GÜNÜN SÖZÜ

Yatan aslandan gezen tilki yeğdir. Türk Atasözü

06 Aralık 2019 16:28 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Adanmış Ruhlar, Güdümlü ve Gerçek Aydınlar

Adanmış Ruhlar, Güdümlü ve Gerçek Aydınlar
Tarih: 25 Eylül 2010 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Adanmış Ruhlar, Güdümlü ve Gerçek Aydınlar

Dünyamızda, bizden evvel geçip giden milyarlarca insandan isimleri günümüze kadar gelen ve bugün de hayırla ve sevgiyle anılan kaç tane insan var?

Yaratıcı'nın bir hikmetli iradesi sonucu olsa gerektir ki, yüzlerce yıl isimleri yaşamış insanların büyük çoğunluğu peygamberler ve peygamberlerin yakın dostları olmak üzere, yüce bir fikrin/davanın uğruna mücadele ve fedakârlık etmiş kişiler, unutulmayan ve saygıyla anılan büyük insanlar sınıfını oluşturmaktadır.

Doğu'da da Batı'da da insanlar en çok peygamberlerin ve onların yakın dostları ile Onların izinden giden büyük dava erlerinin isimlerini çocuklarına isim olarak seçmektedir. Bugün Türkiye'de her dört erkekten biri Muhammet (Mehmet), Ahmet, Mahmut gibi peygamberimizin isimlerini taşımaktadır. Bekir, Ali, Ömer, Abdullah, İbrahim, Musa, İsmail, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Zehra, Hatice, Gülsüm, Emine gibi isimler de yüzlerce yıldır saygıyla yaşatılıyor.

Kimse çocuğuna Firavun, Ebu Cehil gibi isimleri vermediği gibi, İslam tarihinde çok önemli fakat olumsuz bir iz bırakan Yezit, Muaviye gibi isimleri de vermiyor.

Yunus Emre'yi yüzyıllardır yaşatan, şiirlerini aynı sevgiyle nesillerden nesillere aktarılmasına sebep olan gücü, hangi kudretli cihan hükümdarları, hangi Karun gibi zenginler kazanabildi? Dünyanın yarısına hükmeden devlet başkanlarının da, katrilyon dolarlara hükmeden multimilyarderlerin de yapamadığını bu "garip derviş" nasıl başardı?

Din kökenli olmayan, felsefi ve ideolojik akımların lider ve kahramanlarında da unutulmazlık veya uzun yıllar saygıyla anılma mümkün olabiliyor. Burada da belli bir davaya adanmışlık ve dava uğruna sıradan insanların hedefleri olan zenginlik, güç gibi dünyevi ihtiraslar yerine insanlara hizmet, toplumları maddi ve manevi olarak ilerletmek gibi ulvi hedefler uğruna fedakârlıklar söz konusudur.

Bu türden öncü ve kahramanları olan topluluklar kalıcı ve saygıdeğer milletler olabilmektedir. Türkiye'mizin de böyle adanmış ruhlara, ekmek kadar su kadar ihtiyacının olduğunu düşünüyorum.

***************

Düşünmenin ve düşündüklerini paylaşmanın zorluğu ile alakalı bir hatıramı paylaşmak istiyorum.

2002 milletvekili seçimlerinde bir milletvekili adayının seçim çalışmaları kapsamında köyler ziyaret ediliyordu.  Burdur'da küçük bir köydeyiz. Milletvekili adayı, Türkiye'nin ekonomik ve siyasi olaylarına dair bilgiler veren ve o sıralarda yaşanan ekonomik ve siyasi sıkıntıların sebeplerini, sorumlularını anlatan bir konuşma yapıyordu. Köy kahvesinde akşamın ilerleyen saatlerinde gerçekleşen bu konuşmaya 70-80 civarında köylü vatandaşımız katılmıştı.

Herkes konuşmayı dikkatle ve alakayla dinlerken, köylülerden biri elini kaldırarak söz istedi ve kızgın bir ses tonuyla çıkıştı. "Siz bunları bize niye anlatıyorsunuz?"

Aday biraz da şaşkınlıkla, "Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu bilmeniz ve oyunuzu kullanırken doğru tercih yapabilmeniz için bilgi vermeye çakışıyorum" diye cevap verdi.

Köylü yine sert bir ses tonuyla devam etti: "Siz bunları anlattınız da ne oldu? Anlattıklarınızı, Türkiye'yi sıkıntıya sokan sebepleri değiştirmek için benim bir şey yapma şansım hiç yok. Dün evime gittiğimde gece yastığa başımı koydum ve rahat bir uyku uyudum. Şimdi sizin bu anlattıklarınızdan sonra bugün nasıl uyuyabileceğim? Bunları anlatmakla iyi ettiğinizi mi sanıyorsun?"

