GÜNÜN SÖZÜ

İnsan da ağaç gibi yükselmek istediği nisbette kökünü derine salmalıdır. Fredrik Nietzce

17 Kasım 2019 13:35 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » İsmail OĞUL » Başörtüsü ya da Türban

Başörtüsü ya da Türban
Tarih: 19 Şubat 2008 Yazar: İsmail OĞUL-Eğitimci Kategori: Güncel

Başörtüsü ya da Türban

Eğitim öğretim hakkı dini, dili, rengi, ırkı ve cinsiyeti ne olursa olsun her insan için doğuştan gelen hayat hakkı gibi en temel haklardan birisidir.

Eğitim ve öğretim o kadar önemli bir husustur ki peygamber (sav)'e gelen ilk vahiy bununla ilgilidir.

O günkü toplumsal yapıya bakacak olursak her türlü ahlaksızlık, zulüm, vurgun ve soygun zirve yapmışken gelen ilk ayetinde bunlarla ilgili olması gerekirdi. Oysa ilk ayet "Yaradan Rabbinin adıyla oku" olmuştur.

Burada iki husus dikkat çekmektedir.

1- Önemine binayen okumak ( eğitim öğretim ) din ve dünya ilimlerini öğrenmek dinimizin ilk emri.

2- Okurken Allah'ı unutma ki öğrendiğinle kendine ve topluma faydalı olasın.


Allah(cc)'nin adı unutularak, yasaklanarak yada terk edilerek yapılan okuma insanlığa fayda huzur getirmez, getirmemiştir de. İnsanlarda sevap yada günah kavramı olmayınca her şeyi dünyadan ibaret zanneder, amacına ulaşmak için her işi mubah görür.


Cehalet her kötülüğün anasıdır. İslam dini cehaleti ortadan kaldırmak için ilk emri oku olarak bildirmiştir. Ama müslüman toplumlarda cehaleti sempatik hale getirmek için: Bilerek bir yanlış yaparsan iki günah bilmeden yaparsan bir günah alırsın gibi safsatalar müslümanlar arasında bilinçli olarak yayılmıştır. Maalesef doğru olan bunun tam tersidir. Öğrenmediğin için bir günah, yanlış yaptığın için başka bir günah söz konusudur. Diğerinde ise insan öğrenerek sorumluluğunun birini yerine getirmiştir. Sadece yanlış yapmasının günahı vardır. Cehalet her zaman hataya açıktır ama bilgili insan kolay kolay hata yapmaz.


İnsanlar okurken eğitim öğrenim haklarını kullanırken inançlarına uygun bir hareket yada giyim kuşam içerisinde olmalarından daha tabii ne olabilir ki?


Okumayı emreden ayet "Yaradan Rabbinin adıyla oku" buyuruyor. Siz ayetin bir kısmına yasak getiriyorsunuz, ambargo koyuyorsunuz. Allah'ın istediği gibi değil de benim istediğim şekilde oku diyorsunuz.


Allah'ın kulları üzerindeki yetki ve tasarruf hakkını kendinize ait gibi görüyorsunuz. Birisinin yetkisini kullanan kendisini onun ( yerinde ) gibi görmüş olmaz mı ?


Çeyrek asrı aşkın bir zamandır üniversitelerde anlamsız kılık kıyafet yasağı sürmektedir. Üniversiteler yasaklara harcadığı zamanı ve enerjiyi bilime, teknolojiye harcasalardı daha akıllıca olmazmıydı? Bizde ülke olarak bugünkünden çok daha ileri bir konumda belkide muasır medeniyet seviyesine ulaşmış bir konumda olurduk.

Mollalar diye aşağıladığımız, önemsemediğimiz İran bile bugün uzaya uydu gönderdi, nükleer silahlar üretmeyi başardı, uzun menzilli füzeler üretebiliyor. Biz ise nelerle uğraşıyoruz?

Tanklarımızın tamir, bakım ve modernizasyonunu İsrail şirketlerine yaptırıyoruz, Amerikan istihbaratı ile terörle mücadele etmeye çalışıyoruz. Kızlarımız başlarını çenenin altında çatal iğne ile mi, toplu iğne ile mi yoksa düğüm atarak mı bağlasınların tartışmasını yapıyoruz. 18-20 yaşına gelmiş bir insanın neyi giyeceğine, nasıl giyeceğine başkalarının karar vermesi kadar ayıp ve utanç verici bir durum olabilir mi?


Merak ediyorum kölelerin ve cariyelerin kılık kıyafetine efendileri karışır mıydı? Asırlar öncesi kölelere bile reva görülmeyen muameleyi 21. asırda inancı ile okumak isteyen kız çocuklarına yapmak ne kadar medeni bir davranıştır?

