GÜNÜN SÖZÜ

İnsan da ağaç gibi yükselmek istediği nisbette kökünü derine salmalıdır. Fredrik Nietzce

17 Kasım 2019 03:11 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN » Kötü Haberlerin Etkisi Nasıl Azaltılabilir?

Kötü Haberlerin Etkisi Nasıl Azaltılabilir?
Tarih: 26 Şubat 2010 Yazar: Yrd.Doç.Dr. Zülfikar ÖZKAN-Akademisyen, Yazar Kategori: Güncel

Kötü Haberlerin Etkisi Nasıl Azaltılabilir?

Bazen insanlara hoş olmayan haberler vermek zorunda kalabiliyoruz. Bu durumda bilgi verme şeklimizi değiştirerek, karşımızdaki insanın tepkisini de değiştirebiliriz.

Kötü haber veya kara haber, bulunduğu ruh halinden daha kötü bir ruh haline sokan haber çeşididir. "Kötü haber tez duyulur" diye bir atasözü vardır. Kötü haber, insanlara, her şeyi kötüye gidecek gibi algılatır.

Genel olarak iyi haber yaymalıyız. İyi haber yayan kişi  hemen o anda herkesin dikkatini üzerine çeker. İyi haber insanları memnun eder. Coşku yaratır. Sindirimi bile kolaylaştırır. Bugün toplumla kötü haber yayanların sayısı iyi haber yayanlardan çok fazladır. Kötü haber yayarak ne dost kazanan ne de para kazanan görülmüştür. Kötü haberle iyi iş yapmakta mümkün değildir.  Bu sebeple iyi haberler yaymalıyız. Kötü haberlerden bahsetmenin hiç bir faydası yoktur. İyi haberler iyi sonuçlar getirir. "Bana güzel bir  kelime söyle veya hiç bir şey söyleme" diye bir söz vardır. Bu söz insanları iyimser olmaya yönlendirir. İyi haberler yaymak  hem yayan kişiyi canlandırır, hem de karşılarındaki  insanların kendilerini daha iyi hissetmelerine sebep olur (Schwartz, s. 160- 161).

İnsanlar felaket tellalı olarak tanımlanan kişilerden uzak duruyor. Felaket tellalı, sürekli kötü olaylardan, negatif  ihtimallerden, felaketlerden bahseden kişidir. Bu kişiler ilerde paranoyak olabiliyor. 

Unutmamak gerekir. İnsanlar karşılarında canlı ve coşkulu insanlar görmek istiyor. Sürekli şikayet eden ve canından bezmiş gibi dolaşan insanlar arasında kimse bulunmak istemiyor. Böyle kötü haber yayan insanlar arasında olmak hiç de keyifli değildir.

Bu sebeple iyi haberler yaymalı ve yaptığımız  her şeye canlılık katmalıyız. El sıkışmamız canlı olmalı,  gülümsememize canlılık katmalıyız. El sıkışma tarzımız şu mesajı vermeli: "Sizi tanıdığım için çok mutluyum"  veya "Sizi tekrar gördüğüm için çok mutlu oldum" Sıradan bir el sıkışma hiç el sıkışmamaktan daha  kötüdür.

İnsanlara her zaman "Sen önemlisin" mesajını vermeliyiz. Çoğu insan "Sen önemsiz bir kişisin" mesajını verir. Bunun sebebi " Bu insanların karşısındaki kişiye bakarak şöyle düşünmeleridir  "Bana hiç bir faydası yok.  O halde önemli biri değil." Oysa bütün insanlar önemlidir. Bir insana ikinci sınıf muamelesi yapmak,  kimseye birinci sınıf sonuçlar kazandırmaz. 

Bu gerçeklerin ışığı altında acaba kötü haberleri nasıl vermeliyiz? Kötü haberlerin etkisini nasıl azaltabiliriz? Kötü haberin mümkün olduğunca iyi karşılanmasını nasıl sağlayabiliriz?

