TARİHTE BUGÜN

1481: Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri, 50 yaşında iken Gebze yakınlarında vefât etti. Doğumu: 30 Mart 1431.

1919: Afganistan, tam bağımsızlığını kazanmak için İngiliz kuvvetlerine saldırdı; İngiliz-Afgan savaşı başladı.

İngilizlerin isteği üzerine 3 Haziran 1919'ta ateşkes, 8 Ağustos'ta da Ravalpindi'de bir anlaşma imzalandı. Afganistan,  isteklerinin çok azını elde etti ise de, bağımsızlığın ilk adımı atılmış oldu.

1920: Ankara'da Mustafa Kemal Paşa ilk Bakanlar Kurulu olan İcra Vekilleri Heyeti'ni oluşturdu Fevzi (Çakmak) Paşa Millî Müdafaa Vekilliği, İsmet (İnönü) Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekilliği görevlerini üstlendiler.

1920: TBMM kararı ile Fransa, İngiltere, İtalya, Yunanistan ve Rusya hududundaki Ermeni ve Gürcü işgaline karşı harp cephesi oluşturuldu.  19 Mayıs 1919'da sembolik olarak başlayan Kurtuluş Savaşı, harp cephelerinin oluşturulması ile fiilen başlamış oldu.

1926: Devlet İstatistik Müdürlüğü kurumu kuruldu. Adı sonra Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) olarak değiştirildi. Günümüzde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) olarak faaliyet gösteriyor.

1934: Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası'nda yapılan Türk yapımı ilk uçak, Kayseri-Eskişehir arasındaki deneme uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi.

1935: Mustafa Kemal Atatürk'ün de çabaları ile sivil havacılık teşkilatı Türkkuşu kuruldu.

1944: Ankara'da resmî çevrelerin ve solcuların Irkçılık - Turancılık Dâvâsı olarak adlandırdıkları  Türkçülük Dâvâsı'nın duruşması başladı.  3 Mayıs günleri, daha sonraki yıllarda, Türkçüler tarafından Türkçülük Günü olarak kutlandı. Sonraki yıllarda, Milliyetçiler Günü denildi. (Konu hakkında geniş bilgi 3 Mayıs Milliyetçiler Günü başlıkla yazı dizisindedir.)

1950: Günümüzde de yayın hayatını devam ettiren Milliyet Gazetesi'nin ilk sayısı piyasaya çıktı.

1960: Emekli olmak üzere izne ayrılan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel, yazılı olarak hükümeti uyarmak maksadıyla Millî Savunma bakanı Etem Menderes'e mektup gönderdi.

1963: Roman yazarı  Abdülhak Şinâsi Hisar İstanbul'da vefat etti. Doğumu: İstanbul, 1883.

1979: İngiltere'deki seçimlerde Muhafazakâr Parti, İşçi partisi'ni ağır bir mağlubiyete uğrattı. Margaret Teatcher, İngiltere'nin ve Avrupa'nın ilk bayan başbakanı olarak tarihe geçti.

1988: Kurucusu Agop Agopyan'ın öldürülmesi üzerine Ermeni terör örgütü ASALA dağıldı.

1998: AB organlarından Ekonomik ve Mali Konsey toplantısında, ortak para birimi EURO'nun kullanımı ile ilgili Tüzüğün 1 Ocak 1999 tarihinde yürürlüğe girişi, oyçokluğu ile kabul edildi. Yunanistan, İngiltere, İsveç ve Danimarka karara muhalif kaldılar.  Avrupa Birliği'nde 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren, EURO para biriminin kullanılmasına başlandı.

2003: Komando Mustafa olarak tanınan milliyetçi öğrenci liderlerinden Mustafa Ok İstanbul'da vefat etti. Doğumu: Silifke, 1946. Bir yıldır gırtlak kanserinden tedâvi görüyordu.

2005: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimindeki Sabah Gazetesi ve ATV Televizyon kanalı, Turgay Ciner'e satıldı.  Ciner,  TMSF'na, peşin olarak 18.500.000,  10 yılda ise taksitler hâlinde  433.000.000 dolar ödeyecek. Bu paralar, Sabah Gazetesi ve ATV'nin eski sâhibi Dinç Bilgin'in, Etibank sebebiyle TMSF'nuna olan 6000.000.000 dolarlık borcundan düşülecek. Turgay Ciner ile Dinç Bilgin arasında devlet aleyhinde gizli anlaşma imzalandığının belirlenmesi sebebiyle bir yıl sonra satış iptal edildi.

