GÜNÜN SÖZÜ

Mal Tükenir, Sanat Tükenmez.

18 Nisan 2014 08:30 Hepsini Gör

Reklam

YAZARLAR

M. Şefik Postalcıoğlu Dosyası

Anasayfa » Aydın Gözüyle » Tarih » Volkan ŞENEL » Osmanlı’da Ahilik Teşkilatı

Osmanlı’da Ahilik Teşkilatı
Tarih: 15 Temmuz 2009 Yazar: Volkan ŞENEL-Tarihçi Kategori: Tarih

Osmanlı’da Ahilik Teşkilatı

Ahi Kelimesi Hakkında

"Ahi" kelimesinin kaynağı hakkında iki farklı görüş vardır: Bunlardan biri, kelimenin Arapça "kardeşim" demek olan "ahi" kelimesinden, ikincisi ise, Divanu Lugati't-Türk ve  Atabetü'l-Hakayık gibi kaynaklarda geçen ve "eli açık, cömert" anlamlarına gelen Türkçe "adı" kelimesinden geldiği görülmüştür. Ahi kelimesinin Türkçe kökenli olduğunu ileri sürenlere göre, "akı" kelimesi Türkçede çok görülen bir ses olayı olan (k>h) değişimiyle "ahı" şekline dönüşmüş ve nihayet "ahi" olmuştur.

Ahiliğin Kurucusu "Ahi Evran"

"Ahi Evren" veya "Ahi Evran" adıyla tanınmaktadır. Bilinen tam adı ise Şeyh Nasreddin Mahmud el-Hoyî'dir.

Günümüzde İran sınırları içerisinde yer alan, Hoy kasabasında doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Tarihi birçok kaynakta 93 yıl ömür sürdüğü belirtilmektedir. Bu bilgiye göre, Ahi Evran'ın 1171 yılında doğduğu tahmin edilmektedir.

Anadolu'ya gelerek Kayseri yöresine yerleşmiş olan Ahi Evran, burada bir debbağlık (deri işlemeciliği) atölyesi kurmuştur. Kayseri'den sonra Konya, oradan da Kırşehir'e yerleşmiş olan Ahi Evran, 1261 yılında vefat etmiştir.

Osmanlı'da Ahilik

Geniş topraklar üzerinde hâkimiyetini tesis eden Osmanlı Devleti çeşitli din, dil, ırk, örf ve adetlere sahip toplulukları asırlarca adilane bir şekilde idare etmiştir. Osmanlı devleti idaresinin bu denli başarılı olmasında bazı müesseselerin şüphesiz ki büyük rolleri vardır. Devletin hayatiyet sırlarından biri olarak gördüğümüz bu müesseselerden biri, toplumun ekonomik ve sosyal hayatı üzerinde derin tesirler icra etmiş olan Ahilik Teşkilatıdır.

Ahilerin Osmanlıların ilk zamanlarında mühim bir vazife gördüklerini gerek tarihi kaynaklar, gerek Seyyah İbn Batuta'nın naklettiklerinden anlıyoruz. Ahi reislerinden olup, Eskişehir civarında İtburnu Mevkii'nde tekkesi bulunan Şeyh Edebali o bölgenin en itibarlı ve sözü geçen büyüklerindendi. Tahsilini Mısır'da yapmış olan Edebali'nin kızı Malhatunu Osman Bey almış ve bu suretle Ahilerin nüfusundan yararlanmıştır. Nitekim Şeyh Mahmut Gazi, Ahi Şemseddin ve oğlu Ahi Hasan ve sonradan Osmanlılarda kadı, kazasker ve vezir olan Candarlı Kara Halil Paşa'da Ahilerden olup bunların hepsi Osmanlı Beyliği'nin kurulmasında ve büyümesinde hizmet etmişlerdir.

Ahilikte bilgi, ahlak, saygı ve zenginlik bakımından çok yükselmiş kişilere Nizamüddin, Şerefüddin, Fahrüddin, İhtiyarüddin gibi ünvanlar verilir ve böyle kişiler ondan sonra o ünvanlarıyla anılırlardı. Örneğin ahiliğin kurucusu Ahi Evren'in asıl adı Mahmud olduğu halde kendisine Nasırüddin lakabı verilmişti. Ahiliğe giren Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi'de İhtiyarüddin lakabını almıştı. 16. asrın birinci yıllarında İbn Batuta'nın hayranlıkla anlattığı bu teşkilat, diğer müesseseler gibi Osmanlı devrinde de şehir hayatı ve esnaf teşekküllerinin temeli olmuştur. Nitekim sanat ve ticaret hayatında ahlaki nizam ve an'anelere aykırı bir hareket nadir görülüyor ve bu teşekküllerin şiddetli mukabelesine sebep oluyor; devletin bir müdahalesi olmadan böylece içtimai müesseseler genel nizamı muhafaza ediyordu.

16. asırda Fransa Elçisi J.Chesneau: "Nizam ve asayiş inanılmaz derecede kuvvetli idi. Geceleyin şehirdeki muhafaza için elinde bir sopa ve fener ile gezen tek bir kimsenin dolaşması kafi idi..." demektedir.

