GÜNÜN SÖZÜ

Rahat bir ömür sürmenin en kestirme yolu cahilliktir.//Galip Erdem

13 Aralık 2018 16:30 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Güncel » Ruhittin SÖNMEZ » Aziz Dost Dr. Şefik POSTALCIOĞLU’nu Uğurlarken

Aziz Dost Dr. Şefik POSTALCIOĞLU’nu Uğurlarken
Tarih: 27 Ağustos 2011 Yazar: Ruhittin SÖNMEZ-Kimya Yüksek Müh. - Avukat Kategori: Güncel

Aziz Dost Dr. Şefik POSTALCIOĞLU’nu Uğurlarken

İlk gördüğümde de son görüşmemizde de, bu arada geçen 29 senede de her hal ve şarttaki beraberliklerimizde, yüzünde hep bebek saflığında bir tebessüm vardı. Kalın bıyıklarının örtemediği bu saf ve muzipçe tebessüm ve ışıldayarak bakan gözleri bence O'nun en ayırt edici özelliğiydi.

O'nu sinirlendiren, üzen, bazen ölümün kıyısına, bazen de geçim sıkıntısına götüren haksızlıkları anlatırken bile asla bağırıp, çağırmadı. Kişiliğinin parçası olan tebessümünü yüzünden hiç eksik etmedi.

Sabırla yumuşak yumuşak anlatan, içindeki imanı ve tevekkülü her fırsatta açığa vuran bir olgunluk timsaliydi.

O'nu İzmit'te ihtisas sonrası mecburi hizmet için geldiği 1982'de tanıdık. Kocaeli'de Kulak Burun Boğaz uzmanı olarak binlerce kişiye şifa vasıtası oldu. Başhekim Yardımcısı ve Başhekim olarak ciddi hizmetleri oldu. Hem de siyasi baskı ve sindirme gayretlerine rağmen. Ama bu mücadelede kalbi zayıf düştü. 6 sene kadar önce ölümden döndü. "Ben öbür tarafı biraz gördüm, gördüğüm kadar çok hoş bir yer" derdi. Bu olayın hatırası sadece kalbine takılan beş adet stentten ibaret değildi. 6 sene sonra gideceği boyuttan bazı görüntüler, huzur ve mutluluk verici enstantaneler ve de birbirinden habersiz binlerce kişinin okuduğu dualar hatta hatim zincirleri ile O'na şifa vermesi için toplu yakarışları nasip eden Allah'a şükran duygusu kalmıştı. Bir de beş stenti anlatırken kullandığı "ben 5 yıldızlı general oldum" esprisi.

Dürüsttü. Kanaatimce kendisine en küçük bir haram lokma nasip olmamıştır. Yaptığı görevler esnasında ayağını kaydırmak isteyenler bile en küçük bir yanlışlığını bulamamıştı.

İzmit'teki ilk yıllarında yerli marka, kuş serisinden ucuz bir arabası vardı. Kendisine senden daha kıdemsiz hekimler lüks arabalar kullanıyor, sen niye almıyorsun? diye sormuştum. Çünkü o dönemde doktorların hastanede yaptığı muayene ve ameliyatlardan (kanuna aykırı olarak) para alması çok yaygındı. Toplum bu uygulamaya o kadar alışmıştı ki suç veya ahlaksızlık olarak da görmüyordu. Hastalar normal bir mükellefiyetmiş gibi doktorlara bu paraları veriyordu. Ama Şefik Bey, "hastaların para vermesi için çalışmayı bir yana bırak, verilen paraları almamak için verdiğim mücadeleyi kesiversem birkaç ayda o arabalardan ben de alabilirim. Ama Allah bana haram para nasip etmesin" cevabını vermişti. Bu ilkesinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Helal ve hak edilmiş parayla edinilmiş, orta halli mütevazı bir hayatı tercih etti. Bu tercihin semeresi bereket ve mutluluk oldu.

Normal mesaisinin üstüne, çok yoğun çalışan muayenehanesinde geç vakitlere kadar görev yapan Şefik Bey, sosyal ilişkilerini de hiç ihmal etmedi. Dostlara yaptığı ev ziyaretlerinin gece saat 23 ve sonrasına gelmesi çok sıradan hadiseydi. Bütün arkadaşları Şefik Beylerin geç geleceğini ama mutlaka söz verdiği gibi geleceğini bilirdi. Kocaeli Aydınlar Ocağı toplantılarında her zaman en son gelir, yüzündeki o tatlı tebessümü ile herkesi selamlardı. Biz de "Şefik Bey geldiyse, gelmesi gereken herkes gelmiştir" esprisi ile yorucu mesaisine rağmen toplantıları aksatmamasındaki azmine saygı duyardık.

