Oğuz ÇETİNOĞLU

Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar -

ocetinoglu1@gmail.com

Türk Kültür Coğrafyası Halk Bilimleri ve Edebiyat Araştırması

Prof. Dr. Bayram Durbilmez’in, Türk Dünyâsı Kültürü isimli üçlemesinin 1. cildi bu sayfada yayınlanan 288 numaralı bölümde, Türk kültüründe önemli bir yeri olan efsânelere, destanlara, hikâyelere, bilmecelere, bayram kültürüne, âşık edebiyatına tahsis edilen 2. Cildi, ise 366 numaralı bölümde tanıtılmıştı. Kasım 2019’da yayınlanan 3. cilt, 16,5 X 23,5 santim ölçülerinde ve 334 sayfadır. Türk Kültür Coğrafyasının Ana Kaynakları, Fütüvvet Kültürü ve bu Kültürün Kökenleri, Manzum Söz Varlığı ve Türk Kültürü, Coğrafyayı Vatanlaştırma ve Ad Verme Kültürü başlıklı konular ele alınmıştır.

1. cildi Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Merhum Turan Yazgan’ın aziz hâtırâsına, 2. cildi Türklük bilimine ve Türk Dünyası kültürüne öncü çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Tuncer Gülensoy’a ithaf edilmişti. 3. Cilt ise Türklük ilmine ve Türk Kültür Dünyasına öncü çalışmalar yapan Prof. Dr. Fikret Türkmen’e ithaf edilmiştir.

Birinci ve ikinci ciltlerde olduğu gibi üçüncü ciltte de deryâ mesâbesinde engin Türk kültürü’nün derinliklerine inilmiş, köşe bucak taranmış, el emeği-göz nuru ürünü bir külliyat meydana getirilmiştir. Eseri hazırlayan Prof. Dr. Bayram Durbilmez’e ve Ötüken Neşriyat’a gönüller dolusu teşekkürler…

Milletleri diğer milletlerden ayıran unsur kültürdür. Siyâsî ve askerî anlaşmalar, ticârî ve iktisâdî işbirlikleri, iletişim ve ulaşımdaki büyük kolaylıklar, kültürler arasında etkileşimlere, benzeşmelere zemin hazırlasa bile, kadim milletlerin kültürleri, som mermer külteleri gibi öz ve şekillerini korumaya devam etmektedir. Bu ifâde Türk millî kültürü için, diğer milletlere nazaran daha büyük ve kesin mânâ ifâde eder. Biz Türkler, Orta Doğu, Avrupa ve Afrika’da yaşayan milletler gibi sun’i bir yapılanmanın ürünü değiliz. Osmanlı Cihan Devleti târih sahnesinden çekildiğinde, hükmettiği topraklarda tam 44 adet devlet kuruldu. 1991-1992 yıllarında dağılan Yugoslavya ile bu sayı, 51’e çıktı. Her bir devlette yaşayan insanlara ayrı bir millet adı verildi.    Bu durum, meselenin yalnızca bir yönüdür. Osmanlı, bu 51 ülkede yaşayan birbirinden farklı kültürlere mensup tam 22 milleti, barış ve huzur içerisinde, tek bir ferdinin burnunun kanamasını önleyecek şekilde 300 seneden fazla süre ile bir arada yönetti. 1918’den günümüze kadar geçen bir asırdan fazla müddet içerisinde Osmanlı’nın terk etmek mecburiyetinde kaldığı topraklar, kan gölü hâlindedir.

Onlara bir arada barış ve huzur içerisinde yaşama şartlarını hazırlayan Türk kültürü idi. Yel, granit kayadan ne alabildiyse, yüzyıllar da Türk millî kültüründen ancak o kadarını eritebilmiştir. Osmanlı coğrafyasında yaşayan insanlara, paylaşılan bölgelere göre millet isimleri verildi. Onlar henüz millet olma vasfını kazanamadılar. Kazanamayacaklar da… Çünkü vahşi batı buna imkân vermemekte kararlı. Libya’nın, Suriye’nin, İran’ın, Irak’ın her birini 3’e 5’e bölme gayreti içerisinde…  Çünkü hiçbiri köklü ve güçlü bir kültüre sâhip değil, millet olma vasfına sâhip değil, vatanını koruma şuuruna sâhip değil.

