GÜNÜN SÖZÜ

Büyük zekâlar kavramları, orta zekâlar olayları, küçük zekâlar, insanları tartışır. La edri

09 Aralık 2019 16:00 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Şuralar » Aydınlar Ocağı Dernekleri 36. Şurası

Aydınlar Ocağı Dernekleri 36. Şurası Sonuç Bildirisi

Aydınlar Ocağı Dernekleri 36. Büyük Şûrâsı 29 Nisan-01 Mayıs 2011 tarihleri arasında Ordu Aydınlar Ocağı Başkanımız Av. Tevfik Karabulut'un ev sahipliğinde, 28 Ocağımızın katılımı ile gerçekleştirilmiştir.

Aydınlar Ocağı, kurulduğu tarihten bu güne kadar yurt ve dünya meselelerini, aklın ve bilimin ışığında değerlendiren, Türk Milletinin menfaatlerini her türlü endişenin üstünde tutan, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, devletin kuruluş felsefesini ve amacını benimseyen ve savunan, dıştan kumandalı ve destekli olmayan yerli ve milli bir sivil toplum kuruluşudur. "Ne mutlu Türküm diyene" sözünde ifadesini bulan Türk milliyetçiliği anlayışına yürekten bağlı olan Ocağımız, bütün imkânsızlıklara rağmen; Milli Mücadeleyi kazanan ve onu Cumhuriyetle taçlandıran Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, bu toprakları kanları ve canları pahasına vatan yapan şehitlerimizi ve gazilerimizi minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz.

36. Büyük Şûrâmız; Türkiye'nin toprak bütünlüğünün, devlet şekli ve üniter yapısının, Anayasa'nın değiştirilemez maddelerinin tartışmaya açıldığı, ileri demokrasi adı altında "çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli" yapay bir devlet modeli ve egemenliğin paylaştırılmasının kabul ettirilmeye çalışıldığı, etnik taassubun milli birlik ve bütünlüğün önüne geçirildiği, terör hareketlerinin siyasileştiği, sivil itaatsizlik adı altındaki kalkışma eylemleri ile devlet otoritesinin yıpratıldığı ve Türk Milletine gözdağı verilmeye çalışıldığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin yıpratıldığı, Anayasamızın özü ve ruhu ile tamamen değiştirilmeye çalışıldığı, yargının yandaşlaştırılarak yargı bağımsızlığının büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı, Osmanlı coğrafyasını oluşturan birçok ülkede eski adıyla "Büyük Ortadoğu Projesi" yeni adıyla "Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu İnisiyatifi" projesinin uygulamaya konularak, ülkenin yol ayrımına getirildiği bir dönemde, demokrasimiz için son derece önemli olan 12 Haziran 2011 genel seçimleri öncesinde gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, 36. Büyük Şuramızın, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu ana meseleler üzerindeki tesbit ve teklifleri aşağıda belirtilmiştir:

