GÜNÜN SÖZÜ

En utanılacak yönümüz, tarih yaptığımız halde tarih öğrenmemek ve bilimsel yöntemle tarih yazmamak konusunda ısrarımızdır. İlber Ortaylı

15 Kasım 2019 10:53 Hepsini Gör

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Kültür - Sanat » Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ » İçerde ve Dışarda Acının Kız Kardeşi Sızı

İçerde ve Dışarda Acının Kız Kardeşi Sızı
Tarih: 29 Ocak 2018 Yazar: Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ-Gazeteci - Yazar Kategori: Kültür - Sanat

İçerde ve Dışarda Acının Kız Kardeşi Sızı

İstanbul'da tiyatro sanatı bana daha bir başka yansır. Oysa bizim kuşak sinemadan daha derin etkilenmiştir ama bu romantizm  İlhan Engin'in romanından, Fikret Hakan,  Gisella Dali ve Suphi Kaner'in oynadığı film "İstanbul'da Aşk Başkadır"dan öteye gidememiştir.

İstanbul'da 1960'lı yıllarda Kocamustafapaşa'da Çevre, Fındıkzade'de Kenan Büke, Vahi Öz, Saadettin Erbil'in Bulvar; Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde Haldun Dormen, Altan Erbulak'ın Dormen, Fikret Hakan'ın Genar; Şükran Güngör, Yıldız-Müşfik Kenterlerin Kenter, Cem Karaca'nın babası, Toto Karaca'nın eşi Mehmet Karaca'nın İstiklal Caddesi'ndeki İstanbul; Muammer Karaca'nın Karaca ve Tolga Aşkıner-Nisa Serezli, Nejat Uygur, Beyazıt'ta Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrolarının büyümesi İstanbul Şehir Tiyatrolarının kenti ve toplumu etkilemesi , kucaklaması ve kuşatması neticesindedir.

Sadece tiyatro sanatçılarını ve seyircilerini görmek üzere İstiklal Caddesi'nde kalabalıklar olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Çünkü sanatseverler de tiyatroya gidenler; en cici moda olan elbiselerini giyer, erkekler sinek kaydı tıraşlarını olur, hanımlar kuaförüne gider, kokularını sürer; herkes birbirine hanımefendi, bey diye nazik davranan tamı tamına birer İstanbul Efendisi aydın naif insanlardı. Maruf insanlar, yerel yöneticiler, yazar, çizer, akademisyen, müteşebbisler, sivil toplum temsilcileri, öğrenciler de İstanbul Tiyatrolarının olmazsa olmazıydı.   Artık öyle değil, galalara bile "koyu renk kıyafet giyilmesi zorunludur" dense de umursayanların sayısı fazla değil. Hele moda diye saçı sakalı uzun, yırtık blucini ile öne çıkmaya çalışanlar hep en önde. Ancak yine de saygın sanatseverleri aramızda görmek mümkün.

AYNI MEDENİYETİN ÇOCUKLARI

Acının Kız Kardeşi SIZI'nın galası da öyle oldu.

O gece öyle bir fırtına ve yağmur vardı ki kentsel dönüşüm inşaat alanlarından malzemelerin uçtuğunu gördüm. İstanbul sokaklarında yağmurdan yer yer göller oluştu ve  araç trafiğinin zora girdiğini yaşadım. Yine de SIZI'nın galası beklenenin çok üzerinde kalabalıktı. Hele Birinci Ordu Komutanı Orgenelal Musa Arsever ve arkadaşlarının galaya gelmesi sanatseverleri, oyuncuları daha bir sevindirdi. Bir Ustamız Yazar Üstün İnanç da oradaydı. Talebeleriyle gurur duyduğunu anlattı bize.