***

Yazdığı ve yayımladığı eserlerle sâhasında ‘âlim’ sıfatına hak kazanan Prof. Dr. Bayram Durbilmez’in ‘Söz Başı’ başlıklı yazısından birkaç satır:  

*Bir topluluktaki fertlerin ve sosyal grupların çoğunluğunu, benzer duygu ve ülküler çevresinde birleştirerek o topluluğu millet hâline getiren, diğer milletlerden farklı kılan maddî ve mânevî her türlü bilgi, beceri, kabul ve davranış birliğine ‘kültür’ adı verilir.

*Sözlü kültürle oluşan ve gelişen Türk kültürünü ‘anonim kültür’ olarak adlandırmak ve ‘anonim’ sözünün ‘ortak’ anlamına geldiğini unutarak sâdece ‘oluşturucusu bilinmeyen (lâ-edrî) / unutulan kültür’ şeklinde tanımlamak yanlış değerlendirmelere yol açmaktadır. Sözlü kültür ve edebiyat kaynaklı Türk kültürü ‘oluşturucusu bilinmeyen / unutulan’ değil, yüzyıllar boyunca Türk milleti tarafından benimsenen ve oluşumuna az / çok katkıda bulunulan ortak kültürdür. Bu kültür ürünlerinin ilk söyleyicileri değil, Türk milleti tarafından sâhiplenilişi ve her söylenişte az / çok katkıda bulunuluşu vurgulanılırsa çağdaş halk bilimi yaklaşımlarına da uygun davranılmış olur.

*Türk kültür coğrafyasında sözlü kültür mirası yanında, yazılı kültür ürünleri yer alır. Yazılı kültür ürünleri de genellikle sözlü kültür mirasından beslenir. Yazılı ve sözlü kültür mirasının iç içe olduğu eserler arasında fütüvvet-nâmeler de bulunmaktadır. Fütüvvet ehlinin uyması gereken kaideleri, uygulamaları vs. anlatan fütüvvet-nâmeler,Türk halk kültürünü oluşturan maddî ve manevî pek çok bilgi, beceri, kabul ve davranışlar hakkında önemli birer kültür hâzinesidir. Bu eserler dil, töre, gelenek, görenek, tören, duygu, ahlâk anlayışı, sanat, din, târih, ekonomi, teknoloji vb. gibi konularda birer kültür taşıyıcısı durumundadır.

*Türk kültür coğrafyası ile diğer kültür çevreleri arasında çeşitli zihniyet ve algı farklılıkları ortaya çıkar. Farklı kültür ve medeniyet çevrelerine mensup kitlelerde oluşan bu algılar, bu kitleler arasındaki sosyo-kültürel ilişkileri de büyük ölçüde belirler. Bu kültür çevrelerine mensup kitleler arasında birbiriyle ilgili çeşitli tutum ve davranışlar ortaya çıkar. Başka kültür çevrelerine karşı Türk toplumunda oluşan algıların yansımalarını çeşitli edebiyat ürünlerinde görmek mümkündür. Türk milletinin ‘gözcüsü’ ve ‘sözcüsü’ durumundaki âşıklar da söyledikleri türkülerde / şiirlerde bu algıyı özlü olarak yansıtır.

*Coğrafyayı vatanlaştırmak için yalnızca can vermek, kan vermek yeterli değildir, millî kültür mührünün de vurulması gerekir. Sözlü kültür mirası kazanılan coğrafyaya ne zaman uyarlanırsa ve coğrafya ile birleştirilirse millî kültür mührü de o zaman vurulmuş olur. Coğrafyaya kültür mührünü vurmada ‘ad verme kültürü’ önemlidir.

Bizler, kültürümüzün enginliğini, derinliğini ve zenginliğini ne kadar bilip öğrenirsek, gücümüz o kadar artar. Türk Dünyası Kültürü ile alakalı araştırmalar işte bu sebeple takdire şâyandır. Bu hizmetleri gerçekleştirenlere ve gerçekleştirilen eserleri kitaplaştırıp milletimize sunanlara selâm olsun…

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr 

 

Prof. Dr. BAYRAM DURBİLMEZ:

1968 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Taşpınar köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu Sorgun’da, liseyi Yozgat’ta, yükseköğrenimini Kayseri Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. 1991’de araştırma görevlisi, 1999’da öğretim görevlisi, 2009’da yardımcı doçent, 2010’da doçent, 2018’de Profesör oldu. Hâlen Türk Halk Bilimi öğretim üyesi olarak Niğde Üniversitesi’nde görev yapmaktadır.