2010: Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülen Anayasa değişikliği teklifinin 8. maddesi reddedildi.

 

GÜNÜN ŞAHSİYETİ:

FÂTİH SULTAN MEHMED HAN

Sultan İkinci Murad Han'ın, Hâtice Âlime Hümâ Hâtun'dan doğan oğludur.

Şehzâde Mehmet, küçük yaşlardan itibâren çok iyi bir eğitim ve terbiye ile yetiştirildi. Devrin en sekçin âlimlerinden ilim öğrendi. Biraz büyüyünce, meşhur din ve fen âlimi Molla Akşemseddin Hazretleri'nin  rahle-i tedrisine verildi. İdârî yönden tecrübe kazanması için, şehzâdeler şehri olan  Manisa'ya  Sancak  Beyi  olarak gönderildi. Orada da devrin meşhûr  âlimi Molla Ayas'tan dersler aldı. İlk Osmanlı şeyhülislâmı Molla Fenâri, hadis - tefsir - ve fıkıhta yüksek âlim olan Molla Gürâni de hocaları arasında idi. Ayrıca; matematik, geometri ve târih ilimlerinde köklü bilgiler edindi. Arapça, Farsça, Lâtince, Yunanca ve Sırpça öğrendi. Edindiği dîni bilgilerle kendi hayat tarzını, fen bilgileriyle de Osmanlı Devleti'nin geleceğini şekillendirdi.  İstanbul'un fethinde kullanılan topların plânlarını o çizdi.

Şehzâde Mehmed, Manisa Sancak Beyi olduğu sene, Amasya Valisi olan ağabeyi veliaht şehzâde Alâeddin Ali Çelebi vefât etti. Böylece tahtın tek vârisi durumuna geldi.  1444 senesinde Edirne'ye çağrıldı. Osmanlı tahtına; birincisi, 13 yaşında ve 1444'te, ikincisi, babasının ölümünden sonra, 18 Şubat 1451 târihinde olmak üzere iki defa çıktı. İslâm'ı Hıristiyanlığa üstün kılan İstanbul'un fethini gerçekleştirdi. Böylece kâinatın efendisi Hz. Muhammed (sav) Efendimiz'in, İstanbul mutlaka fetih olunacaktır. O'nu fetheden hükümdar ne mübârek hükümdardır... diyerek müjdelediği  komutan olma şerefini kazandı.

Fetihten sonra ilk işi, Hıristiyanlığın âbide eseri Ayasofya'yı, Fetih Hakkı olarak câmiye  çevirmek oldu. Fethi gerçekleştirdiği o mübârek  günde, Cuma namazını Ayasofya'da kıldı. Adına hutbe okundu. İstanbul artık dünya durdukça Türk'ün malı idi.

Fâtih Sultan Mehmed Han, yalnızca İstanbul'u fethetmekle yetinmedi. İşte bir ömre sığdırılan seferler  ve diğer fetihler:  1451'de Menteşe Beyliği'nin fethi, 18 Nisan 1453'te Marmara Denizi'ndeki adaların fethi, 1454'te Birinci, 1455'te İkinci Sırbistan Seferleri, 26 Temmuz 1455'te Arnavutluk'un fethi, 1456'da Cenevizlilere ait Ege Adaları'nın fethi, 13 Haziran 1456'da Üçüncü Sırbistan Seferi, 15 Mayıs 1458'de Mora Seferi ve Atina'nın fethi, 1458'de Sırbistan'ın fethi, 8 Kasım 1459'da Semendre'nin fethi, 13 Nisan 1460'ta İkinci Mora Seferi, 1461'de Amasra'nın fethi,  Temmuz 1461'de İsfendiyaroğlu topraklarının fethi, 15 Ağustos 1461'de Trabzon Rum İmparatorluğu'nun fethi, 1462'de Eflâk Seferi ve Midilli Adası'nın fethi, 1463'de Bosna Krallığı'nın fethi, 12 Temmuz 1470'te Eğriboz Adası'nın fethi, 1471'de Alâiye Beyliği'nin zaptı ve Silifke havâlisinin fethi, 26 Temmuz 1476'de Boğdan'ın fethi, 11 Ağustos 1480'de İtalya'nın Otranto Limanı'nın fethi.

