GÜNÜN SÖZÜ

Büyük zekâlar kavramları, orta zekâlar olayları, küçük zekâlar, insanları tartışır. La edri

09 Aralık 2019 16:30 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Şuralar » Aydınlar Ocağı Dernekleri 29. Şurası

Aydınlar Ocağı Dernekleri 29. Şurası Sonuç Bildirisi

Aydınlar Ocağı Dernekleri 29. Büyük Şurası tarihi geleneğimize uygun olarak 27-29 Nisan 2007 tarihleri arasında Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir.

29. Büyük Şuramız Dünyanın adeta çivisinin çıktığı, küresel çapta belirsizliklerin ve istikrarsızlıkların arttığı, önü açılmış milli devletlerin bir takım yeni tip kuşatma ve tuzaklarla karşı karşıya bırakıldığı bir döneme rastlamaktadır. Bu belirsizlik ve istikrarsızlıklar, bizzat küresel güç tarafından sınırların değiştirilme çabaları, millî devletlerin sosyal yapılarının bozulma gayretleri ve ülkelerin fark edilmeden ele geçirilme gayretleriyle birlikte yürütülmektedir.

Bu karmaşa ortamı Türkiye’yi de etkilemektedir. Dünyaya küresel güç ve blokların çıkarlarına uygun bir şekil verilmeye çalışıldığı bu ortamda; ülkemiz, iki kutuplu dengenin sürdüğü Soğuk Harp dönemlerindeki kadar rahat ve şanslı değildir. Demokratikleşme ve insan hakları örtüsü altında milli kimliğimiz ve inanç dünyamız çeşitli saldırılarla karşı karşıyadır. Bir taraftan Batı Bloku’nun tehlike anlayışındaki değişme ile İslâm’ın hedef alınması, İslâm’la terörün özdeşleştirilmesi; diğer taraftan Orta Doğu, Balkanlar ve Avrasya ile ilişkileri itibariyle Türkiye’nin hedef yapılması yeni tartışma alanları açmaktadır. Hiçbir ciddi devletin tartışmadığı ve tartıştırmadığı konular ülkemizde tartıştırılmaya çalışılmaktadır. Bizi biz yapan mutabakat noktalarımız saldırı hedefi haline getirilmektedir.

Din değiştirmenin çok ötesinde siyasi amaçlar taşıyan egemenlik ve bağımsızlık haklarına değişik bir saldırı çeşidi haline gelen misyonerlik, Anadolu topraklarında güç kazanmaya çalışmaktadır. Kiliselerin ve mezheplerin birleştirilerek, dayanışma sağlanarak Avrasya’nın ve Orta Doğu’nun Hıristiyan-laştırılması hedeflenmektedir. Misyonerlikle Hıristiyan vatandaşlarımızın hakları birbirine karıştırılmamalıdır. Garip bir hoşgörü anlayışıyla ve hayali bir AB üyeliği peşinde olmadık tavizler verilmektedir. Ahlâki değerlerimiz, aile hayatımız ve geleneklerimiz ile adeta savaşan TV programları ve çeşitli yayınlar ortadadır. Bu konuda tedbirlerde yetersizlikler vardır. Normal dışı olan her şey ideal gibi takdim edilmektedir.

Bu tespitlerin ışığında aşağıdaki diğer bazı tespit ve teklifler sıralanabilir:

  • İç işlerimize müdahale önemli boyutlara ulaşmış; buna Yargı da hedef olmuştur.
  • Türkiye’de bizi biz yapan birliktelikler değil; ayrılıklar ve farklılıklar yaratılmış, kutsallaştırılmış ve çatışmaya yönlendirilmiştir. İnsanlarımızın birbirine ötekileştirilerek daha iyi bütünleştirilmesi mümkün değildir.
  • Milliyetimiz ve milli kimliğimiz ile etnik özelliklerimiz rakip gibi gösterilmektedir. Sadece coğrafi birlikteliği ifade eden “Türkiyelilik” kimlik olamaz. Türklüğümüz ve Müslümanlığımızdan ödün verilmemelidir. Milli kimliğe karşı etnik ırkçılık yükseltilmiştir.
  • Dünyada küreselleşmenin doğurduğu olumsuzluklara karşı yükselen milliyetçilik, milli tavır alış öne çıkmışken; Türkiye’de milliyetçilik ırkçılıkla bir gösterilmeye ve toplum uyuşturulmaya, hassasiyetleri dondurulmaya çalışılmaktadır.
  • Her konuda Türkiye’ye muhalif ve ülkesiyle kavgalı, dıştan kumandalı bazı aydınlar ve sivil toplum kuruluşları görülmektedir.
  • Anayasamızın temel ve giriş maddeleriyle ve TCK’ nun 301. Maddesi ile oynanmamalıdır. Türklük; sadece Türkiye sınırları içinde değil, tüm dünyada milletimize ait değerler bütünüdür. Bu mefhumun daraltılması ya da madde ile ilgili başka değişikler kabul edilemez. Vatandaşlık şuuru zedelenmiştir. Ayrıca, sözde Ermeni soykırımını tanımaya yol açabilecek olan TCK’ nun 76. ve 77. Maddeleri değiştirilmelidir.
  • Kültürel yabancılaşmaya paralel olarak yer ve kuruluş adları Türkçe dışı değiştirilmekte; yenilerine ise, yabancı adlar takılmaktadır. Türkçeye saygı esas olmalıdır.
  • Klâsik devlet anlayışımız değişmiş; vatandaşa müşteri gözüyle bakan bir anlayış; devleti, sosyal fonksiyonlarını yerine getiremez hale sokmuştur.
  • Irak’ta ve Irak’ın kuzeyindeki gelişmeler, KKTC’nin durumu son yıllarda olumlu bir gelişme gösterememiştir. Türkiye caydırıcılığını kaybetmiştir. Irak için askeri müdahale dışında birçok tedbir vardır. Telafer’deki katliamlar aslında Kerkük için birer denemedir. Bu yıl sonu Kerkük’te yapılacak referandum açıkça reddedilmelidir.
  • KKTC’nin varlığı korunmalı, kurduğumuz devleti koruma şeref ve haysiyeti gösterilmelidir.
  • Terörle mücadelede kararlılık ve etkinlik yanlış siyasi beyanlarla zedelenmemelidir. Terör örgütü bir suç örgütüdür. Hukuk devletinde sadece yargılanır; dış telkinlerle siyasete davet edilmez. Daha fazla demokrasi ile terör örgütü ile mücadele etme yanlışı, İspanya’da hüsranla sonuçlanmıştır. Bu yanlış, Türkiye’de tekrarlanmamalıdır. Demokrasi ve insan hakları, üniter ve milli devletten vazgeçmek; egemenliği birileriyle paylaşmak ve teröre özgürlük hakkı değildir.
  • >Bünyemize uymayan ve dış dayatmalarla yeni yasalar çıkarılmış veya yasaların içi boşaltılarak boşluk yaratılmıştır. Bu yasalar tekrar ele alınmalıdır.
  • Yeni Türk Petrol Yasası, ancak işgal altındaki Irak’ın imzalayabileceği bir metindir. Bu yasa düzeltilmelidir.
  • Özelleştirme görüntüsü altında kamu kuruluşları çok düşük bedellerle yabancılaştırılmış; üretim dışına çıkarılmış ve işsizler yaratılmıştır. “Üretme; ithal et” anlayışı yerleşmekte; sanayicilik marketçiliğe dönüşmektedir. İthalat ve bilhassa Uzak Doğu’dan yapılan ticaret; esnafı, zanaatkârı ve orta sınıfı çökertmektedir. Alınan tedbirler de yeterli değildir.
  • Cari açığı kapamak için sıcak para akışının hoşgörüyle karşılanması, siyasi ve iktisadi istikrar önündeki en önemli engeldir. Düşük kur ve yüksek faiz politikası ihracatı değil; ithalatı körüklemekte; üretimi olumsuz etkilemektedir. Düşük kur sanal anlamda fert başına düşen milli geliri arttırmaktadır. TÜİK’nun istatistiklerine olan güven zayıflamaktadır.
  • Dış ve iç borç konusunda hazine garantili belediye borçlarının üzerine gidilmeli; değişik siyasi ipotekler yaratacak bu uygulama gözden geçirilmelidir.
  • Dalgalı kur kontrollü dalgalı kur haline getirilmeli; AB ile yapılan GB Antlaşması’nın bazı maddeleri dondurulmalı veya iptal edilmelidir.
  • Bankaların ve finans kurumlarının yabancıların eline geçmesi önemli riskleri de beraberinde getirmektedir. Birçok ülkede %5-%15 arasında değişen bu oran Türkiye’de Halk Bankası’nın da satışıyla %60’ları aşacaktır. Özellikle sosyal amaçlı hizmet veren Halk Bankası’nın elden çıkarılmaması ülke yararına olacaktır.
  • Tarımda taban fiyat politikası dış telkinlerin insafına bırakılmamalıdır. Tohum ve hayvancılıkla ilgili konularda ülke çıkarları gözetilmelidir. Tarım alanlarının boşalması ileride büyük şehir bölgelerinde önemli sorunlar yaratacaktır. Son iki senedir 1.300.000 kişinin tarım dışına çıktığı önemli bir işarettir.
  • Yabancılara toprak satışlarında mütekabiliyet esasına uyulmalı; oranlar aşılmamalıdır.
  • Allah indinde hak din olan İslâm, en son ve en mütekâmil dindir. Hazreti Muhammed de en son Peygamberdir. Vatikan güdümlü dinlerarası diyalog çalışmaları ancak sahibine hizmet eder.
  • Milli ve anayasal kurumlarımız ile siyaset arasındaki uyumsuzluğu ve rekabete varan çekişmeleri ülke çıkarları ile bağdaştıramıyoruz. Böyle bir yanlış, Türkiye’nin pazarlık gücünü kırdığı gibi; kuşatılmasına da çanak tutabilir.
  • Ülkenin iç sorunlarının çözümünde dış desteklerin kullanılmasını, dış yönlendirme ve baskılardan istifade edilmesini hükümranlık haklarımız ve demokratik anlayış yönünden son derece mahsurlu buluyoruz.
  • Türkiye, sorunlarını demokrasi içinde çözemez bir noktaya sürüklenmek istenmektedir. Bu yanlış ve tehlikeli gidişatı önlemek bakımından gerginlik ve kamplaşma doğuracak her türlü beyan ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
  • Büyük bedeller ödeyerek kazandığımız Milli Kurtuluş Savaşı ve onun tacı olan Cumhuriyetimiz ne bir sınıf, ne de etnik ayrımcılığa imkân vermiş olan bir harekettir. Milli mücadele Türk Milletinin bir bütün olarak kazandığı zaferdir. Kimsenin lutfu ve izniyle yapılmamıştır. Bize uymayan eyalet ve federal yapı tartışmalarını üzüntü ve hayretle izliyoruz.
  • Uygulanan milli eğitim politikalarında, milli eğitimin temel amaçları dışına çıkılmamalı; küreselci, özgürlükçü Dünya vatandaşı değil; milli aydın yetiştirilebilmelidir. Milli Eğitimde mütekabiliyet esası dışlanarak bazı düzenlemelere gidilmemelidir.
  • Yerli malı kullanma şuuru kazanılmalıdır.
  • Milli bayramlarda bayrak asma alışkanlığı teşvik edilmelidir.
  • İthal doktor düşüncesi çok yanlış sonuçlar doğurabilir. Böyle fantezilerden kaçınılmalıdır. Genel Sağlık Sigortası tekrar ele alınmalıdır.
  • Sanki askıya alınmış gibi gözüken Türk Dünyası ile ilişkiler geliştirilmeli; bizi birbirimize düşürecek kışkırtıcı eylemlere dikkat edilmelidir.
  • Balkanlar’da ve Orta Avrupa’da Türk kimliğine ve Türkçe’ye karşı ortaya konan maksatlı ve dışlayıcı tavırlara karşı gerekli tepki verilebilmelidir.
  • Ermeni sorunu üzerine çalışan birimler arasında eşgüdüm sağlanmalı; Ermenice bilen uzmanlar yetiştirilmeli; Yüksek Lisans ve Doktora tezleri verilmeli; yabancı dillerde kitapçık ve broşürler tekrar yayınlanmalıdır. Bu konuda aydınlarımız ve siyasetçilerimiz çelişkili beyanlardan uzak durmalıdırlar.
  • Büyükşehirlerimizde asayiş ve güvenlik sorunları çözüm beklemektedir.
  • Öğretmen ve öğrencilerle Ocaklarımız daha yakından ilgilenmelidir.
  • Konya’da sulu tarımın gelişmesi için KOP Projesi bir an evvel hayata geçirilmelidir.
  • Süreli verimliliğini kaybeden Tuz Gölünün kurtarılması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
  • UNESCO tarafından 2007 yılının Mevlâna yılı olarak ilanından ülke tanıtımında istifade edilmelidir.