SIZI yıllarca değişik ırk, din ve düşünceye sahip, aynı mutluluk ve acıyı paylaşabilen  ailelerin Anadolu'da bir arada yaşayışına dikkat çekerek, daha sonra araya giren fitne ve fesatlar yüzünden başlayan göçü anlatıyor. Kışkırtıcılar, işbirlikçiler, güçlüden yana konumunu belirleyenler bu eserde de en önde.  SIZI da bu örnekler güçlü. Fransa'ya göç eden Ermeni Ailelerini, aralarındaki militan Ermeni işbirlikçileri Paris'te de rahatsız ediyor. Oysa bütün Ermeniler Paris'te de olsa doğup büyüdükleri, ekmeğini yiyip, suyunu içtikleri Anadolu hasreti içindeler. İstanbullu Ermeni aileler ise evlerine geri dönebilmenin duygusallığını yaşıyor, hayalini düşlüyorlar. Bu geri dönüş için Cezayirli Ahmet ve Malik Bin Nebi Ermeni Ailelere yardım ediyor. Ancak işgalcilerle iş tutan kıykırtıcı Ermeni militanlar buna mani olmak için her türlü şiddeti, tacizi ve saldırıyı yapıyor, kitaplarla Türkçe özlemini gideren Aram'ı öldürüyorlar. Aram'ın kızı Karine ve eşi  Mari perişan oluyor. Fakat çok zor şartlar altında da olsa İstanbul'a dönmeyi Cezayirli Ahmet ve Malik Bin Nebi'nin yardımıyla başarıyorlar. Süreci ise yazar 1913'ten itibaren dünya savaşlarını da içine alarak hatırlatıyor. Hikaye özetle böyle.

İÇİNDE DERİN ACILAR OLAN BİR GÖÇ ÖYKÜSÜ

Önce bir roman olarak yayınlanan Acının Kız Kardeşi SIZI'nın müellifi Dr. Salih Efilioğlu(1956-Ordu/Akkuş) öğretmenlikten sonra sırayla Bolu, Kastamonu ve Gaziantep'te il kültür ve turizm müdürlüğü yapmış. Halen İBB Şehir Tiyatro Müdürlüğü göreviinde. Birleşmiş Milletler'ce (2010) Dünya Kültürüne Üstün Hizmet Altın Madalya ve Beratı alan Onursal Profesör ünvanlı Dr. Salih Efilioğlu Azerbaycan'da da (2016)"Yılın Medeniyet Adamı" seçiliyor. Göç ve medeniyet sosyolojisi uzmanı olan yazarın Tütüncü Baba(roman), Üç Sultan ve Çam Sakızı adlı oyunlarıyla, bir müzikal çalışması olan Ritüel isimli eserleri vardır.

Acının Kız Kardeşi SIZI'nın müellifi  Dr. Salih Efilioğlu  asırlarca birlikte olduğumuz insanlara karşı bu eserinin bir minnet borcu olduğunu hatırlatarak "Anadolu ruhun sıvasıdır, kurulan tuzakları bilmek gerekir" diye belirtiyor. Buna gerekçe olarak da "Çünkü bizler aynı medeniyetin çocuklarıyız" diye de işaret ediyor.

Acının Kız Kardeşi SIZI oyununda mapping tekniği uygulanmış, dekor projeksiyonla  sahneye yansıtılarak, önemli bir derinlik ve zenginlik kazandırılmış. Önce savaş, sonra göçün vurgulandığı tren sahneleri bu açıdan bütün dikkatleri üzerine topladı. Paris görüntüleri de öyle oldu.

Dr. Salih Efilioğlu içinde derin sızılar barından bir göçün hikayesini anlatırken şunları söylüyor; "Anadolu kültürün, medeniyetin beşiğidir ve tüm insanlığın yoludur. Kıymetli ve bereketli bu toprakların sevgi, saygı, merhamet, hoşgörü, doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, hakkaniyet, tevazu gibi değerleri vardır. Bu değerler  Orhun Yazıtlarından günümüze kadar Anadolu renkleriyle barışın ana yurdudur. Anadolu sevdadır, kucak açan, koruyandır."

Dr.Salih Efilioğlu söz konusu hikayeyi büyüklerinden dinlediğini belirterek şunları anlatıyor "Acının Kız Kardeşi SIZI benim de hikayelerini dinlediğim bir öyküdür. Sonunda derin etkilendiğim bir hikayeyi yazdım. Anadolu'muzda gerçekleşen savaşların ortaya çıkardığı acıları ve kardeşçe yaşayan halkların sevgi dolu bütünlüğünü bozmak isteyenlerin  olduğu daha bir çok hikayeler vardır. Bu onlardan sadece biridir."

SIZI yazarının da belirttiği gibi yüzyıllar öncesinde yaşanan ve içinde her şeye rağmen dostluğu, seviyi ve saygıyı taşıyanların umutla, güzel günlere doğru yolculuğudur."

BİR HARPUT TÜRKÜSÜ

Anadolu toprağında sebebi ne olursa olsun göçler hala sızlatır.

SIZI başarılı bir uygulama.