Târihçilerin yazdığına göre Fâtih'in İstanbul'dan sonraki hedefi Roma idi. Fakat bunu kimseye söylememişti. Ordu-yu Hümayun'u, Gebze yakınlarındaki Sultançayırı mevkiinde topladı. Kimse nereye sefer düzenleneceğini bilmiyordu. 50 yaşında idi, sağlıklıydı. Aksi takdirde sefer hazırlığı yapmazdı. Hastalandı ve üç gün sonra Hakk'a yürüdü. Ölüm sebebi anlaşılamadı. Söylenilir ki Fâtih Sultan Mehmed Han Hazretleri, Venedikli Yahudi Hekimbaşı Yakup tarafından zehirlenmiştir. Söylentilerin çıktığı gün Yakup, Mübârek Sultan'ın yanındaki askerler tarafından parçalandı.  Ölümü üzerine Avrupa kiliselerinin hepsinde 3 gün 3 gece çan çalınıp şükran âyini yapıldı. Bu hareket, başka hiçbir Osmanlı pâdişahı için yapılmamıştır.

Yedinci Osmanlı Pâdişahı idi. 32 yıl tahtta kaldı. Çağ kapayıp çağ açan Türk'ün yüce sultanının aziz kabri, Fâtih semtinde, kendi yaptırdığı Fâtih Camii ve Külliyesi içerisindeki türbesindedir.

Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri mükemmel bir şairdi. Şiirlerini Avni mahlâsı ile yazdı. Bir kısmı bestelendi. Sakiya, mey sun ki bir gün... mısraı ile başlayan şiirini: Emin Ongan: Nihavend, Alâeddin Yavaşça: Şehnaz, Ekrem Güyer: Mâhûr makamında besteledi. Zülfünün zencirine bendeyledi şâhım beni / Kulluğundan etmesin azad, Allah'ım beni mısralarıyla başlayan şiirini de Emin Ongan, Rast makamında bestelemiştir.

03 Mayıs 2015 11:48 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Tarih » Volkan ŞENEL » Tarihimizdeki Kahraman Kadınlar

Tarihimizdeki Kahraman Kadınlar
Tarih: 17 Nisan 2008 Yazar: Volkan ŞENEL-Tarihçi Kategori: Tarih

Tarihimizdeki Kahraman Kadınlar

Kurtuluş Savaşı milletimizin genç-ihtiyar, kadın-erkek olarak düşmanlara karşı yürüttüğü bir ölüm kalım mücadelesidir. Bu savaş, daima hür yaşamış, tarihi şan ve şerefle dolu olan Milletimizin asla esir edilemeyeceğinin bir kere daha yüksek sesle cihana haykırılışıdır.

Tarihi kaynaklara bakıldığı zaman, Kurtuluş Savaşı içinde yer alan binlerce kadınımızın hem Milli Mücadele’nin kazanılmasında, hem de Türkiye’nin temellerinin atılmasında çok büyük katkılarının olduğu görülmektedir.

Milli Mücadele’de Kahraman kadınlarımız cephe gerisinde büyük bir çaba harcarken çok sayıda kadınımızda silahlı mücadeleye katılarak göstermiş oldukları cesaretle dünyaya örnek olmuşlardır. Ayrıca bu dönemde kadınlar tarafından kurulan ‘’Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’’ ve ‘’Kadınlar Cemiyeti’’ gibi kuruluşlar aracılığıyla da önemli çalışmalar yapmışlardır.   

Bu konuyla ilgili yaptığımız araştırmada elde ettiğimiz bilgilerin ışığında, kadınlarımızın Kurtuluş Savaşı sırasında göstermiş oldukları fedakârlıklardan bazılarını sizlere sunmaya çalışacağız. Bu vesileyle, hem kendilerine çok şey borçlu olduğumuz kadınlarımızın kahramanlıklarını gün ışığına çıkarmış olacağız, hem de onları bir kez daha rahmetle anacağız.

Kara Fatma (Fatma Seher Hanım)

Kara Fatma lakabıyla tarihe geçen Fatma Seher Hanım; Balkan Harbine Edirne’de görev yapan kocası Subay Derviş Bey ile katılmıştır. 1.Dünya Savaşı’nda ailesinden 9–10 kadınla Kafkas Cephesi’ne gitmiş, Mondros Mütarekesi’nden sonra ise, eşi Ermeniler tarafından şehit edilen kadınları toplayarak, Ermenilere karşı savaşmıştır. Kadınlardan kurduğu milis müfrezesiyle Bursa ve İzmit’in işgalden kurtarılması için çalışmıştır.

