IMG-LOGO
Güncel

İslamiyet ve Ateizm Üzerine Düşüncelerim

10 June 2020

Ben, sosyalizmi içselleştirdiğini sanan ulusalcı bir sosyalist olarak yazıyorum. Ayrıca yaşam uğraşında harcadığım mesailere bakarak bir oranlama yaparsam kendimi yüzde 85 oranda bir teknik eleman, yüzde 15 oranda, aydınlanma uğraşında okuyan düşünen birisi olarak görüyorum. Dolayısı ile kendimi bu konularda iddialı olacak kadar yetkin bir âlim olarak katiyen görmüyorum. Peki, mademki öyle, ‘niye bu konularda ahkâm kesiyorsun kardeşim’ diyen olursa, “bizim naçizane yorumlar sütunumuz, zaten âlimler forumu değil ki” diye yanıt verebilirim.

Netice olarak, bu koşullarda, yetmiş yaşıma kadar ne biriktirdi isem bunları toparlayarak burada hatasıyla sevabıyla sunmaya çalıştım.

            Dindar yaşamıyorum. Hazreti Muhammet’i ilkel sosyalist bir devrimci olarak görüyor, İslamiyet’in özellikle İlkel Sosyalist temelli doğuş felsefesini benimsiyor ve çok değer veriyorum.

Ayrıca, İslamiyet’in teolojik yapısını görüyor anlıyor ve buna da çok değer veriyorum. Şöyle ki:

İslam’da Allah’ın Hristiyanlık’ta var olduğu gibi yeryüzündeki hiçbir faniyle nesep, mucizevi ve bu nedenlerle temsili bir ilişkisi yoktur. İslam’da imamların sadece namaz kıldırırken günlük kıyafetlerinin, bayramlarda ise kravatlı takım elbiselerinin üzerine giydikleri çok sade iş önlükleri dışında üniforma diyebileceğimiz abartılı bir görev kıyafetleri yoktur. Bu nedenle İslam papazsız, ruhbansız, azizsiz, ortaksız ve gerçekten Tek Tanrılı, bu anlamda çelişkisiz, mükemmel bir semavi din olarak bu dünyadaki hiçbir kişi, zümre, yere ve de sadece bu dünyaya ait olmadan semanın en yüksek katında bütün insanlığı ve bütün evreni kucaklar.

            Hâlbuki Hristiyanlık tam tersine Baba, Oğul, Kutsal Ruh kabulü ile teolojik olarak yapısına girmiş olan kusurunu sürdürmektedir. Bu teolojik kusur - eksiklik çok azametli ve adeta göğe uzanan katedrallar, içinde tıka basa dolu abartılı resimler, heykeller, tasvirler, abartılı dini seremoniler, ritüeller, din görevlilerinin abartılı üniformaları vb. ile adeta kapatılmaya çalışılmaktadır. Hristiyanlıkta her doğan bebe İsa’nın ölümünde pay sahibi olarak günahkâr doğar. Yaşamı boyunca tanrıya ibadet ederek bu günahlarından arınmak çabası içinde olur. Bu inanç vahşi kapitalizmin çok da işine gelmektedir. Bu inanca göre, işçiler ahlaken kaytarmaya üretmemeye eğilimlidir. Bunlar ancak işten çıkarma sopası ve tehdidi altında çalışırlar, “bu günahkârlara üç kuruş para, çok bile” denmektedir.

            Hâlbuki İslamiyet’te her doğan bebe bir melek olarak doğmaktadır. Sonradan günah işlerse günaha girmektedir. Bu nedenlerle geçmiş zamanlarda Hristiyanlıktan İslamiyet’e büyük sayılarda geçişler olmuştur. Ancak bu geçişler İslamiyet’e yapışan terör yaftası nedeniyle zamanla epeyi azalmıştır. Çünkü hem bunu engellemek isteyen, hem de Anadolu’da gerçekleşen aydınlanmayı, Ortadoğu’da asla görmek istemeyen ABD ve İngiltere’nin istihbarat servisleri eliyle kurduğu İslam kisvesi altındaki terör örgütleri üzerinden bu yafta, yakın bir zamanda İslamiyet’e başarılı bir operasyonla yapıştırılmıştır.

            Geçmişe baktığımızda ise bambaşka bir manzara görebiliriz. Sadece Engizisyon dönemini hatırlamakla başlayabiliriz. 1480-1750 yılları arasında İngiltere dâhil, Batı Avrupa’da çoğu kadın 40.000 ilâ 60.000 kişi cadılık suçlamasıyla idam edilmiştir. 1618-1648 Otuz Yıl Savaşlarında Avrupa’da 20 milyona yakın sayıda Hristiyan birbirlerini katletmişti. İki Dünya Savaşında yaklaşık 70 ilâ 90 milyon Hristiyan birbirini katletmişti. Bunların yaptığı Kızılderili ve Yahudi soykırımını daha çoook uzun olabilecek bu listeye ekledikten sonra, bu günlere bakıp İslamiyet’e yapıştırılan bu terör yaftasını, Avrupa’nın suratına çarpabiliriz.

            Peki, kardeşim, “hangi İslam; doğru İslam nerede?” diye soranlara da bir yanıt vermek gerekebilir. Hoca Ahmet Yesevi, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre yolculuğunun sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet ve Aydınlanma Devriminin eseri, Laiklikle taçlanan ve Anadolu’da yaşanmış olan İslam. Bu günlere kadar kaç kuşaktır halkımız laik bir kimlikle hiçbir iktidar - cemaat baskısı, zorlaması, zorbalığı olmadan özgür bir gönülle ve sadece kendi irade ve istekleriyle Allah’a aracısız, doğrudan ve gönülden ulaşmanın verdiği yüksek inançla ibadetlerini yapıyorlar, inançlarını yaşıyordu. Ben bunu hep yaşadım, gördüm.

 

Ateizme gelince; ateizm, Avrupa Aydınlanma Devrimi sürecinde, Kiliseye karşı verilen savaşta illallah diyen aydınlanmacı düşünürlerin bir tepkisi olarak ve bir moda olarak çıkmış ve yayılmıştı. Bir kişi tabi ki ateist olabilir. Buna kimsenin diyecek bir şeyi olamaz. Mesela benim arkadaşlarım içinde tabi ki vardır. Ancak Ateistliğin elit ve parlak bir rozet gibi şov amaçlı olarak yakalarda sergilenmesine pek anlam veremem. Bir kişi Ateist diye şahsımdan bir gram ekstra saygı göremez. Ateistlik bir insanı bilime ve insana, daha inançlı ve daha saygılı birisi yapamaz. 

Charles Darwin ‘de, hiçbir zaman tanrıdan tam uzaklaşıp ateist olmamıştı, kendi için en çok agnostik tanımlaması yapılabiliyordu. Koyu bir dindar olan Dr. Louis Pasteur (1822-1895) öğrencilerine “Laboratuvara girerken İncili kapının önünde bırakacaksınız” demişti yüz yıl öncesinde. Ayrıca dinlerin evriminde ateizme varıldıktan sonrası tekrar sil baştanbaşa dönüp tekrar putlara, liderlere tapınma da olabilir. 

Şunu da söylemek isterim: Ateizmin bir devlet felsefesi ve sistemi olarak topluma dayatılmasını çok yanlış buluyorum. Zaten Komünizmin, insanın ve toplumun olduğu bir yerde bir ütopya olarak yeryüzü cenneti gibi tanımlanmasının önemli bir yanlış olduğu tespitimden sonra devam edeyim. İsterse bir sosyalist topluma, ülkeye, yeryüzü cenneti inmiş olsun. Burada bir genç kız çocuk yaşta felç ve yüzü çarpılmış olsun ya da bir çocuk küçük yaşta ana, baba ve kardeşlerini bir trafik kazasında kaybetmiş olsun veyahut bir genç işçi bir iş kazasında iki kolunu birden kaybedip iş göremez hale gelmiş olsun. Sosyalizm bu insanlara bir kırıntı bile merhem olamaz. Onların merhemi artık maneviyattır. Yaşlılar için de öyledir. Bu insanları maneviyattan, Tanrıdan koparmak bir zulümdür. Tanrı kadim tarihten, insanlığın ortaya çıkışından beri insanla birlikte var olmuştur. Bkz: “Allah Kitap Peygamber – Kutsallaştırma Prosesi” Dr. Hikmet Kıvılcımlı.