Şu sıralarda halkımızın ve aydınlarımızın bir kısmı tam da bu köylünün ruh hali içinde.

Beyinlerimize bombardıman edilen bilgiler karşısında düşünmek, muhakeme etmek, karar vermek gibi beyin faaliyetleri halkımıza yorucu, yıpratıcı ve faydasız geliyor. Günlük geçim kaygısı, çocukların eğitimi, trafik çilesi, ekonomik sıkıntılar vb insanımızı yeterince yoruyor. Ekonomik ve siyasi sıkıntıların sebebi olarak iyi yönetilmediğimize dair bir kanaati oluşsa bile bunu değiştirmeye gücü yetmeyeceğini düşünerek bu alanlarda düşünmeyi ilgi alanından çıkarıyor.

Bir grup yazarçizer ise, ülkemizin esas meselelerine kafa yormaktansa, bir uzaktan kumanda cihazına bağlanmış robotlar misali belli konuları Türkiye gündemine getiriyor ve bu konular hakkında hazırlanmış fikirleri tekrarlıyorlar. Bu gruptan 50-60 kişi kadarı belli başlı TV ve gazetelerin önemli köşelerini işgal etmiş durumda ve çok sayıda kanaldan aynı görüşler devamlı tekrarlanıyor. Tek doğrunun kendilerinin dediği gibi olduğuna dair bir kanaat oluşturmaya çalışıyorlar.

Necip Fazıl Kısakürek "Gördüm ki, ateşte cımbızda yokmuş. / Fikir çilesinden büyük işkence" mısralarıyla gerçek aydının talip olması gereken "çile"li yolu tarif ediyordu. O aydın ki "bir zehirli kıymık gibi beynimde" dediği fikir sancısını yaşayacaktır. Kendisine çizilen rotada değil, değerlerinin ve kutsallarının yaşaması uğruna üreteceği fikirleri milleti ile paylaşacaktır.

Garip olan ve hayretle izlediğimiz hadise ise, Necip Fazıl'ın manevi çeşmesinden su içerek yetişen bir ekolün temsilcileri ile bahsettiğimiz uzaktan kumandalı, güdümlü yazarçizer takımının tam bir uyum içerisinde olması.

Necip Fazıl'ın tarifiyle "Büyükdoğu" gençliği, Mehmet Akif'in ifadesiyle "Asım'ın nesli" olmak iddiası içinde yetişen ekolün temsilcileri ile çoğunluğu eski sosyalist, yeni liberal, bir kısmı da cemaat ve tarikat menşeli yazarçizer ve siyasetçi takımı arasındaki uyum ve eşgüdümün izahı pek kolay değil.

Aynı ekolün temsilcileri Türkiye'nin tarihinde kırılma noktası oluşturabilecek bütün kritik karar süreçlerinde "merak etmeyin, sizi düşünen sizden birileri sizi yönetiyor, ülkemizin varlıklarını, birliğini ve dirliğini koruyoruz, bize güvenin" sözlerini sıkça kullanıyor. Bu sözlere karşı gerçek aydının tavrı ne olmalı?

Gerçek aydın kumaş içine batan toplu iğne gibidir, dikiş iğnesi gibi değil. Toplu iğne gibi başı daima dışarıda kalıp, kumaş içinde kaybolmayan kişidir.

Kumaş bazen bize sunulan bilgi bombardımanı veya propaganda malzemeleridir. Gerçek aydın bu propaganda malzemesi içinde kaybolmaz.

Kumaş bazen bize sunulan menfaatlerdir, iktidar nimetleridir, paradır, mevkidir, şöhrettir. Gerçek aydın bunların içinde kendini kaybetmez.

Gerçek aydın ortak değerlerle, ortak kutsallara saygıyla yetiştiği insanların hata yapmaması veya az hata yapması için, elinden gelen bütün açık yüreklilikle, görüşlerini paylaşır. Onları peşin "güven" duygusuyla değerlendirmez, güvenilir olmaları için eksik ve hatalarını görür ve gösterir.

Güç sahipleri, kendisinin eksik ve hatalarını söyleyen, eski dostları olan gerçek aydınların söz ve yazılarından rahatsızlık duyabilir. Övülmek, her yaptığında bir hikmet bulunduğunu duymak daha çok hoşlarına gider. Böylece hata ve yanlışlar çoğalır.

İşte bilhassa böyle dönemlerde gerçek aydınlar sabırla, inatla ve azimle, yapılan her icraatı şüpheyle araştırır, ortak değerler ve kutsalların ışığında değerlendirir ve doğruları söyler, yazar.

Bize düşen de böyle olmaya çalışmaktır.

25 Eylül 2010

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.