  1. Anayasamız dış telkinlerle değiştirilmeye, Türkiye'yi Türkiye yapan değerler sarsılmakta, milli devletimizi kuran iradeye karşı savaş açılmaktadır. Bu savaş "demokratikleşme" ve "sivilleşme" adı altında gizlenmektedir. Hâlbuki Yeni Anayasa toplumsal ihtiyaçtan doğmamaktadır. Eğer anayasa değişikliği bir zaruretse, bu süreçte geniş mutabakat aranmalı, ülkenin gerçek ihtiyaçları ve millî çıkarları esas alınmalıdır. Anayasada, eşitlik prensibinden vazgeçilemez, hiç kimseye imtiyaz tanınamaz, milli egemenliğe ortak aranamaz.
  2. Başkanlık sistemiyle demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla işletebilmek zorlaşacak, TBMM fonksiyonunu ve tarihi amaç ve görevini kaybedecek ve Tek Adam egemenliği ortaya çıkacaktır. Aydınlara düşen görev; parlamenter sistemi daha iyi işletecek mekanizmaları gündeme getirmektir. Bunun yerine, bizim yapımıza uymayan sistemleri tartışmak ülkeye hiçbir fayda sağlamayacak, aksine siyasi istikrarı bozacaktır.
  3. İleri demokrasinin kurulabilmesi ve temsilde adaletin sağlanması için, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu'nda köklü değişiklikler yapılmalı, milletvekili dokunulmazlığı, kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılmalıdır. Seçim sonuçları, ABD'li yazılım şirketinin insafına ve tercihine terk edilmemelidir.
  4. Hukuk devleti ilkesi korunmalı, hukuki işlemlerde hukukun üstünlüğü esas alınmalı ve uluslararası hukuk kurallarına uyulmalı, hukukun siyasallaştırılmasına izin verilmemeli, hukuk devleti, parti devletine dönüştürülmemelidir.
  5. Fikir, düşünce ve basın hürriyeti alanlarında önemli baskı ve sindirme olayları görülmekte, dinleme ve dinlenme gibi hoş olmayan ve demokrasi ile bağdaşmayan örnekler normal kabul edilmektedir. Bir an önce bu hukuk dışı eylemlere son verilmeli, sorumlular bulunarak yargıya teslim edilmelidir.
  6. "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı" ve "Türkiyelilik" kavramları isimsiz ve sıfatsız tanımlardır. Benzerleri hiçbir ciddi devlette ne millî kimlik; ne de üst kimlik olabilir. Böyle bir yaklaşım, bölücü-ırkçı terörden çok daha tehlikelidir.
  7. Özerklik, ayrı bayrak, ayrı güvenlik gücü isteyen ve her fırsatta kamusal ve sivil alanda Kürtçe konuşma şımarıklığını gösteren, sivil itaatsizlik adı altında Türk Devleti ve Milletine gözdağı verme cüretini gösteren bölücü terör çetelerinin siyasi ve sivil uzantılarının, son günlerde artarak gündeme getirdikleri "Anadilde eğitim" ve "Kürtçenin ikinci resmi dil olarak kabulü" dayatmaları doğrudan doğruya bağımsızlık ve egemenlik haklarımıza karşı yapılan bir saldırıya dönüşmüştür. Dil, bayrak gibi egemenliğin en önemli göstergelerindendir. Aynı zamanda milletin anlaşmasını sağlayarak, birlik ve bütünlüğü sağlayan en önemli tabii araçtır. Dünyanın her yerinde devletlerin, kaç etnik unsurdan oluşursa oluşsun, tek resmi dili ve tek eğitim dili vardır. Bunun en güzel örneği çok uluslu bir yapıya sahip olan ABD'dir. Zira ABD'nin resmi ve eğitim dili İngilizcedir. Ayrıca unutmamak gerekir ki, tarih boyunca kurulan bütün Türk Devletlerinin resmi dili Türkçedir. Bu sebeple Anayasanın değiştirilemez maddeleri arasında bulunan "Türk Milletinin resmi dili Türkçedir" ifadesi tartışmaya dahi açılmamalıdır. Her ne kadar "dili kurum yapmaz, millet yapar" ise de bu tür çabaların ayrı bir dil yaratma projesi olduğu da aşikârdır.
  8. İktidarın, sırf ticari çıkar hesaplarıyla, çoğu 1959 Türkmen katliamına katılan ve yıllarca PKK'ya yataklık yapan Irak Devleti ve Irak'ın Kuzeyindeki oluşumun yöneticileriyle girdikleri samimi ilişki ve işbirliği, şu anda fiilen işgal altında bulunan Irak Türkmenlerinin aleyhinde gelişmektedir. İktidarın en kısa zamanda bu tutumdan vazgeçerek, Irak Türkmenlerinin menfaatlerini korumayı esas alan bir politikayı en kısa zamanda hayata geçirmelidir. Irak'ın toprak bütünlüğü tezi unutulmamalıdır.
  9. Türk dış politikasının yönü, maceralar ve belirsizliklerle dolu Ortadoğu yerine, Türk Dünyası odaklı olmalıdır. Ayrıca Türk Dünyasında ortak bir Türkçenin kullanılması ve iktisadi işbirliği çalışmaları yapılmalıdır.
  10. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) gerçeği, siyasi ve kültürel bir varlık olarak korunmalı, egemenlik haklarına saygı gösterilmeli, Türkiye'nin anlaşmalardan doğan haklarından vazgeçilmemelidir. KKTC üzerindeki politik ve ekonomik yalnızlaştırmanın kaldırılması için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.
  11. Anayasa değişikliği kapsamında gündeme getirilen konulardan biri de, Anayasa'daki din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması ve hatta kaldırılmasıdır. Bunun gerçekleşmesi halinde "korsan din eğitimi" yoluyla dinimiz menfaat odaklı ve yanlış olarak öğretilecek, milli birlik ve beraberliğimiz bozulacaktır. Bu nedenle Anayasa'nın bu hükmü aynen korunmalıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün hayata geçirdiği kurumlardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Devlet adına dini kurumların işleyişini ve din adamlarının görev ve sorumluluklarını düzenleyen Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılması istenmektedir. Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde, toplum büyük bir çatışma ve karmaşa ortamına sürüklenecektir. Bu sebeple Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılması yerine, bu kurum üzerindeki siyasi etki ve baskılara son verilmeli ve özerk bir kurum haline getirilmelidir.