 

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın desteğiyle Azerbaycan’ın başşehri Bakü’de bulunan Azerbaycan Nâzırlar Kabinenti Halk Tasarrufatını İdare Etme Enstitüsü’nde (1993-1994) ve Ahmet Yesevi Vakfı’nın desteğiyle Kazakistan’ın Türkistan, Kentav ve Çimkent şehirlerinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk- Kazak Üniversitesi’nde (1999- 2000) misâfir öğretim üyesi olarak çalıştı.

 

Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Tataristan, Yakutistan, Altay Cumhuriyeti, Kırım, Romanya, Almanya, Polonya, Rusya gibi pek çok ülkede de araştırmalar, incelemeler yaptı. Yurt içinde ve yurt dışında 50’den fazla ilmî makalesi yayımlandı. Yurt içinde ve değişik ülkelerde yapılan millî ve milletlerarası kongrelerde 100’e yakın bildiri sundu. Âşık Edebiyatı, Tekke / Derviş Edebiyatı, Türk Dünyası Halk Bilimi ve Türk Dili konularında 12 araştırma-inceleme kitabı, 14 ortak kitap / kitap bölümü yayımlandı.

 

Kitap hâlinde yayınlanmış eserlerinden bâzıları:

*Gelenekli Türk Anlatıları, *Türk Dünyası Kültürü, *Âşık Edebiyatı ve Taşpınarlı Halk Şairleri, *Âşık Hasretî’nin Şiir Sanatı, *Âşık Hasretî’nin Atışma Sanatı Üzerine Bir İnceleme, *Karslı Âşık Murat Çobanoğlu / Hayatı, Sanatı ve Eserleri, *Âşık Türkmenoğlu / Hayatı ve Şiir Sanatı Üzerine Bir İnceleme, *Sorgunlu Sıdkı Baba Dîvânı: İnceleme - Metinler, *Kayserili Halk Şâirlerinin Şiirlerinde Kıbrıs, *Âşık Meydanî / Hayatı, Sanatı, Şiirlerinden Örnekler, *Vefatının 15. Yıldönümünde Yozgatlı Âşık Türkmenoğlu, *Ozan Gürbüz Değer, Hayatı, Sanatı, Şiirlerinden Örnekler, *Üniversiteler İçin Dil ve Anlatım: (H. Yeniçeri, U. Çakır, S. Koç ve K. Deniz ile) *Türk Dilinin ve Edebiyatının Yayılma Alanları / Bilgi Şöleni Bildirileri (N. Özkan ile) *Destanlarla Erzincan (B. S. Özsoy ve N. Aslan ile).

 

Evli ve iki evlat babası olan Prof. Dr. Bayram Durbilmez’in, akademik çalışmalarından başka kültür ve sanat ağırlıklı çeşitli kitapları ve makaleleri de mevcuttur. Araştırma-inceleme çalışmalarından dolayı pekçok ödüle lâyık görülmüştür.

 

 

KUŞBAKIŞI

DÜŞTÜĞÜNDE KALKARSIN

Eserin yazarı Uzman Psikolog Esra Ezmeci, Yaşanmamış bir hayattan daha üzücü bir şey olamayacağını söylüyor. 13,5 X 19,5 santim ölçülerindeki 200 sayfalık eserinde şu soruların cevaplarını veriyor:

-Hayatın size ne getireceğini bilemezsiniz.  Sizden ne götüreceğini bilmenin yöntemini biliyor musunuz?

 -Neden yanlış kişiye âşık oluruz?

 -Neden gerektiğinde ‘hayır’ diyemiyoruz?

 -Bağlanmaktan niçin korkarız?

 -Dostluklarda kaybettiren davranışlar nelerdir?

 -Nasıl kendiniz olursunuz?

 -Travmalarla nasıl başa çıkılır?

 -Hayatınızı nasıl değiştirirsiniz?

DESTEK YAYINLARI:

 Harbiye Mahallesi Maçka Caddesi Nu: 24 Narmanlı Apartmanı Kat: 5 Daire: 33 Nişantaşı, Şişli-İstanbul.

 Telefon: 0.212-252 22 42 Belgegeçer: 0.212-252 22 43 e-posta: info@destekyayinlari.com // www.destekyayinlari.com

 

TAŞA KAZINAN TARİH

Prof. Dr. Erhan Aydın, Bozkır Türklerinin târihine ait ilk yazılı belgelerinden bilgiler aktarıyor. 