Sakarya ve Başkumandanlık Muharebeleri’ne de katılan ve Üsteğmenlik rütbesine kadar yükselen Kara Fatma, 1955 yılında Erzurum’da vefat etmiştir.

Tayyar Rahmiye

Osmaniye’nin Kaypak Bucağının Raziyeler Köyü’nden olan Rahmiye Hanım, bu bölge düşman işgaline uğrayınca Hüseyin Ağa’nın milli kuvvetlerine katılmıştır. Kendisine “Bacım bu er işidir, sen cephe gerisinde belki daha yararlı olursun’’ diyen Hüseyin Ağa’ya şu cevabı vermiştir. “Vatanın savunmasında hepimiz eriz, düşman toprağımızı basmış, elim silah tutuyor, ben nasıl savaşmam…”   

Hasanbeyli civarında Fransız kuvvetleri ile yapılan savaşa Rahmiye Hanım da katılmış ve bu çarpışmada 80 tüfek ile iki makineli tüfek alınmıştır. Bu arada şehit düşen ve düşmanın hakim olduğu yerde kalan şehitlerin düşmanlar tarafından çiğnenmemesi için siperden fırlayarak şehitlerden birini sırtına alıp geri getiren Rahmiye Hanım cesaretiyle diğer askerlere örnek olmuştur. Onun bu cesaretini gören asker arkadaşları da siperden fırlayarak diğer şehitleri geri getirmişlerdir.

Bu olaydan sonra Rahmiye Hanıma Uçan Rahmiye anlamına gelen “Tayyar Rahmiye” denilmiştir. Daha sonra 1920 Temmuzunda Osmaniye’deki Fransız karargahına düzenlenen saldırıda arkadaşlarının tereddüt ettiğini gören Tayyar Rahmiye “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum, siz erkek olduğunuz halde yerlerde sürünmekten ve saklanmaktan utanmıyor musunuz?” diye bağırarak arkadaşlarını hücuma teşvik etmiş, Fransız karargahı önünde alnından vurularak şehit düşmüştür.

Nene Hatun

Erzurum’un Pasinler İlçesi’nin Çeperli Köy’ünde 1853-54 yılında doğdu. Asıl adı “Nene” soyadı “Kırkgöz” dür. 1877-78 Osmanlı Rus Savaş’ında köyü Ruslar tarafından işgal edilince kocası ve oğlu Nazım’la Erzurum’a gelmiştir. 9 Kasım 1877 tarihinde Rus birlikleri Aziziye Tabyasını işgal ettiğinde Erzurum’a geleli 15 gün kadar olmuştu. Müezzin Abdullah Efendi’nin Ayaz Paşa Camii mimarisinden Aziziye tabyasının düştüğünü ilanı üzerine eli silah tutan Erzurumlularla birlikte Aziziye tabyasına koşmuş, Rus askerleriyle kahramanca savaşmıştır.

22 Mayıs 1955 tarihinde Erzurum’da hayata gözlerini yuman Nene Hatun Türk kadınının, vatan sevgisinin unutulmaz simgelerinden biri olmuştur.

Gördesli Makbule

Yunanlılar Sakarya Muharebesi’ni kaybederek Afyon mevzilerine çekildiklerinde, bir taraftan da Halil Efe’nin Gördes-Sındırgı-Akhisar bölgesinde faaliyet gösteren çetesinin saldırıları ile karşılaşıyorlardı. Bunların içinde Halil Efe’nin karısı Makbule Hanım’da vardı.

Makbule Hanım daha bir yıllık evli iken eşinin yanında Milli Mücadele’ye katılmıştır.16 Mart 1922’de Kocayayla’da ki bir çatışmada askerlere cesaret vermek için hızla öne atılınca şehit düşmüştür.

Kılavuz Hatice

Adana ve yöresinde Fransız’lara karşı verilen mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920’de Milli Kuvvetler Pozantı’ya taarruza başladığında, kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak onlara kılavuzluk etmiştir.

Hatice Hanım, kılavuzluk yaptığı Fransızlara yanlış yol göstererek Karboğazı’na sokmuş ve boğaza sıkışan Fransızlar Türk askerine esir düşmüşlerdir.

Bitlis Defterdar’ının Hanımı

Kahramanmaraş’ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin başında Bitlis Defterdarı’nın Hanımı gelmektedir. Bu kahraman kadın Kayabaşı Mahallesi’nde 8 düşmanı öldürmüş daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmıştır.

