GÜNÜN SÖZÜ

Rahat yaşamak istiyorsan hayatı olduğu gibi kabul et. Dileklerinin hayata şekil vermesini istiyorsan, sıkıntılara katlanmalısın. M. Niyazi Özdemir

23 Kasım 2019 02:59 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » İyi Niyet, Gaflet ve Dalalete Engel Değildir

İyi Niyet, Gaflet ve Dalalete Engel Değildir
Tarih: 22 Eylül 2009 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

İyi Niyet, Gaflet ve Dalalete Engel Değildir

Mübarek Ramazan Bayramını idrak ettiğimiz bu günlerde Başbakan R. Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli ve CHP lideri Deniz Baykal arasındaki söz düelloları çok ileri boyutlarda suçlamalara kadar vardı.

Özellikle Devlet Bahçeli'nin sözleri zehir zemberek, aynen şu ifadeleri kullanıyor: "AKP Genel Başkanı Türkiye'nin milli kimliğinden rahatsızlık duyan, Türk milletini etnik temelde ayrıştırma hastalığı ile malul olan ilk Başbakan olarak tarihe geçmiştir. Kürt açılımı adı altında Türkiye'nin milli birliğine ve varlığına kastetmeyi amaçlayan yıkım projesinin taşeronu olan Başbakan Anayasa suçu işlemeye teşebbüs halindedir. Terörle mücadeleyi bilinçli olarak zaafa uğratmıştır. Kanlı terör örgütüne ve maşalarına bölücü emellerine siyasi yollardan ulaşma ümidi aşılamıştır.  Başbakan Erdoğan hiç temenni etmemize rağmen böyle bir tarihi kader anı geldiğinde kendisi ve yakınlarının nereye kaçacaklarını ve kimlere sığınacaklarını düşünmelidir."

Türkiye yıllarca Osmanlı Padişahları Abdülhamid ve Vahdettin'in hain mi, "Ulu Hakan" mı olduğunu tartıştı ve bir mutabakata varamadı. Anlaşılan Başbakan Erdoğan ile ilgili tartışmalar da bu uçlarda devam edecek.

İhanet ve satılmışlık mertebesinde olanları bir yana bırakalım. Böyleleri elbette var. Mesela bazıları Soros fonlarından beslendiklerini açıklamakta hiçbir beis görmüyorlar. Bugünkü konumuz bunlarla ilgili değil. Gerçekten iyi niyetli, milli ve dini hassasiyetleri yüksek insanların farklı taraflarda oluşunu anlamaya çalışalım.

Bir milletin kader anını belirleyen önemli karar noktalarında, vatanını milletini seven insanların farklı taraflarda mevzilenmelerine yol açan farklı yorumlar ortaya çıkabiliyor. Benim çok sayıda yazımda suçladığım siyasi görüş ve eylemleri destekleyen, benimle aynı dünya görüşüne ve aynı milli hassasiyetlere sahip dostlarım var.

Ben tenkit ederken mümkün olduğu kadar objektif olmaya, sağlam bir mantık yapısı ile olayları analiz etmeye çalışıyor, çıkardığım sonuçları da kişilere ve kişiliklere saldırmadan okuyucu ile paylaşıyorum. Buna rağmen benim şiddetle eleştirdiğim hususlarda benden farklı sonuçlara varan bazı dostlarımla, neden bu kadar farklı taraflarda olabiliyoruz?

Merhum Tarık Buğra'nın romanını yazdığı, muhteşem filmini ise yakınlarda kaybettiğimiz Yücel Çakmaklı'nın yaptığı Küçük Ağa romanı hatırlardadır. Bu romanda 1919 da Akşehir'de "İstanbullu Hoca" adıyla tanınan, tesirli hitabeti olan, halkın çok sevdiği bir hoca görev yapmaktadır.  Bu arada Yunanlılar Anadolu'ya girmiştir. "İstanbullu Hoca", Kuvay-ı Milliyecilerin karşısında yer alır; Kuvay-ı Milliyecileri vatana ihanetle suçlar ve Padişah'ın desteklenmesini ister. Kurtuluşu Kuvay-ı Milliye'de gören Akşehir'in ileri gelenlerinden bazıları sevip saydıkları Hoca'yı ikna etmek isterlerse de başarılı olamazlar. Ankara, Hocanın verdiği zarar nedeniyle ölüm emri çıkartır. Hoca evliliği, çocuğu ve en önemlisi de halkın zorlamasıyla Akşehir'den kaçar ve çete reislerine sığınır. Yaşadıkları olaylar sırasında fikri değişim yaşayan Hoca, düşmana karşı mücadele eden çetecilerin arasında savaşır, Küçük Ağa adıyla anılan yaman bir Kuvay-ı Milliyeci olarak hizmet verir.