Batıda Hazar Denizi’nden başlayıp doğuda Çin Seddi’ne kadar uzanan, kuzeyde Sibirya’ya güneyde İran, Hindistan ve Çin’e komşu olan uçsuz bucaksız, görkemli topraklar… Göktürkler işte böylesine muazzam bir coğrafya ve iklim içinde, Ötüken’de doğdu. Kuruluş günlerinden itibâren dağları, ırmakları ve nice büyük ovaları hâkimiyet sahalarına katan Göktürkler; Türk adını târihte ilk defa kullanan bir devlet olarak kendilerinden sonrasına çok büyük bir miras bıraktılar. Bu miras, birçok büyük devletin ve medeniyetin doğması için de kaynak oldu.

Eski Türk yazıtları, Türk adının taşlara yazıldığı ve dolayısıyla Türklerin pusulası olmuş anıtlardır. Türk runik harfleri denilen alfabeyle taşlara, kayalara ve diğer sert cisimlere yazılan her şey Türklerin yazılı ilk belgeleri olarak değerlendirilmiştir.

13,5 X 21 santim ölçülerindeki 368 sayfalık eserinde yazar, Türklerin ağır bozkır şartlarında vücuda getirdiği ilk yazılı belgelerinde yer alan duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini ve hüzünlerini Türk okuyucusuna sunuyor.

KRONİK KİTAP

Şakayıklı Sokağı Nu: 8, Levent, Beşiktaş – İstanbul. Telefon: 0.212-243 13 23

Belgegeçer: 0.212-243 13 28 e-posta: kronik@kronikkitap.com  // www.kronikkitap.com 

 

TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ BİBLİYOGRAFYASI

Eserin yazarı Dr. Erdal İlter, 15,5 X 23,5 santim ölçülerindeki birinci hamur kâğıda basılı 342 sayfalık eserini, Ermeni târihçilerinin, kiliselerinin ve kuruluşlarının Türkiye’ye yönelik asılsız iddialarının içyüzü hakkında çalışacaklara yardımcı olmak maksadıyla hazırladığını belirtiyor. Bu maksatla, konu hakkında bilgi ihtiva eden kitaplar, ansiklopediler, dergiler, gazeteler, kongre – sempozyum – açık oturum, seminer tutanakları, Türk – Amerikan – İngiliz – Fransız – Alman – Ermeni arşivleri, broşürler, tezler – raporlar – salnâmeler – sözlükler ve bildiriler incelenmiştir.

Ermeniler, 1890 yılından günümüze kadar dünya kamuoyunu yanıltmaya ve Türklerin zulmüne, baskılarına, soykırımına uğramış mazlum Hıristiyan bir millet olmak rolünü ustaca oynamaya, çok yönlü propagandalar ile devam etmektedirler.

Sun'i ‘Ermeni Meselesi’ konusunda, yıllardan beri Türkiye aleyhinde yürütülen propaganda tezlerine cevap verilmediği ve Osmanlı Arşivleri'nin hâlen kapalı tutulduğu çeşitli platformlarda dile getirilmektedir. Konuya vakıf olmayan yerli ve yabancı bazı şahıslar tarafından dile getirilen ve hiçbir dayanağı bulunmayan bu tür ifâdelerin konuyu saptırmaktan başka hükmü bulunmamaktadır. Burada üzerinde durulması gereken husus, konunun anlatılamaması değil, Türk ve yabancı birçok araştırmacının birinci elden arşiv belgelerine dayanarak Osmanlı Devleti tarafından tebaasına bir soykırım yapılmadığının bilgi şölenlerinde ve kitaplarda ortaya konulmasına rağmen, muhatabın meseleye siyasî bir veçhe verip, peşin hükümlü davranmakta olduğudur. Nitekim Batılı devletlerin târihî gerçekleri bilmeyen, öğrenme yol ve yöntemlerini de denemeyen politikacılarının aldıkları ancak kendilerini bağlayan haksız kararlar, Ermenistan Cumhuriyetinin Kars Antlaşması'nın hükümsüz kılınması için gösterdiği gayretler, Kars, Ardahan ve Nahçıvan topraklarının Ermenistan'a katılması için başlattığı çalışmalar mutasavver amacı göstermektedir. Aslında konu, 1923 Lozan Antlaşması sonrası Orta Doğu'daki menfaatları sarsılmış bulunan ve tekrardan petrol ve gaz kaynakları üzerinde otorite kurmaya çalışan, Ermenistan'ı bir katalizatör olarak gören devletlerin meselesi hâline getirilmiştir.