Nezahat Onbaşı

70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey’in kızıdır. Hâfız Hâlid Bey eşi ölünce, 8 yaşındaki kızı Nezahat’ı yanına alarak, Çanakkale Cephesine gitmiştir. Babasının yanında muharebeden muharebeye koşan Küçük Nezahat, 12 yaşında onbaşı rütbesini almıştır.

Şerife Bacı

1921 Kasım’ında taşıt kollarında görev yapan Şerife Bacı, İnebolu’dan Kastamonu’ya, Çankırı’ya ve Ankara’ya kağnısı ile cephane taşımıştır. Kastamonu Kışla önünde, cephene yüklü kağnısı üzerine kaparak donmuştur. Onu bulan askerler, cephanenin üzerine örttüğü yorganı kaldırınca Şerife Bacı’nın kundağa sarılı bebeği ile karşılaşmışlardır. Bu kahraman kadınımız, cepheye cephane yetiştirebilmek için, kendisini ve çocuğunu feda etmekten çekinmemiştir.

Yirik Fatma

Gaziantep’te Fransızlara karşı savaşmıştır. Fransızlara karşı kurulan milli müfrezeye katılmak isteyince kendisine karşı çıkanlara “Benim kanım, sizinkinden daha mı şirindir?” cevabını vermiştir. Yirik Fatma, düşmanlara karşı gösterdiği cesaretle birçok kadına da örnek olmuştur.

Nazife Kadın

Yunanlılara karşı mücadele verilirken, kendisinden bilgi alınmak istenmiş, karşı çıktığı için düşman tarafından işkence yapılarak öldürülmüştür.

Onbaşı Halide

Milli Mücadele’ye halkın katılımını sağlamak için düzenlenen mitinglere katılıp ateşli konuşmalar yapan Halide Edip’in çabaları insanların Milli Mücadele’ye katılmasında etkili olmuştur.

“Halide Onbaşı” olarak uzun süre cephelerde savaşan Halide Edip Adıvar savaş olduğu yararlılıklar nedeniyle İstiklal Madalyası verilmiştir.

Kiminin adı Nene Hatun, kiminin adı Kara Fatma, kiminin de Yirik Fatma, Gördesli Makbule, Halide Edip, Ayşe Hanım, Asker Saime, Nezahat Hanım, Süreyya Hanım…

Tek gayeleri; vatanımızın bölünmez bütünlüğünü korumak, canımızdan daha çok sevdiğimiz bayrağımızın bu topraklarda dalgalanmasını sağlamak, milletimizin huzur ve mutluluk içerinde özgürce yaşamasını sağlamak…

Bu kahraman kadınlarımızın sizler tarafından daha iyi tanınabilmesi için araştırmalarımız sırasında bulduğumuz, Müdafa-i Hukuk Kadınlar Şubesi’nin Kastamonu temsilciliğine bağlı kadınların 15 Ocak 1922’de Lord George’nin hanımına çektikleri telgrafı sizlerle paylaşmak istiyoruz:

“Türk Milletinin kadınlı erkekli savaşlarda can vermeyi asla düşünmeyeceği, eğer silah ve cephanemizin bulunmadığına ümit bağlanıyorsa, düşmanları tırnaklarımızla boğacağımızı ve gerekirse toprağın üstünde şerefsizce yatmaktansa, toprağın altında kahramanca yatmayı tercih edeceğimizi bildiririz...

                                                                                      Kastamonu / 15 Ocak 1920”

İşte Milli Mücadeleyi kazanmamızı sağlayan bu düşünce, bu ruh… İstiklal Savaşımızın kazanılmasında canla başla savaşan bizlere bu günleri hazırlayan adı bilinen veya bilinmeyen kahraman kadınlarımızı, kurtuluşumuzun önderi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını rahmetle anıyoruz…

Kaynakça 

Türkiye Diyanet Vakfı Dergisi,1997

— Mehmet Özel, Vatan Millet ve Bayrak Sevgisi, Ankara,1996

— Şefika Kurnaz, Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını, İstanbul,1992

— Mustafa Baydar, Kurtuluş Savaşında Türk Kadını, İstanbul, 1972

— Volkan Şenel, “Kara Fatma’nın (Fatma Seher Hanım) İzmit’teki Mücadelesi”, Değişen Kocaeli, Sayı:3, Kocaeli, 2007

17 Nisan 2008

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi senelvolkan@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.