GÜNÜN SÖZÜ

Aslan kocayınca sıçan deliği bekler. / Kaşgarlı Mahmut

17 Kasım 2018 03:17 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK - Akademisyen

Salih

Yazarımıza görüş ve önerilerinizi simseksalih27@hotmail.com eposta adresi aracılığıyla gönderebilirsiniz.

1950 yılı kışında Gaziantep'in İslâhiye ilçesi civarındaki bir köyün merasında (Yörüklerin ifadesiyle konaklama yeri olan "yurtta" ) doğmuşum. Ailem, deve kervanları ile ve kafile halinde yazın Erciyes Dağı eteklerinde yaylaya çıkan, orada koyunlarını otlatan, son baharda oralardan göçerek bir aylık bir yolculuktan sonra İslâhiye ve Hatay'ın Hassa ilçesi civarındaki köylere ait meralarda kışı geçiren tipik bir Yörük ailesi. Hayat göçebe olarak devam ettiği için, o döneme ait,  kesin hiçbir tarih yoktur.


Doğduğum andan itibaren seyahatlere başlamışım. 6 yıl boyunca deve sırtında, at veya eşek sırtında ya da anacığımın sırtında bahsettiğim güzergâhta seyahatler yapmışım. 6 yaşına geldiğimde, rahmetli babamın koyunlarını ve develerini sattığını, tüm ev eşyalarını bir at arabasına yükleyip İslâhiye'de yerleşik hayata başladığımızı hatırlıyorum. Her nasıl olmuşsa 1954 yılında nüfusa kaydım gerekmiş. Babam, bulundukları en yakın köy olan Hanağzı Köyü Muhtarına gidip kaydımı yaptırmış ama o da, 50 yılı aşkın bir süre taşıdığım müthiş doğum günümü kayda almış: 30 Şubat 1950.   Rahmetli babam, yerleşik hayata geçince çocuklarını okutmanın gereğine inanmış. 7 yaşıma geldiğimde okula yazdırmak istemiş ama nüfus cüzdanı olmadığı için bir yıl okula gidememişim. Daha sonra problem çözülmüş ve ben İlkokula 8 yaşımda başladım.

Rahmetli Babam, bulunduğum ilkokula yakın bir yerde bir bakkal dükkânı açtı. Bir yandan okul, diğer yandan dükkânda çalıştım. Babamla birlikte Gaziantep ve Adana'ya bakkaliye eşyası almak için yıllarca kamyon üzerinde gidip geldim. İlk ve Ortaokul böylece bitti. Yıl, 1966... Liseye gideceğim ama ilçede Lise yok... Babam rahmetlinin de beni lise öğrenimi için bir başka yere göndermeye maddî imkânı yok. Babamın çok yakın bir dostu ve benim de hayatımda unutulmayacak yeri olan, kıymetli insan, Mehmet Ali Müftüoğlu'nun girişimleri sonunda babam beni Gaziantep'e, Gaziantep Lisesi'ne göndermeye karar verdi. Böylece 3 yıl süren İslâhiye-Gaziantep-İslâhiye yolculukları başladı. 1969 yılına geldiğimde lise bitti. Bir yıl Ankara'da ODTÜ İngilizce hazırlık okuyup 1970 yılında İstanbul'a yolculuk başladı ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne geçtim.

4 yıllık Üniversite öğrenciliğim döneminde Turist Rehberliği yaptım. Türkiye'nin çok yerini bu vesile gezdim. 1974 yılı yazında fakülte bittiğinde Kayseri'de Sümerbank'ta memurluğa başladım. Kısa bir süre sonra da askerlik için Polatlı ve Uzunköprü maceram başladı. Yani seyahatler devam etti. Askerlik sonrası Konya-Ereğli'de memuriyete başladım Bir süre sonra da Sümerbank Teftiş Kurulu'na geçtim. Bu görev de tam bana göreydi. Bugün bir yerde, yarın bir başka yerdesiniz. Yani sürekli geziyorsunuz...

1977 yılı Aralık ayında, İstanbul'da, şimdi yerine Miniatürk ve park yapılan Sümerbank Defterdar Fabrikası'nda teftişte iken, Beyazıt'ta rastladığım bir arkadaşım, Sakarya Mühendislik ve Mimarlık Akademisi'ne asistan alınacağını, "kariyer yapmak" istersem sınavlarına girebileceğimi söyledi. Durup dururken meslek değiştirmek de nerden çıkmıştı ki... Ben de Adapazarı'nı hiç görmediğimi, bunu bahane ederek orayı da gezeceğimi söyledim ve başvurumu yaptım.

1978 Martında kendimi akamisyenliğin ilk basamağına atılmış buldum. Doktora çalışmam sebebiyle, zorunlu olarak, yıllarca Adapazarı-İstanbul-Adapazarı seyahatleri yaptım. Yani seyahat ederken akademisyen oldum. Akademisyen olduktan sonra da daha çok seyahat yaptım. 1989 yılında Doçent ve 1995 yılında da Profesör unvanı aldım. 

Halen Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığını yapmaktadır.

Netice-i kelam olarak, aile fertlerimin benim durumumu ifade tarzı, küçük kızım Betül'ün ifadesiyle şöyle:

"Önemli olan varmak değil, gitmektir" üslubuyla gidişlerine yeni bir anlam kazandıran, onu kendi içinde boyutlandıran ve böylece yeniden yola çıkıp defalarca kara yoluyla kat ettiği yolları ilk kez gidiyormuşçasına, aynı enerji, aynı dinamizmle kat eden bu yegâne insanın yıllardır yolculuk yaparken tek dert yandığı konu lastiklerinin çabuk deforme olup her sene değiştirmek zorunda kalmasıdır. Her sene yaz ayları boyunca, yaz okulunun bitiminden hemen sonra ya da bazen dayanamayıp yaz okullarına katılmadan kendini yollara atar. Der ki " Ben şöyle bir nefes alıp geleceğim." Elbette, biz bahsettiği "nefes almaktan" ne kastettiğini anlıyoruz. O, bu anlamı daha çok insana anlatabilmek için, her zaman yaptığı sözlü aktarım geleneğinin yanına yazılı aktarımı da ekledi. Ayakları dert görmesin, hep gezsin, hep yazsın ki bizi de gittiği yerlere götürsün...

Yazıları    

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu