IMG-LOGO
Güncel

Savaş Üzerine.

24 February 2020

“Aşağıdaki çalışmayı, İyi Parti üyesi olduğum süreçte, 24 Haziran Seçimlerinden önce, Ümit Özdağ’ın, üyesi olduğum İyi Partili tabanlı, Yeniden Aydınlanma Derneğinden , partinin Seçim bildirgesi için çalışmalar yapmasını istemesi ve bu isteğin bireysel olarak bana da yansıtılması üzerine, 09.05.2018 tarihinde, bende kayıtlı e-mektup ile, Seçim Bildirgesi Önerilerim 6" olarak ilgili kişilere göndermiştim. Yararlı olacağını umuyorum.” …………………………………………………………………….. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişi: “Ancak Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir” Savaş; sivil siyasetin, silahla devamı olarak nitelendirilmektedir. Savaş siyasetçilerin bir kararı olmaktadır. Bu kararlar yanlış olamaz mı? Hiç olmaması mümkün mü? Bana göre bu savaşımız nedir. Önce ” korkma, çekinme, yürü ya düşünce" diyerek girişeyim konuya. Biz, orta doğu daki emperyalist kapışmasında, Rusya’nın B planı olabiliriz. Artık, nükleer savaş olmayacağı tezinden hareket edersek, ABD ve Rusya, orta doğudaki hegemonik kapışmalarında, hangi ittifaklarla ne kadar ileriye gidebileceklerini, hayvanlarda görülen, dişi için kapışmalarda olduğu gibi, vücut diliyle ve küçük hamlelerle test ediyorlar. Ama asla öldürücü bir dövüşe girişeceklerini düşünmüyorum. Sonunda yeni bir çıkar planıyla uzlaşabilirler ve biz pekala bir satışa gelebiliriz. Niye olmasın. Ne yani Rusya, bizim kurtuluş savaşımız zamanlarında, SSCB kurucu devleti iken olduğu gibi, saf sosyalist bir devlet mi. Niye olsun ki? Üstelik, Almanya ve Rusya ittifakı, ABD ile hegemonik çatışmalarında üstünlük elde etme amacıyla, Türkiye’yi Nato’ dan sert bir şekilde koparmaya çalışıyor olabilir. Yani sonuç olarak bu savaşın, milli çıkarlar doğrultusunda bir zorunluluk olarak, başlatıldığını bir türlü düşünemiyorum. Ayrıca Nato’ ya ayılıyor, bayılıyor değilim. Tam tersi düşüncedeyim. Ama Nato’ dan çıkmamız, * Kolektif bir siyasi şuur, tartışma, emek ve geniş bir mutabakat sonucu, geniş katılımcı bir karar ile, * Yepyeni alternatif, tarihi askeri bir sosyal statünün, zeminin, çok sağlam inşası sonucu mümkün olabilir. Bu olmadan, belirsiz ve çürük bir zemine doğru aniden sürüklenmemiz, toplumsal ve siyasi bir depresyon doğurabilir. Bu insanlarda da böyledir. Depresyona neden olan sosyal zemin kaymalarına örnek olarak: * Bir yakının ölmesi, * Bir yakının doğması (çocuğun), * Evlenme, * Boşanma, * En çok işsiz, ekmeksiz kalma, * İş değiştirme, * Şehir değiştirme gösterilmektedir. Ben bu savaşımızı, askeri açıdan yanlış bir savaş olarak da nitelendiriyorum. Çünkü: Ben, milli güvenliğimizi, kısaca milli sınırlarımızın güvenliğini korumamız için, sınırlarımız ötesinde askeri harekât yapmamızın mantığını yanlış buluyorum. Hemen peşinen; "bize ne Kürdistan'dan, kürt koridorundan deyip, konuyu daha baştan eksajere ederek konuya girişeyim. Biz Nato ülkesi olmamız nedeniyle, stratejik düşmanımız olan Sovyetler Birliği ile hem de nükleer silahlar gölgesinde, yetmiş yıl boyunca sınır komşusu olarak yaşadık da ne oldu. Sonuca doğru: Diyelim ki bu gün, tüm güneydoğu sınırlarımızın 50 km ötesine kadar, bir güvenlik şeridi oluşturduk. Bu şeridin bitimi, yeni bir sınır olmayacak mı? Olacak ve bu sınırın uzunluğu artacak. Çünkü merkez açı aynı kalmak kaydıyla, daire çapı büyüdükçe, yay uzunluğu artar. Peki, bu durumda uzamış bu sınırın ötesinde, düşman çeşitliliği, miktarı artmayacak mı? Artmaz olur mu hiç, hem de ne bulursan bahtına olacak bu iş. Peki bu yeni sınırda da bir güvenlik sorunu olursa, bu sınırı daha da mı ileriye öteleyeceğiz. Herhalde geri gitmek çok manasız bir ayıp olur. Bunun limiti sonsuza kadar gider. Bence bunun matematiği yoktur. Ben Milli Sınırlarımızın güvenliğini sağlama çözümünün, doğrudan Milli Sınırlarımızı korumak olduğunu düşünüyorum. Şimdi kendime hiç bir sansür koymadan, yine " korkma, çekinme, yürü ya düşünce " diyerek, önerilerimi sunuyorum. Böyle, askeri bir uzmanlık isteyen bir konuya, cesurca giriştiğim için, detaylarda yapabileceğim hatalardan dolayı, "önemli olan ana fikirdir" düşüncemle, kendimi önce ben mazur görüyor ve sizlerin de mazur görmesini diliyorum. Yurt dışında görev yapan tüm askeri birliklerimiz, tüm harcamalar, doğrudan Milli Sınırlarımızı korumaya yönelmelidir. Tüm güney doğu sınırımız boyunca, yaklaşık 25 km de bir, yaklaşık toplam 30 adet, içinde bir bölük asker barındıran, kale niteliğinde karakollar inşa edilmelidir. Her bir karakolda, çok mukavemetli açılır kapanır tavanlı, bir Askeri savaş helikopter pisti ve her karakola ait bir helikopter bulunmalıdır. Her karakolda uydu ve İHA görüntüleri izleme istasyonu bulunmalıdır. Artık sıkıysa kim gelirse gelsin. Bu bölgedeki Çimento fabrikaları bu ekstra iş için üç vardiya çalışıversin artık. Standart projelere göre inşa edilecek bu KALELER, engebeli arazide, o araziye göre dizayn ve imal edilmiş olan, ayaklı platform çelik yapılar üzerine konuşlandırılabilir. Kafes kiriş, cıvata bağlamalı, o araziye göre dizayn edilmiş çelik yapı parçaları, sahaya paket olarak gönderilip, hemen oracıkta monte edilebilir. (Çelik konstrüksiyon Yüksek gerilim hattı direkleri, köprüler gibi )