GÜNÜN SÖZÜ

Siyaset adamı rüzgara göre yelken açar; devlet adamı ise inandıkları uğruna politikalar yapar. Yavuz Bülent Bakiler

23 Ağustos 2019 21:06 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Şuralar » Aydınlar Ocağı Dernekleri 21. Şurası

Aydınlar Ocağı Dernekleri 21. Şurası Sonuç Bildirisi

Samsun Aydınlar Ocağı'nın ev sahipliğinde 18-19 Mayıs 2002 tarihlerinde "Aydınlar Ocağı Dernekleri 21. Şura Toplantısı" yapılmıştır.

Şuramızın tarihi ve yeri tesadüfen seçilmiş değildir. Büyük Atatürk'ün Türk Milleti ile bir bütün olarak Millî Mücadele'yi başlatmak üzere Samsun'a çıkışı çok önemli bir tarihi olaydır. Samsun'a çıkış Millî bağımsızlık ateşinin, Millî Mücadeleye olan inanç ve imanın her türlü teslimiyetçi ve mandacı görüşü paramparça ettiği bir tarihtir. İmkânsızlıklar içinde, Millî Mücadeleyi kazanan ve Türkiye Cumhuriyetini kuran başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu topraklar altında yatan nice isimsiz kahramanı, aziz şehitlerimizi, binlerce Topal Osman'ı saygı ve rahmetle anarız. Onların torunlar olan bizlerin de tercihi milli mücadele ve Kuvay-i Milliye çizgisidir. Bu mücadele bugün de günümüz şartları içinde sürmektedir. Türkiye'den yana olanlar, önümüze çıkarılan etnik tuzakları fark ederek milli mücadele yıllarında olduğu gibi omuz omuza vermelidirler. Bugünkü tarihi görevimiz budur.

Dünyada iki kutuplu siyasi denge dağıldığından bu yana tarih, önü açılan Millî devletlerle küresel güç ve blokların mücadelesine sahne olmaktadır. Dün Osmanlıya kefen biçenler, bugün Cumhuriyet Türkiye'sini hedef almışlardır. "Şark Meselesi" sürmekte, farklılıklar abartılmakta ve kutsallaştırılmaktadır. Anadolu coğrafyası etnik ayrımcılık görüntülü , örtülü bir çağdaş haçlı seferine sahne olmaktadır. Türkiye, küreselleşmenin ideolojisi olan çok kültürlülük zorlamaları ile milletleşmeden kalabalıkların birlikteliğine geçmeye zorlanmaktadır. Bunda mahalli diller kullanılmaktadır. Müslüman ve Hıristiyan yeni azınlıklar sosyal gerçeklerimize rağmen, A.B. Katılım Ortaklığı Belgesinde dayatılmaktadır.

Kısaca Türkiye Millî devlet yapısı , ekonomik bünyesi bozularak ve iddialı bir devlet olmaktan uzaklaştırılarak AB'ne alınmak istenmekte, K.K.T.C. ve Kıbrıs Türkü yok farz edilmekte ve azınlık haline sokulmaya çalışılmaktadır.

Diğer taraftan, Kürtçe yayın tuzağı ile iç ve dış çevrelerce bütünleşmenin önü kesilmekte, dil etnikliği belirleyen tek faktör gibi gösterilmektedir.

Dünyanın yeniden şekillendirildiği, paylaştırıldığı zaman diliminde 21.Şurayı yapıyoruz.

Alınan bazı kararlar aşağıdaki gibidir:

  • Ekonomik bağımsızlık, siyasi bağımsızlıkla bir ele alınmalıdır. Ekonomik krizleri Türkiye aşacak kararlılıkta ve güçtedir. Önemli olan ülkeyi aynı noktaya getirmemek ve iyi yönetebilmektir. Maalesef Türkiye IMF ye mecbur bırakıldı. Yolsuzluk ve hortumlamalar da bunu destekledi. Ekonomik sorunun siyasi boyutunun olduğu görüldü. İktisadi politika IMF yörüngesinden uzaklaştırılmalıdır. İç ve dış borç yükü azaltılmalı, bunun dış politika üzerindeki ipotekler kaldırılmalı, krizlerin sosyal maliyeti de düşünülmelidir. Kapanan işyerleri, artan intiharlar, ruhi bozukluklar, artan boşanmalar, işsizlik, fakirleşme ve küçülen ekonomi bizim sorunlarımızdır.
  • Kriz ahlaki çöküntüye sebep olmuştur. Çözüm reel sektörün desteklenmesi, üretim ve ihracat artışıdır. Tarım ve sanayi politikamız dış dayatmalardan kurtarılmalı, "üretme, ithal et" anlayışı terk edilmelidir. Büyüme yolunda mesafe alınmalı, sadece enflasyonu düşürme politikalarının yeterli olamayacağı fark edilmelidir.
  • Tütünümüz, şeker pancarımız, fındığımız ve diğer tarım ürünlerimiz üzerindeki dış dayatmalarca alınan kararlar gözden geçirilmelidir.
  • Bürokrasimizi ve siyasi karar vericileri dışlayan yüksek maliyette çalışan "üst kurullar" daha ne zamana kadar egemen olacaklardır?
  • Türkçe'nin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması esastır. Aydınlar ve siyasetçiler kötü örnek olmamalıdırlar. Yerleşmiş ve kabul görmüş Türkçe dışlanarak Türk Dünyası ile anlaşma sağlanamaz.
  • Yüksek öğrenimde yabancı dille eğitim ve öğretim sadece Türkçe'ye, Türk dünyasına ve Türk kimliğine saygısızlık değil, küresel itaatin ve "küresel entelektüel bağımlılığın" bir gereğidir ve terk edilmelidir. İlim dili olarak Türkçe daha da zenginleştirilmelidir ve yabancılaşma önlenmelidir.
  • Türkiye'nin bir Kürt ve Ermeni sorunu yoktur. Bu sorun Kürt ve Ermeni'leri kullanmak isteyen iç ve dış çevrelerin sorunlarıdır. Vatandaşların görüşleri ile işbirlikçilerin tezleri taban tabana zıttır.
  • Manevî değerlerin yıpranması ve maksatlı yıpratılması misyonerlere rahat çalışma sahası yaratmıştır. Misyonerlerin hedefi 1071 ve 1453'ün rövanşını almaktır. Hedef Anadolu'da Türk kimliğidir.
  • RTÜK yasası basın tröstlerini, tekellerini daha da güçlendirici olmuştur. Basının, basın dışı amaçlar için kullanılması ve bu yolla demokrasinin yıpratılması kabul edilemez.
  • Kuzey Irak'ta Türkmenleri dışlayan bir çözüm insan haklarını hiçe saymaktır ve ikinci Habur sınır kapısı açılmalıdır. Türkiye, Türkmen politikasını yeniden gözden geçirmeli ve güney sınırında ağırlığını hissettirmelidir.
  • BM denetiminde Kıbrıs görüşmelerinde "yumuşama" göstermesi gerekenler Rum kesimidir. Rum liderlerden talep edilmeyen istekler KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'tan istenmemelidir. Kamuoyu desteğine sahip sayın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş gerekli olanı yapmıştır ve yapmaktadır. AB temsilcisi hanımın Türkiyesiz ve Denktaşsız çözüm isteği diplomatik bir saygısızlık ve haddini fazlaca aşmaktır. Bu hanım görev süresi dolmadan sınır dışı edilmelidir. Bir işveren kuruluşunun da bu hanımla fikir birliği içinde aynı görüşü paylaşmış olması üzücü ve düşündürücüdür.