  12. Milli kültürümüzün ayrılmaz bir parçası ve Türk Milletinin Peygamberimiz Hz. Muhammed'e sevgisinin veciz bir ifadesi olan Süleyman Çelebi'nin "Mevlid" isimli muhteşem eserinin "Kantant" adıyla kilise müziği şeklinde üç yüz kişilik koroyla icra edilmesi büyük bir garabettir. Bu çalışmanın hali hazırda dinler arası diyalog yoluyla sürdürülen "üç dinli, Hz. Muhammedsiz ve Kur'an'sız İslam" projesinin  bir parçası olup olmadığı zihinleri kurcalamaktadır. Muhafazakârlık iddiasında bulunan çevrelerin, yeni eserler üretmek yerine, zengin babanın mirasyedi çocukları gibi mevcut değerleri yozlaştırmaya çalışması büyük bir samimiyetsizlik örneğidir.
  13. Ülkenin en güvenilir kurumlarından biri olan ÖSYM, birçok kurum gibi güvenilirliğini kaybetmiştir. KPSS ile başlayan kopya ve hatalar zinciri, YGS ve ALES ile devam etmiştir. 1.7 milyon öğrencinin istikbalini ilgilendiren YGS'deki şifre ve kişiye özel kitapçık hazırlanması sonucunda oluşan şaibe ortamında, başta ÖSYM başkanı olmak üzere, yöneticilerin sorumsuz ve pişkin tutum ve davranışları tahammül sınırlarını aşmış, hatalı puan hesabı ile de katmerlenmiştir. Konunun mağduru olan gençlerin feryatları ve haklı tepkilerinin komplo teorileriyle izah edilip tehdit edilmeleri ise; büyük bir akıl tutulmasının yansımalarıdır. Yapılması gerekenler muhataplarınca derhal yerine getirilmelidir.
  14. Devletin resmi radyo ve televizyon kurumu olan TRT, son dönemde tamamen siyasi iktidarın yandaşı bir yayın politikası gütmektedir. TRT'nin başta haber programları olmak üzere, birçok programda subjektif ve yanlı yayın yapması geçmişin demir perde ülkelerindeki uygulamaları hatırlatmaktadır. TRT, mutlaka devletin kurumu olmalıdır.
  15. Türkiye ekonomisi, cari açığı kapamak için İMF kıskacından sıcak para girdabına sokulmuştur. Bu ülkeyi ipotek altına sokan ucuz ve tehlikeli bir politikadır. Ekonomideki %8.9 gibi oldukça yüksek ve tartışmalı büyüme rakamına rağmen, işsizliğin azalmadığı görülmektedir. Büyüme, gelir dağılımını daha da kötüleştirmektedir! Orta sınıfın çöküşünün liberal ütopyalarla normal karşılandığı bir ortamda, dar ve sabit gelirliler perişan olmakta, esnaf AVM'ler karşısında can çekişmektedir. Sanal gelirlere güvenerek tüketim hırsı, kredi kartı rezaletleri huzuru ve ahlakı bozmakta, yuvaları yıkmaktadır. TUİK'e göre, harcamalar yöntemiyle GSYİH paylarında maaş ve ücretlilerin payı 2001'de %7.1 iken, 2010'da %4.9'a gerilemiştir. Bu örnek gerçekleri örtmenin mümkün olmadığını göstermektedir.
  16. Reel sektörün atardamarı olan bankalarımızın önemli bölümü yabancıların eline geçmiştir. Bu durumda Türkiye, lider ve politika tayin eden bir ülke olamaz. Ekonomileri üzerine ipotek konan ve yabancılara çalışan ülkelerde, yabancı payı %50'lerin üzerinde olup, bu pay Türkiye'de %60'lara dayanmıştır. Milli ihtiyaçlara göre yeni Bankalar Kanunu çıkarılmalıdır.
  17. KOBİ'lerin desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu yolla yerli sanayi korunmalı, üretim desteklenmeli, dış ticaret açığını arttıran ithalata dayalı anlayıştan uzaklaşılmalıdır. Ayrıca AR-GE çalışmalarına önem verilmeli ve desteklenmelidir.
  18. Orta tabakayı güçlendiren iktisadi politikalara ağırlık verilmelidir. Bu kapsamda asgari ücret arttırılmalı, devletin sosyal fonksiyonları bilhassa eğitim, sağlık ve ulaştırma alanlarında korunmalıdır. Vasıtalı vergiler azaltılarak, vatandaşın yükü hafifletilmelidir.    Türkiye, petrol ürünlerinin Dünyada en pahalı satıldığı ülke olmaktan çıkarılmalıdır.
  19. Doğu Karadeniz, kanser hastalığının tavan yaptığı, tarım ve hayvancılığın gerekli desteği görmediği, yatırımsızlık dolayısıyla sürekli göç veren, siyasi misyonerliğin ve Anadolu'dan kovduğumuz emperyalist Batılı güçlerin göz koyduğu bir bölgemizdir. TUİK'in 2008 yılı "bölgesel gayri safi katma değer" hesaplarında Ortadoğu Anadolu %2.3, Kuzeydoğu Anadolu %1.5, Orta Anadolu %3.9 bir paya sahipken, Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anadolu'dan (%4.4) da düşük bir paya sahiptir (%2.6).
  20. Ülkemizin önemli bir gerçeği de, iller ve bölgelerarası göçlerin yoğun olarak yaşanmasıdır. Bunun sebebi, yatırımlardaki bölgelerarası dengesizlik ile coğrafi şartlardaki farklılıklardır. Göç yoğunluğunu önlemek için, yatırımlarda bölgelerarası dengesizlik ortadan kaldırılmalı, tarım ve hayvancılık çeşitli teşvikler ile desteklenmelidir.
  21. Türk tarımını kendi başına bırakmak yerine, üretimi ve kaliteyi arttırıcı destekler sağlanmalı, yanlış tohum politikası terk edilmelidir. GDO'lu (genetiği değiştirilmiş organizma) ürünlerin sağlık açısından taşıdığı riskler sebebiyle üretimi ve ülkemizdeki kullanımı yasaklanmalıdır. Özellikle fruktozlu ya da şekerli gıdaların kullanımı, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, azaltılmalıdır. Gıda güvenliği ve tüketici hakları konusunda yeni gelişmelere paralel olarak en kısa zamanda gerekli yasal altyapı oluşturulmalı, halkın sağlığı ile oynanmasına engel olunmalıdır.  Okul çağındaki çocuklarımızın, endüstriyel ürünleri fazla kullanmamaları konusunda eğitilmeleri gerekmektedir.
  22. HES (hidro elektrik santral)'lerin kurulmasıyla elde edilecek enerji, Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılamaktan çok uzaktır. HES'ler, hem ülkenin su kaynaklarının tükenmesine, hem de ekolojik dengenin bozulmasına yol açacaktır. Bunun yerine, nükleer enerjinin kullanılması, ülkemiz için daha yararlıdır. Bu konuda, doğru nükleer teknolojinin, uygun yer seçilerek kurulması önem arz etmektedir.
  23. Yüzbinlerce öğretmen adayı atanmayı beklerken, 40 bin yabancı öğretmen ithalinden vazgeçilmelidir. Çünkü bu durum, atama bekleyen öğretmen adaylarını mağdur etmekte, görevde bulunan öğretmenlerin de onurunu zedelemektedir.
  24. Gençlerimizin daha sağlıklı bir eğitim yapabilmeleri ve bazı art niyetli çevrelerin peyki olmamaları için, orta ve yüksek öğretimde yurt ve burs ihtiyaçları tamamen devletçe karşılanmalıdır.