Merhum Tarık Buğra bu eserini niçin yazdığını açıklarken, İstanbullu Hoca gibi düşmana karşı Padişah'ın temsil ettiği devletin varlığı ve gücü ile mücadele edilmesi gerektiğine inanıp, Kuvay-ı Milliyecileri maceraperest bir güruh olarak görenlerin de; Padişah esarette olduğu için yeni bir milli otoritenin kurulduğunu söyleyip, Milli Kuvvetleri destekleyenlerin de aynı ölçüde vatan ve millet sevdalısı olduğunu görmek gerektiğini söylemişti.

Milli Mücadele'nin başarıyla sonuçlanmasıyla, Milli Kuvvetleri engellemeye çalışanların vatansever de olsalar, vatan ve millet aleyhine çalışan insanlar olduğu ortaya çıktı. Atatürk bunun için Milli Kuvvetlere karşı olan herkese hain demedi, gaflet ve dalalet (sapma/ yanlış yoldan gitme) içinde olanları da saydı. Zarar verme açısından hainler ile gaflet ve dalalet içinde olanların hiçbir farkı olmamıştı.

Şüphesiz bugün de benzeri bir tahlil yapmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca başını ağrıtan üç önemli konuyu "çözmek" istemektedir: Kürt/PKK/Terör meselesi, Kıbrıs ve Ermeni Meseleleri. Her üç konu da iyi yönetilirse Türkiye'nin ayak bağlarından kurtulmasına, kötü yönetilirse bölünme, toprak kaybı ve tazminata varan ağır faturaların ödenmesine yol açabilecektir.

Hükümet, almayı umduğu dış desteklere güvenerek, bu konuları iyi yönetebileceğine dair aşırı bir iyimserlik içindedir. Hükümete güvenenler ortada "açılım" adına açıklanmış bir proje olmamasına rağmen muhtemel risklerden hiçbirini görmeden desteklemekteler.

Muhalefet ise, ABD'nin projesi olarak gördüğü bu konularda atılmak istenen adımların büyük riskleri karşısında ürpermekte olup, ABD projelerinin taşeronu olarak gördüğü Hükümete tam bir güvensizlik içerisindedir.

Hükümet, süreç başlamadan önce, muhalefetin desteğini alacak bir istişare düzenini ortaya koyamadığı için, vatansever halkımız ve aydınlarımız karpuz gibi ortadan ikiye bölünmüş durumdadır.

Başbakan eğer dediği gibi çok kararlı bir şekilde devam eder ve mevcut süreçleri iyi veya kötü sonuçlandırabilirse iki taraftan biri gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olmakla suçlanabilecektir. Devlet Bahçeli'nin, Vahdettin'in sonunu çağrışım yaptıran cümleleri bu anı işaret ediyor olsa gerek. Bizler bu suçlanan tarafta olursak, bırakınız hukuki boyutunu, çekeceğimiz vicdan azabının sorumlusu kim olacak?

Herkes kendi söz ve fiillerinden sorumlu olacağına göre, olayları değerlendirmelerimizi sempati ve antipatilerimize göre yapmamamız lazım. Tarafımızı belirlerken dış güdümlü medyanın yönlendirmelerine değil, her gün medyada karşımıza çıkarılıp, beyinlerimizi yıkamaya çalışan 50-60 kişinin anlattıklarına hiç değil, tamamen kendi öz bilincimiz ve aklımıza dayanmak zorundayız.

22 Eylül 2009

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.