden haraç toplamasına göz yumulmasını hiç anlayamadım. O gurbetçilerimize yazık değil mi alın teriyle kazandıkları parayı, çaresizlikten PKK’ya vermek zorunda kalıyorlar.

Bizim Avrupa’da diplomatlarımız yok mu? Bunlar ne için maaş alıyorlar? Bunlar ne iş yapar? Türk Milleti bu kadar küçültülebilir mi? Bunların kendilerine saygıları olmayabilir ama, Türk Milleti’ne saygıları yok mu?

PKK’nın para kasası ve arşivleri ve dağdakiler?

İmralı’da yatan çete başının yakalanmasının ardından 8 yıl geçmesine rağmen bizi yönetenler örgütün para kasasına ulaşamamış ve arşivlerini bulamamıştır. Bulurlarsa ne olur? En başta kimin terörist olduğunu, hangi eylemleri yaptığını, hangi istihbarat örgütlerini desteklediğini, kimlerle işbirliği halinde olduğunu, PKK’ya kimin para akıttığını ve kimin PKK’dan para aldığını bilirsiniz. Şimdiye kadar bulunamadığına göre demek ki bulunmasını istemiyorlar.

Dağdaki teröristleri öldürerek bir yere varamazsınız. Ne yapmalıyız, bu belayı savuşturmak için? Bana kalırsa tez elden, her vilayette ıslahevi türünden, yarı hastane yarı hapishane gibi yerler açmalı. Hem cezalarını çekmeli bunlar hak ettikleri, hem de yurttaş ne demek öğretilmeli, bayrak ne demek, vatan ne demek! Bir yandan tedavi edilmeli, diğer yandan ekmek parası kazanabilecek bir meslek öğretilmeli.

Çete başı onları nasıl terörist, katil robot yaptıysa, biz de onları önce insan yapmalı ve insanı sevmeyi öğretmeliyiz. Bunlar dağda kaldığı sürece yerdekilerin gücünü yok edemezsiniz.

İmralı’ya güç veren onlar, Barzani’ye güç veren onlar, DTP’ye güç veren onlar.

Şimdi bir teröristin ölüsü yedi milyon dolar ediyor. Bunu ben demiyorum, Bakan Hüseyin Çelik söylüyor. 200 milyar dolar harcadık, diyor. Bu nasıl iş? Bu paraları insanımızı yaşatmak için harcamış olsaydık, zaten terör hiç olmazdı ki.

Ama ölüsü 7 milyon dolar ediyorsa bir teröristin, o ülkede terör biter mi hiç.

Terörle mücadele adına yaptığımız çılgınlıklar oldu diye bir haberinizi okudum. Neler söyleyeceksiniz?

İhaneti Gördüm isimli kitabımı 2007 yılının Eylül ayında yazdım ve okurlarıma sundum. Cumhuriyet Gazetesi’nden bir yazar beni aradı ve kitabımla ilgili yazı yazacağını söyledi. Bende kitapta yazılanların hepsine kefilim dedim ve yazı yayınlandı, okudum, beğendim.

Ertesi gün Yeni Şafak, Zaman ve Sabah Gazetesi, Cumhuriyet’te çıkan haberden bir cümle alıntı yaparak konuyu manşetlerine taşıdılar. Onların haberine göre biz Şemdinli’de halkın üzerine ateş açmışız. Bizim daha ne oluyor dememize fırsat kalmadan bir de baktık ki PKK’nın internetteki siteleri bunu haber olarak geçmişler ve bu haberde bizim gibi terörle mücadele eden insanları sanki halka ateş ettiği yolunda yorum yapmışlar. Bu olay kamuoyu için çok önemlidir.

Büyük bir haber kirliliği vardır. Doğru haberler çarpıtılmaktadır.

Kısacası Türk Milleti’nin ordusunu kendilerine hedef seçmiş hain insanların ordumuza ve onun mensuplarına bir iftira atabilmek için fırsat kolladıkları ortaya çıkmıştır.

Oysaki kitabımın Şemdinli ile ilgili bölümünde halka ateş açmayı bırakın aksine orada yaşayan vatandaşlarımızın Mehmetçik’e ne denli destek verdikleri ve bu uğurda seve seve ölüme gittikleri açık açık tarafımdan anlatılmıştır.

O dönem bizim gurur duyduğumuz bir dönemdir. Halkla bütünleşerek terörle mücadele ettik ve başardık. Bundan da mutluyum. Okurlarımızdan bir isteğim var.

Basında yer alan her habere inanmasınlar, lütfen kaynağını araştırsınlar.

 

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.