36. Büyük Şuramız; bütün olumsuzluklara, Milletimize ve Devletimize karşı kurulan haince tuzaklara, milli varlığımıza ve bütünlüğümüze yönelik fütursuzca saldırılara rağmen, devletin kuruluş felsefesi ve ilkeleriyle, milli ve manevi değerlerimizin korunduğu ve geliştirildiği, insan hak ve özgürlükleri ile ahlaki değerlerin ön plana çıkarıldığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olduğu, ülkemizin maddi kaynaklarının öncelikle insanımızın ve ülkemizin ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanıldığı, demokratik ve parlamenter düzenin bütün unsurlarıyla hayata geçirildiği takdirde Türkiye Cumhuriyeti'nin yeniden istikrarlı ve güçlü bir konuma kavuşacağına ve 12 Haziran seçimlerinin bunun için önemli bir fırsat olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bizler çocuklarımıza birbirinden rövanş ve öç almak peşindeki siyasi güçlerin kısır mücadelelerini miras olarak bırakmak istemiyoruz. Tek isteğimiz, ülkemizin ekonomik, kültürel ve siyasi yönden güçlü olması ve milli birlik ve bütünlüğümüzün korunmasıdır.

Aydınlar Ocaklarının Türk Milliyetçisi ve Türkiye sevdalısı değerli üyeleri, böyle bir ortamın oluşmasında üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirme irade ve kararlılığında olduklarını Yüce Türk Milletine bir defa daha açıklamayı, milli bir görev bilmektedirler. Bu duygularla Milletimizin ve Türk milliyetçilerinin 3 Mayıs Türkçüler Bayramını kutlarız.