Öncelikle şuna dikkat etmek etmeliyiz: İnsanlar ilk anda bizim küçük bir kısmımızı gözlemler. Ama bu küçük parça, başkalarının bizim hakkımızda bildiklerinin yüzde yüzünü  oluşturur. Gördükleri küçücük  bir parçamız  onların gözünde bizi temsil ediyor. Psikolojik araştırmalar birisi hakkında edinilen ilk bilgilerin daha sonra  o kişiyi iyice değerlendirip  elde edilen bilgilerden  daha ağır bastığını ortaya  koymuştur. İnsanların herhangi bir şey hakkında, ki bu bir insan, bir yer veya  bir fikir olabilir, edindiği ilk bilgiler daha sonra elde edeceği bilgileri etkiler. İnsanlar ilk gördükleri şeyin gerçek olduğuna inanma eğilimimdedirler. (Demarais- White, İlk İzlenimler s.22)

Bu sebeple, bir insanla  girdiğimiz ilk etkileşime dikkat etmeliyiz. Bu etkileşim karşımızdaki insana güzel duygular uyandırmalı. Bizim yüzümüzü gören insanlar, kendilerine saygı duyduğumuz ve  onları anladığımızı hissetmelidirler. Söylediklerimiz  ve yaptıklarımız insanların duygularını etkiliyor. İnsanlar bizimle ilk karşılaştıkları anda kendilerini nasıl hissettikleri önemlidir. Kesin olan şudur: Eğer insanlar kendilerini  mutlu ve anlaşılmış hissederlerse  hem bu iyi duyguları bize yansıtırlar, hem de hakkımızda  olumlu şeyler hissederler. Ama kendilerini aşağılanmış hissederlerse  bize  karşı olumsuz tavırlar geliştirirler. Mutlaka iyi veya kötü duyguları  bizimle bağdaştırırlar (Demarais- White,  s. 25).

O halde yüzümüz olumsuz çapa oluşturmamalıdır. Çapa, bir sembolün uyarıcı haline gelerek  belirli bir durumu ve tepkiyi  tekrar tekrar yaratma halidir. Yüzümüzü gören insanlar, yüzümüzle olumlu duyguları bağdaştırmalıdırlar. Sevdiklerimizi yüzümüzle, sözlerimizle, telefonumuzla, dokunuşumuzla çapalayabiliriz.  Olumsuz çağrışım yapan  şeyleri hayatımızdan çıkarmalıyız. Eğer yüzümüz olumsuz çapa oluşturuyorsa yüz ifademizi değiştirmeliyiz. Bu çok zor değil.

Acaba neleri hayatımıza çekiyoruz?

Odaklandığımız, yoğunlaştığımız, dikkat verdiğimiz  her şeyi hayatımızın içine alıyoruz. Carl Junk diyor ki: " Neye karşı koyarsan, o ısrarla olmaya devam eder." Uyuşturucu karşıtı faaliyetler aslında uyuşturucuyu yaygınlaştırıyor. Siz istemediklerimizden konuştukça, bunların ne kadar kötü olduklarını anlattıkça, sürekli bunlara dair  konularda yazılar okudukça aslında  onları çoğaltıyor, yenilerini yaratıyorsunuz ( Jack Canfield. The Secret, s. 144).

Özellikle doktorlar ve hemşireler hastalarıyla konuşurken dilin gücünün bilincinde olmalıdırlar.