Yorgunluğu sebebiyle zaman zaman birkaç dakikalık "göz kapaklarını dinlendirme" seansları yapmasına da alışmıştık.

Sosyal faaliyetleri arasında yürüttüğü Kültür Müdürlüğü Türk Sanat Müziği Korosu yöneticiliğini de hiç ihmal etmedi. Türk Sanat Musikisi ve Türk Kültürüne âşıktı. Kocaeli Aydınlar Ocağı faaliyetleri ile yaptığımız istişari toplantılarda yaptığı tekliflerden en az birisi kültür ve sanat faaliyetleri yapmak yönünde olurdu.

Koroda Yönetim Kurulu Başkanlığı yanında korist ve solist olarak görev yapardı. Koronun konserlerini dinleyenler, O'nun yaptığı açılış konuşmalarını, çiçek-plaket takdimleri esnasındaki gülümseyen yüzünü, Türk Kültürüne hizmet etmenin mutluluğu ile parlayan gözlerini hep hatırlayacaktır.

20 sene kadar önce Kocaeli Aydınlar Ocağı Sabancı Kültür Merkezinde Ahmet Özhan konseri tertiplemiş, sunuculuk görevini de bana vermişlerdi. Kızımın aniden hastalanması sonucu konsere sadece beş dakika kala salona gelebilmiştik. Hemen kulise gittiğimde gördüm ki ben gelemeyince Şefik Bey ön hazırlığı olmamasına rağmen sunuculuk görevini üstlenmeye hazırlanıyor. Sanatçılardan konser hakkında bilgi almaya çalışıyordu. Arkadaşlarımın benim yüzümden güç durumda kalmasını önleyen ve boşluğu doldurmaya çalışan Şefik Bey'i görünce hissettiğim rahatlığı unutamam. Hemen bana görevi devretti ve ben bu heyecanla sunuculuk yapmak durumunda kaldım.

Ev sohbetlerimizin ve de Kocaeli Aydınlar Ocağı toplantıları sonunda Şef Şefik Postalcıoğlu yönetiminde oluşturduğumuz mini korolarımızla söylediğimiz şarkılar ve ilahileri hasretle anacağız. Cebinde daima hazır tuttuğu şarkı sözlerinden bir demet çıkarır, "hangilerini söyleyelim?" diye küçük bir müzakereden sonra birkaç eser icra etmeye çalışırdık. Kendisinden şarkı ve ilahi okuması istendiğinde hiç naz etmez, büyük bir zevk ve heyecanla söyler, birlikte söylemeye teşvik ederdi. Hatta talep edilenin bir misli sayıda eser icra etmeden de bırakmazdı. Şimdi toplantılarımızın bu muhteşem finallerini O'nsuz yaşatabilir miyiz bilemiyorum.

Giresun gezimizde Türk Dünyasından gelen misafirlerimizin de bulunduğu minibüste yaylaları dolaşırken üç saat boyunca ara vermeden söylediğimiz şarkılar unutulmazdı. Bu geziye eşim iştirak edemediği için bana yaptığı latifeler ve takılmaları hala gözümün önünde.

Bu faaliyetleri yetmezmiş gibi Afyonkarahisarlılar Derneği'ni kurdu ve tabii hemşerileri O'nu başkan seçti. 31 Mayısta Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanlığı'na aday gösterildiğimde, Yönetim Kurulumuza ilk düşündüğüm arkadaşlarımdan biri oldu. Kendisine teklif ettiğimde bir yandan beni kırmamak isteği, diğer yandan hekimlik mesleği artı Koro Müdürlüğü ve artı Afyonkarahisarlılar Derneği Başkanlığı ve beş stentli bir kalp gerçekleri yüzünden tereddüt etti. Ben kendisine "sen Allah'ın izniyle buradaki faaliyetlere de yetişirsin" deyince beni kırmadı. Ama "Benim için şereftir ama hiç olmazsa sade üye olayım, üstüne başka görev vermeyin" ricasıyla kabul etti.