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL (Aydınlar Ocağı Genel Merkezi), Faruk Mağden (Adana), Afyon, Ecz. Fahri Yağlı (Anadolu), Doç. Dr. Selami Kuran (Avrupa), Recep Sabit (Balıkesir), Bandırma, Cafer Genç / İhsan Bilgili (Bursa), Erzurum, Doç. Dr. Tarık Özcan (Elazığ Harput), Hidayet Pişkin (Hatay), Hasan Ateşoğlu (İnegöl), Dr. Abdulkadir Kahveci (Kahramanmaraş), Kars, Prof. Dr. Mimar Türkkahraman (Kırıkkale), Ahsen Okyar (Kocaeli), Dr. Mustafa Güçlü (Konya), Kütahya, Malatya, Dnt. Mehmet Dilşen (Manisa), Doç. Dr. Necdet Tozlu / Prof. Dr. Hacı Duran (Adıyaman Mimar Sinan), Niğde, Dnt. Zeydan Çıkın (Gaziantep Nizip), Nurettin Bölük (Giresun Ondokuz Eylül), Rize, Prof. Dr. Musa Taşdelen / Doç. Dr. Mustafa Kemal Cerrahoğlu (Sakarya), Sinop, Tekirdağ, Prof. Dr. Orhan Değer (Trabzon) Ocakları ve Isparta, Muş, Mardin ve Urfa müteşebbis heyetleri.

Şuraya Katılan Kocaeli Aydınlar Ocağı Heyeti

  • Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı Ahsen Okyar ve eşi Nursel Hanım
  • Endüstri Mühendisi Mustafa Toka ve eşi Halime Hanım
  • Tarihçi-İşadamı Hasan Ayaz
  • Mali Danışman Hamit Akbulut
  • İşadamı Hasan Baykara

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.