17. asırda ise Thavenot: "Bir milyonluk büyük İstanbul şehrinde dört yılda dört katil vakası görülmemiştir. Ticari emtia ile dolu muazzam kervansaraylar bir tek adam tarafından korunuyor..." demektedir.

Ahi Evren, ahlakla sanatın ve konukseverliğin uyumlu bir birleşimi olarak kabul ettiği ve kurduğu Ahiliği o denli itibarlı bir duruma getirmiştir ki, bu kurum yüzyıllar süresince bütün esnaf, sanatkâr ve meslek erbabına yön vermiş, çalışmalarını düzenlemiş, devlet adamları ve hükümdarlar bile bu kuruluşa girmeyi şeref bilmişlerdir. Ahi birlikleri üretim ile tüketim arasındaki münasebetlerin sosyal huzuru sağlayacak şekilde gelişmesinin devamına çalışmışlardır. Bu maksatla, zaman zaman üretim sınırlamaları getirerek emeğinde değerini bulmasını sağlarken, geliştirilen "Narh Sistemi" sayesinde standartlaşma ile de tüketicinin korunmasını sağlamıştır. Üretilen mallarda standart arama, tüketicinin korunması bakımından son derece önemli idi. Her birlik üyelerinin imal ettiği malın standardına göre fiyatlarını tespit ederdi. Mesela bir ayakkabı alan insan, ödediği fiyata göre bunu ne kadar giyebileceğini bilirdi. Belirtilen zamandan önce ayakkabı kullanılmaz hale gelirse, ayakkabıyı aldığı sanatkâra götürerek parasını geri alırdı.

Önceleri şehir ve kasabalarda esnaf ve sanatkârlar saflarında başlayan giderek, vatan sathına yayılan Ahilik köylere kadar ulaşmıştır. Kuruluşundan bugüne kadar aradan yedi yüzyıl gibi muazzam uzun bir süre geçtiği halde -hatta ahi zaviyeleri ortadan kalktığı halde- ahilik milletimizin sinesine o derece kök salmıştır ki, bitmemiş intibaını vermektedir. Ahilik an'aneleri Anadolu halkında, esnafında hala devam etmektedir. Bugün bile köylerimizde yaren odaları, misafirhaneler, imece çalışmaları hep Ahilikten kalan güzel hasletlerdir.

Bize göre, Ahilik Türkler için bir yaşayış tarzı olmuştur...

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, "Ahilik tüm insanlığı birleştirecek bir insanlık bilimidir. Güneşin insanları ısıttığı gibi, insanları kaynaştıracak ve ısıtacaktır.

Ahiliğin Kurucusu Ahi Evren'in İnsanlara Telkin Ettiği 6 Esas

1-    Elini açık tut

2-    Sofranı açık tut

3-    Kapını açık tut

4-    Dilini bağlı tut

5-    Gözünü bağlı tut

6-    Belini bağlı tut

Ahi Şeyhlerinde Bulunması Gereken Nitelikler, Uyulması Gereken Koşullar

1-    Hakk'a inanmak

2-    Halk içinde ölçülü, duyarlı olmak

3-    Benliğini öldürmek, bencillik etmemek

4-    Buyruğu altındakilere yumuşak yürekle davranmak

5-    Dostlara öğüt vermek

6-    Bilginlere karşı alçakgönüllü olmak

7-    Bilgisizliğin karşısında susmak

8-    İyi huylu ve güzel ahlâklı olmak

9-    Gözü, gönlü ve kalbi tok olmak

10- Küçüklere sevgi, büyüklere karşı edepli ve saygılı olmak

11- Alçakgönüllü olmak, büyüklük ve gururdan kaçınmak

12- Ayıp ve kusurlarını örtmek, gizlemek ve affetmek

13- Gelmeyene gitmek, dost ve akrabayı ziyaret etmek

14- Yapılan iyilik ve yardımı başa kakmamak

15- Fakirlerle dostluktan, oturup kalkmaktan şeref duymak

16- Zenginlere, zenginliğinden dolayı itibardan kaçınmak

17- Hak için hakkı söylemek ve hakkı söylemekten korkmamak

18- Kötü söz ve hareketlerden sakınmak

19- Belâ ve kötülüklere sabır ve tahammüllü olmak

20- Sır tutmak, sırları açığa vurmamak

Kaynakça

- M.Fatih Köksal, Ahi Evran ve Ahilik, Kırşehir, 2006, s.49

- Ziya Kazıcı, Türk Kültürü ve Ahilik, İstanbul, 1986, s.101

- Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara, 1991, s.214

- Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, İstanbul, 1993, s.125

- DİA, "Esnaf" Maddesi, s.425

- Hasan Yelmen, Türk Kültürü ve Ahilik, s.100

15 Temmuz 2009

Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi senelvolkan@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bütün Yazıları

Sitede yer alan her türlü yazı, şiir, karikatür vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.