Üniversitelerde ki başörtüsü meselesi medyanın en güncel meselesi. Hemen hemen herkes bu konuda bir çok şey söyledi ve yazdı. Kimin ne dediğini burada tekrarlamanın gereği yok. Müslümanlar (İnananlar ) İçin bu dini bir emirdir. İnanmayanlar için hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Başkalarını bunun dinin emri olduğunu ikna etmeye gerek duymamalıyız. Onlarda fevkalade neyin ne olduğunu biliyorlar. İnanmayanı inandırmak bizim görevimiz değil ki. Herkes cennete giderse cehennemin ne anlamı kalır?

İnsanın kalbi kararmış, vicdanı kirlenmiş, gözünü hırs, kin ve nefret bürümüşse yapacak bir şey yoktur.  İnançsızlığın mantığı olmaz. Salih (a.s)'ın kavmi kendisine Eğer gerçekten peygambersen şu kayanın dibinden bir deve çıkar o zaman sana inanırız." demişlerdi.

Dikkat ederseniz teklif Salih(a.s)'dan değil kavminden gelmiştir. Normal akılla düşünülürse kayanın dibinden devenin çıkması mümkün mü? değil… Öyleyse bunu gerçekleştiremeyecek mahcup olacak peygamberlik davasından vazgeçecek. Ama Cenab-ı Hakk'ın buna da gücü yeter. Kayadan deve çıktı. İnanmaları gerekmiyor mu? Evet, gerekiyor ama inanmadılar.

İnsanlar inanıp inanmamakta serbesttirler. İnancın kurallarını belirleme hakkı ve yetkisine sahip değillerdir. İnanan insanların inancın gereği olan tesettürden dolayı üniversite eğitimi almalarına engel olma hakkı yoktur. İnsanlar inanıyorsa bu 7 gün 24 saat için geçerlidir.

Almanya ve Japonya ikinci Dünya savaşından kesin ve ağır bir mağlubiyetle çıktılar ama bugün dünyanın ekonomik ve teknolojik bakımdan hatırı sayılır ülkeleri arasındalar. Onların sanayileşmeye ve kalkınmaya harcadıkları zaman ve enerjiyi, biz kendi insanımızla onların inançlarıyla tarihiyle, kılık kıyafetiyle didişmeye harcadık. Bugün gerçek manada Japonya'da kişi başına düşen milli gelir 30 - 40 bin doların üzerindedir. Bizde ise 7 bin dolara yaklaştığı haber bültenlerinde söylenmeye başladı. Bunun büyük bir kalkınma ve gelişme olduğu vurgulandı. Milli gelir kişi başına 7 bin dolar 10 sene öncesine göre sevindirici bir durum.

Yıllardır irticayla yattınız, türbanla uyandınız. Rüyalarınızda kabus gördünüz hayatı hem kendinize hem de başkalarına zehir ettiniz. Kendi vatandaşınızı düşman gördünüz. Sizin gibi düşünmeyen, yaşamayan herkesi öcü gördünüz. Asırlardır insanlığa medeniyet götürmüş ecdadın torunlarının kurduğu bu cennet vatanı dışarıda küçük duruma düşürdünüz.

Rahmetli Özal'ın iktidarda olduğu 80'li yıllarda Bulgaristan hükümeti Türk azınlığa baskı yapıyor, erkeklerin sünnet olmalarını yasaklıyordu. Yasakların kalkması için görüşmeler yapmak üzere Türkiye'den bir heyet Bulgaristan'a gittiler. Görüşmeler esnasında Bulgar heyeti "Biz kendi ırkımızdan, kendi dinimizden olmayan azınlığa sünneti yasaklıyoruz. Siz ise kendi dininizden, kendi ırkınızdan olan, kendi insanınıza farzları yasaklıyorsunuz. Sonra gelip buradaki Türk'lerin üzerindeki yasakları kaldırmaya uğraşıyorsunuz. Siz önce kendi ülkenizdeki yasakları kaldırın derler." Çaresiz bizim heyet geri döner. Bu mahcubiyet üzerine sınırlar açılır. Bulgar Türkleri ülkemize gelirler, umduklarını bulamayınca bir çoğu geri döner.

Tarih boyunca bizim ecdadımız gayrimüslimlere tanıdığı hakkı biz kendi insanımızdan esirgemeyelim. Hak ve özgürlükler herkes içindir.


Başörtüsü ya da türban adına ne derseniz diyin "tesettür" dinin emri olmakla beraber laikliğin de gereğidir.


Zulümle abad olunmaz bu kadar zulüm ve haksızlık yetmeli artık bu mesele tamamıyla ülke gündeminden çıkmalı. Biliniz ki zorla başını açtırdığınız insanlar sizi kapanmaya zorlamayacaklardır.


Başörtüsü dinin emri olduğu gibi affetmek, bağışlamak da dinimizin emridir.


Yasaksız, baskısız, mutlu ve huzurlu yarınlar dileğiyle...

19 Şubat 2008

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ismailogul@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.