Bu arada Kocaeli Tabip Odası yönetiminde, 4 sene Yönetim Kurulunda görev yaptığını atlamamam gerekiyor. Son olarak Kocaeli Tabip Odası'nın TBB Büyük Kongre Delegesi olarak görev yapıyordu. Bu göreve seçildiği kongrede saat 16 ya doğru beni aradı. Eşim de doktor olduğu için kongrede oy kullanması için gelip gelmediğini sordu. Eşim seçim tarihini karıştırdığı için oy kullanmaya gitmemişti. Biz de o saatte İstanbul'da idik. Şefik Bey'in aday olduğunu da biliyorduk. Hemen bütün programımızı iptal ederek oy kullanmak için İzmit'e geldik. Eşim sandıkların kapatılmasına beş dakika kala oyunu kullandı. Şefik Bey eşimin de oyuyla, Tabip Birliğinin Büyük Kongre delegeliğine 2 oy farkla seçildi.

Toplantılara yaz sıcağında bile kravat ve ceketle gelen tek kişiydi. En son Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanını ağustos sıcağında ve Ramazan ayında ziyaretimizde de kravat ve ceketle gelmişti. Ceketini Özel Kalemde bırakıp bırakmamak konusunda geçirdiği ufak bir tereddütten sonra "içinizde tek memur olan benim" diyerek ceketini giyip makama girdi.

O bulunduğu her meclise huzur ve güleryüz katıyordu. Hiç tereddüt etmeden sırtınızı dönebileceğiniz, en sıkışık bir zamanda kendisinden yardım isteyebileceğiniz bir kocaman gönüllü adamdı. Eşimin, O'nun vefatından sonra söylediği sözlerden biri şu oldu: "Öz ağabeyimi kaybetmiş gibi oldum. Senin başına bir hal gelse ilk sığınacağım kişilerden biriydi."

İslam ahlak ve faziletinin yaşayan bir örneği olan Şefik Bey, aynı zamanda katıksız bir Türk Milliyetçisi idi. Etnik olmayan, kucaklayıcı, kapsayıcı bir milliyetçilik anlayışına sahipti. Tabipler Birliği'nin Büyük Kongresinde, bölücüleri destekleyen bir üye, "başka bir birlik kongresinin iki dilli (Türkçe- Kürtçe) yapıldığını, gelecek seneki Tabipler Birliği Kongresinin de iki dilli olması" temennisini dile getirir. Anında söz alan Şefik Bey, Türkiye'de tek dil olabileceğini, ülkeyi bölünmeye götürecek bu türlü eylemlere izin verilemeyeceğini anlatır. "Allah'a şükür verilmesi gereken cevabı verdik" derken görevini yapmış bir vatanseverin gururu yüzünden okunmaktaydı.

O'nun hakkında anlatabileceğim daha çok konu var. İçimde O'nu ani kaybetmenin buruk acısı, gözümün önünde gülümseyen gözü, bu ruh haliyle hemen aklıma geliveren birkaç hatıra kırıntısını kırık kopuk da olsa sizlerle paylaştım.

Kocaeli ve Kocaeli Aydınlar Ocağı bana başka hiçbir şey vermeseydi bile, Dr. Şefik Postalcıoğlu gibi bir dost vermiş olması, benim bu şehre ve bu Ocağa sonsuz şükran duygularıyla bağlı olmama yeterdi.

O dünyayı ahiretin bir tarlası olarak çok iyi değerlendirdi. Ektiklerini biçebileceği ahiret hayatında, Allah'ın hoşnut olduğu kullarından biri olarak mükâfatlandıracağına tam bir inancım var. O Allah'ı seviyordu. İnanıyorum ki Allah da O'nu çok seviyor.

Böyle kayıplar bizim için acı. O gitti... Vatan mahzun, Kocaeli mahzun, biz mahzun... Tabii ki öncelikle can yoldaşı, asil ve vakur Türk hanımefendisi Zeynep Hanım ve üç değerli evladı mahzun ve garip kaldı. Allah Onlara ve sevenlerine sabır versin.

Yavuz Sultan Selim'e ölüm döşeğinde "şimdi Allah'la beraber olmak Sultanım, diyen aziz dostu Hasan Can'a verdiği cevabı hatırlıyorum. "Bre Hasan, sen bunca zamandır, bizi kiminle bilirdin?!" Şahidim ki, Şefik Bey'in her davranışı Allah'la beraber olmanın tezahürü idi.

Allah'ım O, yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevdi. Senin rızan için çok çalıştı, çok güzel işler ve hayırlı hizmetler yaptı. O'nu Sana emanet ediyoruz. Lütfen şanınca ağırlayıver...

27 Ağustos 2011

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi rsonmez@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.

Akça Koca Kültür Platformu