GÜNÜN SÖZÜ

Adalet güzeldir. Adalet yöneticide olursa daha güzeldir. Hacı Bayram Veli

19 Eylül 2019 07:52 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Hükümet, TSK, Yargı, Tulumbacı Sendromu

Hükümet, TSK, Yargı, Tulumbacı Sendromu
Tarih: 10 Ağustos 2010 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Hükümet, TSK, Yargı, Tulumbacı Sendromu

Terörün iyice azgınlaştığı, her gün birkaç yiğidimizi PKK saldırılarında kurban verdiğimiz netameli günlerdeyiz.  

PKK'nın siyasi kolu kabul edilen partinin Büyükşehir Belediye Başkanı, Diyarbakır Belediyesinin önünde Türk bayrağı yanında Kürdistan bayrağı görmeyi isteğini ve federasyon taleplerini dile getirirken, bu partinin diğer yöneticileri de bu talebin partinin görüşü olduğunu açıkladı. Şimdi sıranın Türk halkını bu fikre alıştırmaya geldiği anlaşılıyor. 

İmralı canisinin nihai hedefinin Türkiye toprakları üzerinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak olduğunu, ancak ilk etapta bunun mümkün ve akılcı olmayacağını gördükleri için ara çözüm olarak Irak'ın kuzeyinde Barzani idaresinde kurulan federe devlet benzeri bir devlet kurmak olduğunu defalarca yazmıştık.  

Bizim gibi düşünenlere "PKK ayrı devlet fikrinden vazgeçti" cevabını  verenler, şimdi de Almanya, İsviçre, ABD gibi örnekleri göstererek federasyonun kötü bir şey olmadığını söylemeye başladılar. Yugoslavya ve Çekoslovakya örneklerinin parçalanmayla sonuçlanmasını göz ardı ederek ve ettirerek.  

  • Eskiden kimse kimsenin etnik kimliğini sormaz ve sorgulamazken, bugün ülke etnik çatışma ve bölünme ihtimallerinin ve endişelerinin tartışıldığı bir ağır atmosfer içinde.

 

  • Her dört gencimizden biri işsiz. İşsizliğin sosyal ve ekonomik maliyeti çok ağır olacak.

 

  • Gelir dağılımı  bozukluğu açısından dünya ülkeleri arasında sıramız hiçte iyi değil. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) tarafından yayınlanan raporda 24 üye ülke arasında Danimarka gelir dağılımı açısından en adil ülke olarak gösterilirken, Türkiye ise sondan ikinci durumda.

 

  • Temmuz 2010 ayı itibariyle; dört kişilik bir ailenin açlık sınırı (sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken gıda harcaması tutarı)  821 lira. Yoksulluk sınırı (gıda harcaması yanı sıra giyim, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamalarla birlikte toplam harcama tutarı) ise 2.676 lira olarak hesaplanıyor. Oysaki net asgari ücret 599 lira. Yani insanlarımızın yarısı aç ve açıkta.

 

  • Uluslararası Saydamlık (TI) örgütü tarafından hazırlanan yolsuzluk raporuna göre, Türkiye yolsuzluk sıralamasında 180 ülke arasında yolsuzlukta (en temizden en kirliye sıralanmasında) 2008 yılında 58. sırada yer alırken, 2009 yılı itibarıyla 61. sıraya inmiştir.

 

    Evden uzakta bir haftalık bir tatili karşılama imkânına sahip olan vatandaşlarımızın oranı yüzde 12'nin altında. Kalan yüzde 88'in böyle bir tatili karşılama imkânı yok. Nüfusun yarısı yeni kıyafetler alabilecek durumda, diğer yarısının böyle bir imkânı bulunmuyor. 

Bu meseleler dururken Türkiye'nin gündeminde neler var?  

  • Ana gayesi Anayasa Mahkemesi ve HSYK (Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu)nun yapısını değiştirmek ve hükümetin kontrol edebilmesini sağlamak olan bir anayasa değişikliği referandumu.

 

  • TSK komuta kademesinde hükümetin istemediği generallerin terfi etmesini engelleme çabaları. 102 üst düzey subaya yakalama ve tutuklama kararları çıkartan yargı organları. Bu yakalama kararlarını kaldıran başka bir mahkeme ve fakat sanki YAŞ toplantısının bitmesini bekledikten sonra (müracaattan 4 gün sonra) karar vererek hükümetin istemediği generallerin terfiinin engellenmesi. Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atamaların gecikmesi.

 

  • 30 yıl  önce ihtilal yapan generallerin yargılanması önünde zamanaşımı engel mi, değil mi tartışmaları.

 

  • Yandaş medyada, adeta düşman ordusuna hücum coşkusu içinde yapılan, TSK'yı yerin dibine batıran yazı ve konuşmalar. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 27 Nisan e-muhtırasını Başbakan ile anlaşarak ve AKP'ye oy kazandırmak için verdiği iddiaları.

 

*********************************** 

Prof. Üstün Dökmen'i çoğunuz TRT'den "Küçük Şeyler" programından tanıyor olmalısınız. Aynı adı taşıyan kitabında (ve çok hoş konferanslarında) anlattığı aşağıdaki hikâyecik ve dilimize kazandırdığı "tulumbacı sendromu" kavramını okuduktan sonra lütfen karar veriniz. Üstün Hoca'nın anlattıkları yaşadığımız bu garip durumu izah ediyor mu? 

Tulumbacı  Sendromu: 

Tulumbacılar, sırtlarında tulumbaları, koşarak yangın söndürmeye giderlerdi. Ana amaçları yangın söndürmekti. Bazen bir ekip aynı yönde giden bir başka ekiple karşılaşırdı. Nezaket kuralları gereği arkadan gelen ekibin adımlarını yavaşlatıp öndeki ekibi geçmemesi gerekirdi. Ancak bazı ekipler öndekileri sollamaya çalışırlardı. Sollamak o zamanlar da tehlikeli bir olaydı ve o anda kıyamet kopardı. 

Sollanan tulumbacı  ekibi sandıkları yere koyup kuşaklarından saldırmalarını (bir tür bıçak) çekerlerdi. Tabii sollayan ekip de. Yol üzerinde ciddi bir kavga başlayabilir, tulumbacıların kanlar içinde yerlere serildikleri olurdu. 

Çok iyide, bu arada yangın ne oldu? Yangın unutuldu. Ana amaçları yangını söndürmek olan tulumbacılar, yol üzerinde aniden ortaya çıkıveren bir ikinci amacın peşine takılıp ana amacı unuttular. İşte bu davranışa "Tulumbacı Davranışı" veya "Tulumbacı Sendromu" adını vermek istedim. (Prof. Dr. Üstün Dökmen- Küçük Şeyler) 

Hükümetin ve diğer devlet kurumlarımızın esas gayeleri yazımın ilk bölümünde bir kısmını anlattığım Türkiye'nin temel meselelerini çözmek değil miydi? Kurumların hangisinin hangisini dövdüğü veya kimin kime sözünü geçirdiği bu temel meselelerin çözümüne katkı sağlamıyor.  

Temel meselelerimiz bütün ciddiyetiyle devam ediyor. Yangın büyük, lütfen tulumbacı kavgası ile oyalanmayın, milleti de oyalamayın. 

 

10 Ağustos 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.