YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Din ve Ahlâk » Prof. Dr. Hasan ONAT » İslam Fıtrat Dinidir

İslam Fıtrat Dinidir
Tarih: 29 Haziran 2011 Yazar: Prof. Dr. Hasan ONAT-Akademisyen Kategori: Din ve Ahlâk

İslam Fıtrat Dinidir

 

Fıtrat, kelime olarak "yaratılış" anlamına gelmektedir. Bütün insanların özünde mevcut olan "doğru"ya yatkın olma durumu; fazla zorlanmadan "doğru"yu fark edebilme yetisi de fıtrata uygunluktur. Fıtratta aklın, duygunun ve sezginin birlikte etkin olması söz konusudur. Bu sebepten, fıtrata dayalı değerlerde ve bu değerlerle ilgili bilgilerde, insanlar arasında anlama ve kavrama bakımından düzey ve derece farkı olmasına karşın, keyfilik ve görecelilik belirleyici değildir.

İnsan, aklını doğru kullandığı zaman Allah'ın var ve bir olduğunu kavrayabilecek şekilde yaratılmıştır. Buhari ve Muslim'de geçen "her çocuğun fıtrat üzere yaratıldığı"nı belirten hadis de, her insanın fıtraten hakikati bulabilecek şekilde yaratıldığına işaret etmektedir. Gerçekten de, aklını doğru kullanmayı başarabilen, sezgilerini iyi değerlendiren, vicdanının sesini dinleyen her insanın hakikati bulma imkanı vardır.

İslam, fıtrat ile, yani yaratılışın yasaları ve bu yasalara uygun olan, doğal olan hiçbir şeyle çelişmez, çatışmaz. Ancak, insanın fıtraten getirdiği kök değerlerin açığa çıkartılarak yeniden üretilmesi ve hayatla bütünleştirilmesi gerekir. Potansiyel olarak doğruyu bulma kabiliyetinin olması, doğrunun hiçbir çaba harcanmaksızın bulunabileceği anlamına gelmemektedir.

İşte bu süreçte, esas belirleyici insanın kendisidir. Bütün dış etkenler, insanın izin verdiği ölçüde ve sınırlı olarak tesir gösterirler. Nitekim, Kur'an, insanın yüzünü kararlı bir şekilde hak dine çevirmesini ve fıtrata uygun davranmasını istemektedir: "Böylece sen, batıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde (hak olan) dine çevir ve Allah'ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran; (ki) Allah'ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin.

Bu sahih bir dinin gayesidir, ama çoğu insanlar onu bilmezler". (30/30). İnsan için, insanlığın geleceği için ilerleme, gelişme, büyüme gibi isimler altında dile getirilen olumlu her türlü oluşum ve üretimin gerçek anlamda yararlı olabilmesi, her şeyin fıtrata uygun olmasına bağlıdır. İnsanoğlu bu dünya üzerinde yaşamak zorundadır. Bu dünyanın yaşanılabilirliğinin korunması gerekir. Bunun için de, insanoğlunun dünyanın, evrenin hatta genel anlamda "varlık"ın dilini anlaması, yaratılışın yasalarına uygun olarak yaşaması ve bu yasalara saygı göstermeyi öğrenmesi bir tür zorunluluktur.

Aksi taktirde, insanların yapıp etmeleri yüzünden yer gök fesada uğrayacaktır. Kur'an, ciddi olarak uyarmaktadır: "(Allah'ın buyruklarını umursamaz hale gelen şu) insanların kendi elleriyle yapıp ettikleri sonucunda, karada ve denizde çürüme ve bozulma başladı. Bu şekilde (Allah), belki (doğru yola) geri dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır" (30/41).

İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu çevre kirliliği ile ilgili sorunların temelinde fıtrata uygun davranmamanın kurumsallaşmaya başlaması yatmaktadır. Bireysel hataların telafi edilmesi çoğu zaman imkan dahilindedir; en azından zarar da çoğu zaman bireysel olmaktadır. Ne var ki, hatalar, yanlışlar toplumsal boyut kazanıp kurumsallaşmaya başladığı zaman, hasarlar da kalıcı hale gelmeye başlamaktadır.

Fıtrata uygun olan tabiat anlayışı, tabiatı sömürülecek bir nesne olarak algılamayı beraberinde getirmiştir. Bu durum, insanı esir eden, değerlerin içini boşaltan bir teknoloji anlayışı ile, daha da etkin hale gelmiştir.

Teknoloji, ne getirip götüreceği üzerinde yeterinde kafa yorulmadan, hayatımıza derinlemesine girmektedir. Hayatı kolaylaştırdığı için teknolojiye karşı çıkmak hem mümkün değildir; hem de karşı çıkmanızın gerekçesini insanlara anlatmanız pek kolay olmaz. Ayrıca, sizin üretmediğiniz teknoloji, sizin değer üretmenizi engellediği gibi, üretenlerin değerlerini de bir şekilde dayatır.

İnsanlığın geleceği açısından, yaratılışın yasalarına uygun, hayatın tüm alanlarında insanı ve yaşamı merkeze alan bir teknoloji anlayışına ihtiyaç vardır. Teknolojinin fıtrata uygun olması, fıtratın bozulmaması için bir tür gerekliliktir. Diyoruz ki, dünyanın yaşanabilirliğinin sürdürülmesi için daha insani bir bilim ve teknoloji anlayışına ihtiyaç vardır.

İnsan madde üzerinde tasarruf sahibidir. Kültür ve uygarlık, insanın yaratıcılığının tezahürleridir. Bilgi çağı, zorunlu olarak fıtratı işaret etmektedir. Artık insanlar daha sağlıklı bir hayat sürdürebilmek için her şeyin doğal olanının peşine düşmeye başlamışlardır. Organik ekmekten, organik tarımdan söz edilmektedir. Önce kendi elimizle fıtratı bozuyoruz; mecbur kalınca da, doğal olanı yeniden üretmeye çalışıyoruz. Sanıyorum, önümüze çıkan zorluklar sayesinde insanlığın ne yaman bir çelişki ile karşı karşıya kaldığını daha iyi anlayabileceğiz. İnsanlığın geleceğini, fıtratla insanın ihtiraslarının savaşında kimin galip geleceği belirleyecektir.

İslam'ın fıtrat dini olduğundan söz ettik. Gerçekten de, bir bütün olarak bakıldığında, İslam'ın insanın kendini gerçekleştirmesi/ kendini inşa etmesi için, fıtratla barışık olan bütün imkanları insanın emrine verdiğini görebiliriz. İslam, hayatın bir sınav olduğunu söyler. Bu sınavdaki başarı, biraz da söz fiil ve davranışlarımızın fıtrata ve yaratılışın yasalarına ne kadar uygun olup olmadığına bağlıdır.

Biraz düşünürsek, İslam'ın emirlerinin, fıtrata uygun yaşayabilmek için yerine getirilmesi gereken vazifeler, sorumluluklar olduğunu anlarız. Dinin yasakları, fıtratın bozulmasını engellemek için mutlaka kaçınılması gereken hususları işaret eder. Her günah, fıtratın zarar görmesi anlamına gelir. Tevbe, fıtratın tahribinin süreklilik kazanmasının önüne geçer. Fıtrata uygun yaşamak, Allah'a yönelik bilinçli saygı ile, Allah'a bilinçli bir teslimiyetle yaşamak demektir.

29 Haziran 2011

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi onat@divinity.ankara.edu.tr adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.