Dramaturg, kostüm, ışık, efekt, müzik, görsellik her şey yerli yerine oturmuş. Hamide, Aram, Ara, Mari, Karine, Ali Onbaşı, Hagop, Araksi, Cezayirli Ahmet, Adran, Malik Bin Nebi, Firuze, Milis ve Askerler ile biirlikte, 40'ı aşkın çalışan bu başarılı eserde pay sahibi. Şapka, kostüm, saç tasarımları, aksesuarlar hepsi 20. Yüzyılın başından örnekler. Anadolu'dan acıları yüreğinde, göç eden bu aynı medeniyetin çocukları Paris'te toplanarak saz, kaval ve tef ile Harput'u seslendirmiyorlar mı, yüreklerin tellerine kadar insanlarımızın her yer sızladı salonda;

Kar mı yağmış şu Harput'un başına,

Kurban olam toprağına taşına aman!

Henüz girmiş on üç on dört yaşına.

Küçük yaşta bir yar sevdim aman,

Oy nenni oy nenni aman!

Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır,

Bugün posta günü canım sıkılır aman!

Ellerin mektubu gelmiş okunur,

Benim yüreğime hançer sokulur aman!

 

YİRMİNCİ ASRIN TAKINLARI

Acının Kız Kardeşi SIZI oyununda Cezayirli Ahmet ve Malik Bin Nebi'nin yerleştirilmesi çalışmanın evrensel bir boyutu. Cezayir bir zamanlar Osmanlı Cihan Devleti'nin parçasıydı. Cezayirli Ahmet bunu SIZI'daki konuşmasında vurguluyor. Malik Bin Nebi de kendi dar imkanlarından İstanbul'a gitmek isteyen önce dört, sonra imkansızlık nedeniyle sadece Mari ve Karine'nin tren bileti parasını veriyor. Malik Ben Nebi'yi (1905-1973) rahmetlinin yakın dostu merhum Ergun Göze Ağabey dolayısıyla Tercüman Gazetesinde birlikte çalıştığımız günlerde tanıdım. Önemli bir entelektüeldi. Ergun Göze Ağabey bütün eserleri gibi Malik Bin Nebi tercümeleri de imzalayıp vermişti. Malik Bin Nebi'nin idealizmi, insanlığın ta kendisidir. İşte bu idealizmi, bu sesi, bu soluğu Fransa yıllarca ezmiş ve halkı sömürmüştür. Ancak galip gelen sonunda Cezayir olmuştur, "Sömürgecilik hâlâ gece yarısı çanlarını çalıp sömürge halkını uykuya devam etmeye çağırıyorsa da, artık uyku saati geçmiş, İslam dünyasının teslimiyetçilik ruhu dönmemek üzere gitmiştir." diyen rahmetli Malik Bin Nebi olmuştur.

Türkçeye kazandırılmış Malik Bin Nebi'nin eserleri de şöyle; İslam Davası (Yöneliş), Cezayir'de İslam'ın Yeniden Doğuşu (Boğaziçi), Fikir ve Put (Boğaziçi),  Kur'an-ı Kerim Mucizesi (Diyanet Vakfı), İdeolojik Savaş Ajanları (Timaş),Yüzyılın Tanığı (Lale), Kültür Sorunu ve Bir Toplumun Doğuşu (Ankara Okulu).


Ali Kureyşi'nin Ekin Yayınları'ndaki "Malik Bin Nebi'ye Göre Toplumsal Değişim"  ve Fatih Okumuş'un Denge Yayınları'nda çıkan "Malik Bin Nebi: Yirminci Asrın Tanığı" kitapları da Malik Bin Nebi'yi tanımak için faydalı eserlerdir.

SIZI'YI YABANCI DİLLERDE SAHNEYE KOYMAK

Keşke Acının Kız Kardeşi SIZI adlı bu çalışma uluslararası terörün bir parçası olan Ermeni terörünün hortlatıldığı sırada telif edilseydi, sahne alsaydı, sinemaya yansıtılsaydı. Demek ki fikir emekçilerine önem verilir, imkan tanınırsa yüz akı eserler ortaya çıkabiliyor. Dileğim SIZI Acının Kız Kardeşi adlı bu oyun ilk fırsatta birkaç yabancı dilde, Ermeni Diasporasının güçlü olduğu ülkelerde de oynanır, "aynı medeniyetin çocukları" yeni bir mesaj verip, tuzaklara düşmeden, kışkırtmaları görerek; sevgi ve barış ile yeniden dünya gündemini tayin eder.

 

Teşekkürler Dr. Salih Efilioğlu, teşekkürler İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları.

 

 

29 Ocak 2018

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.