Diğer taraftan, Türk tezini işleyen kitapların, sinema ve tiyatro eserlerinin sayısının azlığına karşılık Ermeni yayınlarının çokluğu, Ermenistan’da, Ermeni tezinin aleyhinde konuşanların sayısı bir elin parmakları kadar bile değilken, Türkiye’de; batıdan yana görünmekle aydın statüsüne sâhip olabileceklerini zanneden, kelimenin iki mânâsıyla da batıcı gafiller ve mâhutlar, serbestçe konuşabilmekte, Türkiye aleyhine çalışmalar yapabilmektedirler.  O halde bizim, batılılardan önce, kendi insanımızı disiplin altına almak mecburiyetimiz vardır. İşe, ‘Türkler Ermenilere soykırım uygulamıştır’ diyen vatandaşlarımızın iddialarını belgelerle ispata dâvet etmek, ispat edemeyenleri cezalandırmak yoluna gitmekle başlamak gerekmektedir. Diğer bir acı gerçek te Türkiye’de üst düzey yöneticilerin, haklılığımıza inanmış olmaları sebebiyle, Ermeni iddialarını dert etmemeleridir. Meydan ve söz tâmâmen Ermenilere ve Ermeni tezini destekleyenlere bırakılmıştır.

Ümit edilir ki Dr. Erdal İlter’in eseri, yeni bir hamlenin başlamasına vesile olur.

TÜRK TÂRİH KURUMU YAYINI. 

 

KISA KISA… / KISA KISA…                                                                                                          1-KIZILDAN BEYAZA AKSULTAN ABDÜLHÂMİD:  Hasan Basri Bilgin / Mihrabat Yayınları.

2-EDEBİYAT SOSYOLOJİSİ: İbrâhim Tüzer + Muhammed Hüküm / Akçağ Yayınevi.

 3-ERMENİLER: Galip Kâmil Bay / Bilgeoğuz Yayınları

 4-KIRMIZI YARIŞ ARABASI: Seyit Ahmet Uzun / Çıra Yayınları

 5-UNUTMA BİÇİMLERİ : Marc Auge - Mehmet Sert /Yapı Kredi Bankası Kültür Sanat Yayınları.

 

DERKENAR

‘EGEMEN’ KELİMESİ…

Hâkim, hüküm süren’ mânâsına kullanılan egemen ve ‘hüküm sürme, hâkimiyet’ mânâsı verilen egemenlik, hem kök hem de ek bakımından yanlış olan kelimelerdendir. Bir kere Türkçemizde ‘yapan, eden, olan’ mânâsı ifâde eden bir ‘-man, -men’ eki mevcut değildir. Böyle bir ek Almanca, İngilizce gibi Batı dillerinde görülmektedir. Farsçadaki ‘-mend’ eki de bu mânâdadır. (Farsça ek dilimizde bâzı kelimelerde ‘-man’ şekline girmiştir. Meselâ Yunus Emre’de görülen ‘danışman’ kelimesi ‘dânişrnend’den bozmadır ve ‘bilgin’ mânâsına gelmektedir.) Dilimizde şişman, kocaman gibi pek az sayıdaki kelimelerde görülen ‘-man’ ekinin etimolojik îzâhı yapılamamaktadır. Esâsen bu kelimelere eski metinlerde tesâdüf edilmiyor. Hâsılı Türkçede ‘-man, -men’ eki olarak işlek veya az işlek bir ek yoktur. Egemen kelimesinin böylece eki yanlıştır, kökü olan ‘ege’nin ise ne olduğu belli değildir. Eski Anadolu Türkçesinde sâhip mânâsına ‘eye’ şeklinde bir kelime bulunmakla berâber (günümüz dilinde ‘iye’ sûretinde diriltilmiştir), ‘ege’ diye bir kelimenin varlığı ileri sürülemez. Belki bâzı Doğu Türkçesi lehçelerinde y/g değişikliği dolayısıyla ‘ege’ şekli görülebilir. Ege'nin ‘ağa'dan geldiği düşünülebilirse de böyle bir değişikliği bir sebebe bağlamak mümkün olamaz. Böylece ‘egemen’ kelimesinin ek ve kök bakımından yanlış olduğu açık olarak anlaşılmaktadır. Türkçede böyle bir kelime mevcut olmamıştır. Son yılların ortaya çıkardığı ‘egemen’, Fransızca ‘hegemon’ kelimesinden bozmadır, Türkçe ile ilgisi yoktur. ‘Egemenlik’ ise, ‘hegemoni’ kelimesine karşılık kullanılmaktadır.

 

Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş: Uydurma Olan ve Olmayan Yeni Kelimeler Sözlüğü. Umur Kitapçılık, İstanbul 1979

 

3/25/2020 -

HABER LİSTEMİZE KATILIN

To Top