 

 

  • Aydınlar Ocağı Genel Merkezi
  • Adana Aydınlar Ocağı
  • Adıyaman Mimar Sinan Aydınlar Ocağı
  • Amasya Aydınlar Ocağı
  • Anadolu Aydınlar Ocağı
  • Avrupa Yakası Aydınlar Ocağı
  • Balıkesir Aydınlar Ocağı
  • Bursa Aydınlar Ocağı
  • Darıca Aydınlar Ocağı
  • Harput Aydınlar Ocağı
  • Iğdır Aydınlar Ocağı
  • Isparta Aydınlar Ocağı
  • İnegöl Aydınlar Ocağı
  • Kocaeli Aydınlar Ocağı
  • Konya Aydınlar Ocağı
  • Kütahya Aydınlar Ocağı
  • Malatya Aydınlar Ocağı
  • Manisa Aydınlar Ocağı
  • Niğde Aydınlar Ocağı
  • Nizip Aydınlar Ocağı
  • Ondokuz Eylül Aydınlar Ocağı
  • Ordu Aydınlar Ocağı
  • Sakarya Aydınlar Ocağı
  • Samsun Aydınlar Ocağı
  • Sinop Aydınlar Ocağı
  • Sivas Aydınlar Ocağı
  • Tekirdağ Aydınlar Ocağı
  • Trabzon Aydınlar Ocağı

Şuraya Katılan Kocaeli Aydınlar Ocağı Heyeti

Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı Ahsen Okyar, Eşi Nursel Okyar ve kızları Zeynep Gökçen Okyar, Ziraat Mühendisi Hasan Uzunhasanoğlu ve eşi Emine Uzunhasanoğlu, Av. Ruhittin Sönmez ve eşi Dr. A. Gülden Sönmez, Harita Mühendisi Ali Kahraman ve eşi Asuman Kahraman, Bilgisayar Programlama Uzmanı Yunus Özen ve eşi Bilgisayar Öğretmeni Göksu Özen, İSKİ Eski Yönetim Kurulu Üyesi Musa Ordu ve eşi Reyhan Ordu, İnşaat Yüksek Mühendisi Mithat Bora Bulut ve eşi Çevre Mühendisi Fulya Bulut, İş adamı Ahmet Barlak ve eşi Figen Barlak, Sündüs Mutlu, Yeminli Tercüman Cemal Barış, Mali Müşavir Hamit Akbulut.

Ayrıca, Balıkesir Aydınlar Ocağı Başkanı Recep Sabit ile Sakarya'dan da yine Ocak Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Cerrahoğlu ve eşi Emel Hanım, İnşaat Mühendisi Cengiz Aslan ve eşi Perihan Hanım, Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı (TÜRKAV) Sakarya Şubesi Başkanı İsmail Hakkı Serdaroğlu ve eşi Nurcan Hanım Kocaeli ekibine dâhil oldu.

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.