  • Türkiye yaşadığı bölgede, etrafında barış çemberi oluşturmak için komşu ülkeler ile ilişkilerini geliştirmelidir. Türkiye, Türk Cumhuriyetleri, özerk Türk bölgeleri ve akraba topluluklar ile kültürel ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeli ve güvenlik çemberini güçlendirmelidir.
  • Bölücülük hareketlerinin siyasallaşma sürecine girmesine fırsat verilmemeli, zamanında karşılıklar düşünülmeli ve tedbirler alınmalıdır.
  • Doğu Karadeniz ve Kafkasya üzerindeki oyun ve tezgahlar iyi takip edilmeli ve caydırıcı olunmalıdır.
  • Eğitimde düşen kalite, vatandaşlık bilincini zayıflatmakta, ülke çıkarlarını koruyamayacak nesiller doğurmaktadır. Cumhuriyet, ona yönelmiş tehlikeler fark ettirilerek korunabilir. Milli Eğitimde Türk kültürüne ve tarihine bir bütün olarak bakılmalıdır. Ders kitapları milli kimlik verebilmelidir
  • Vakıflar yasası tekrar gözden geçirilmeli, sivil toplum kesimi daraltılmamalı ve azınlık vakıflara yeni imtiyazlar tanınmamalıdır. Yeni haklar tanınarak Lozan delinmemelidir.
  • Filistin'de soykırım uygulayanlar insan hakları ihlâllerine sebep olmuşlardır ve Dünyanın gözü önünde yüzlerce insan katledilmiştir. Ortadoğu barışında Türkiye aktif rol almalı ve sürdürmelidir.
  • Gelişmiş ülkeler arasında teknoloji yarışı devam etmektedir. Her ülke bilim ve teknolojide daha ileriye gidebilmek için beyin güçlerini en rasyonel biçimde değerlendirecek bilim politikaları izlemektedir. Bu çerçevede ülkemizde de geleceğin bilim adamlarını yetiştirmek için, kaynak oluşturan İlk Öğretim çağındaki çocuklarımızı bilime teşvik edecek ciddi plan ve projelerimizin olması gerekir.
  • TÜBİTAK bünyesinde bir "İlk Öğretim Çocuklarını Bilime Teşvik Grubu" oluşturulmalıdır. Bu grup üniversiteler ve Milli Eğitim Bakanlığı ile irtibatlandırılmalı ve yurt çapında bu grubun temsilcilikleri olmalı, yetenekli çocuklarımızın gelecekte bilim adamı olması için onlara zemin hazırlandırılmalıdır. Türkiye bilim ve teknoloji motorunu oluşturacak bilim adamı yetiştirmeye mutlaka İlk Öğretim çağındaki çocuklardan başlamak zorundadır.
  • Din ve vicdan hürriyetini zedeleyici, birlik ve beraberliğimizi zayıflatıcı davranışlardan kaçınılmalıdır.
  • Uyuşturucu ve zararlı madde terörüne karşı aileler, din görevlileri ve eğitimcilere görev düşmektedir. Bu konuda özendirici olunmamalı ve yanlış yönlendirilmelere fırsat verilmemelidir. Görüntülü basında normal dışı sapma davranışlar, tabii ve ideal olarak gösterilmemelidir.
  • Kültür tarihimizi ve belgelerimizi değerlendirebilmek bakımından Osmanlıca seçimlik ders olarak okutulabilir.
  • Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL(İstanbul)
  • Doç. Dr. Mehmet ERKAN (Afyon)
  • Av.Yusuf ÖZTÜRK (Alanya)
  • Dr. Zülfikar ÖZKAN (Anadolu)
  • M. Yüksel ŞENOL (Bakırköy)
  • Özgen KESKİN (Bursa)
  • Mehmet MEMİŞ (Giresun)
  • Dr. Kemal TEKDEN (Kayseri)
  • Ahsen OKYAR (Kocaeli)
  • Av. Mehmet Ali UZ (Konya)
  • Av. Tevfik KARABULUT (Ordu)
  • Prof. Dr. Musa TAŞDELEN (Sakarya)
  • Prof. Dr. Hüseyin PEKER (Samsun)
  • Prof. Dr. Ö. Fahrettin GÖZE (Sivas)

Şuraya Katılan Kocaeli Aydınlar Ocağı Heyeti

  • Nursel – Zeynep Gökçen – Ahsen Okyar
  • Ayla – Ahmet Şimşek
  • Gül – Özlem – Özge – Selçuk Arslan
  • Halil Kıvrıkoğlu
  • Hasan Ayaz
  • Mustafa Toka
  • Dnt. Ömer Erdal
  • Ruhittin Sönmez
  • Doç Dr. Yüksel Korkmaz

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.