Dil, gerçeği algılama şeklimizi değiştirir. Duyduklarımızı algılama şeklimiz ve sonunda oluşan duygularımız dile bağlıdır. 1997 yılında Heaven' s Gate ( Cennetin Kapısı) tarikatının  39 üyesi toplu intihar etmişlerdi. Üyelerin ölümlerinden önce çekilen video kasetler izlendiğinde, tarikatçıların defalarca bedenlerine "konteynır diye hitap ettikleri duyulmuştur. Bir konteynırı yok etmek, bedeninizi yok etmekten daha kolaydır. Bu sebepten tarikat üyelerinin konteynırlardan kurtulup kendilerini öldürmeleri kolay olmuştu. Bilgiyi sindirme sürecinde dil  çok önemlidir. Biz dünyayı kelimeler aracılığıyla görürüz. Dil düşüncenin temelidir. Düşünce de duygunun uzantısıdır. Bu sebeple doğru kelimeler kullanarak, bir insanın bir haber karsısındaki tepkisini önemli ölçüde değiştirebilirsiniz ( Lieberman, Herkese her İstediğinizi yaptırın, s. 164).   

Şimdi bu taktikleri içeren bir örnek verelim:

Bir doktor hastasına şeker hastalığı teşhis koyar.  Şimdi şu  yaklaşımlara dikkat edelim. Siz bu haberi hangi doktordan duymak isterdiniz?

Doktor Ahmet

"Okan bey size bu haberi verdiğim için üzgünüm, ama diyabet hastasısınız. Laboratuar  testlerim bunu şu anda onayladı. Bu hayatınızı tehdit edebilir ve bir organınızın kesilmesi veya körlük gibi pek çok komplikasyona yol açabilir. Şu saniyeden itibaren her şeyin değişmesi gerekiyor; ne yediğiniz, nasıl spor yaptığınız gibi. Gerçekten çok üzgünüm."

Doktor Ayşe

"Okan bey, sağlığın gayet yerinde, bir tek kan şekeri seviyelerinde  oynamalar var. Bu sonuçlar ve bana zamanında gelmen beni çok mutlu etti, daha kötü bir şey de çıkabilirdi. Ama yalnız değilsin diyabet hastası milyonlarca insan var; bu sadece teknik bir isim, takılmana gerek yok. En iyi haber ise tamamen kontrol edilebilir olması ve dikkat ettiğin takdirde sen bile varlığını unutacaksın. Asına bakarsan, bu zamana kadar gayet güzel dinlendin. Şimdi geliştirilmiş  bir diyet ve eksersiz programlarıyla çok daha canlı ve neşeli olacaksın."

Dikkat edilirse her iki doktorda temelde aynı bilgiyi aktardı, ancak Dr. Ayşe bilgiyi küçük parçalara böldü ve hastanın bu fikre ulaşmasını, zihinsel olarak bilgiyi sindirmesini  ve doğal olarak  daha az tepki vermesini sağladı. Yumuşak bir dil kullandı ve genelde sağlığı geliştireceği gibi pozitif yanlarını anlattı. "Çok üzgünüm" demek yerine "Bana gelmen beni çok mutlu etti " dedi. Elbette insanın diğer detayları öğrenmesi gerekiyor. Bilgi sindirildikten sonra, şok takibinde depresyon olmadan daha çok bilginin alınması kolaylaşır (Lieberman, 2007, s. 167- 168).

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanın hastalığı hakkındaki sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün doğruları hemen söylemek doğru olmayabilir. Yavaş ve kademeli olarak bilgi aktarılmalı, sorun açıklanırken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatılmalıdır. Hastanın yaşamla bağı ve iyileşme umudu sarsılmamalıdır. Kuskusuz bu bir üslup sorunudur. Hastasını önemseyen, acısını paylaşan, ona zaman ayıran, sabırla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artıran empatik bir hekim davranışı iyi bir tedavi kadar önemlidir.

Bu konuyu bir fıkra ile bitirelim:

Bir fıkra

Doktorun biri hastasının yanına gelir ve konuşmaya başlar. Size bir iyi bir de kötü haberim var. Önce kötü haberimi söyleyeyim isterseniz...

Hmm, maalesef yanlış bacağını kesmişiz. Çok üzgünüm. Ama iyi habere sevineceksiniz! Öteki hasta bacağınız iyileşiyor.

 

26 Şubat 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi zulfikarozkan@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.