IMG-LOGO
Güncel

Quo Vadis / Nereye Bu Gidiş

17 04 2021

Batılı sosyolog ve düşünürlerin “Arapların Montesquieu’su” adını taktığı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın da “Marx’ın 5 yüzyıl önceden habercisi” diye andığı İbni Haldun’un ‘asabiye bağı’ kavramı üzerinden gidişatı yorumlayabilir miyiz?

            Asabiye bağını kısaca; çeşitli kavimlerden oluşan cemiyetleri bir arada tutan birlik ve dayanışma ruhu olarak tanımlayabiliriz.

Doğmuş ve doğmakta olan ulusların ortak karakterlerinin ve kendiliğinden doğal kuruluş yasalarının ne olduğunu incelemiş kendine ait bir ulus devlet özü/biçimi önermemiş ancak “Ulus herhalde böyle bir şey olmalı” diyerek önermelerini Ulus Nedir adlı kitabında yayınlamış olan Ernest Renan’ın tezi de temel olarak asabiye bağına dayanır ve eserinde şu önermelere yer verir:

* Ulus; birey gibi uzun bir gayret, fedakârlık ve özveri geçmişinin sonucudur. Geçmişte ortak zaferlere, şimdi ortak bir iradeye sahip olmak, hep beraber büyük işler yapmak ve daha da yapmak istemek. (sh. 50)

* Bu durumda ulus, yapılan ve daha da yapmaya hazır olunan fedakârlıkların duygusuyla oluşan büyük bir dayanışmadır. (sh. 51)

            Selçukluların çöküşe sürüklendiği bir süreçte Orta Asya Türk Devletlerinde hiç eksilmemiş asabiye bağı Anadolu topraklarında yeniden aşılandı ve Osmanlı Devleti kuruldu. Başkanlık, haklı olarak asabiye bağı kuvvetli olan bir Türk soyu alan Osmanoğulları’nın oldu.

            Sonrasında başkanlığın soyu-sopu bozuldu, ardından dirlik-düzen bozuldu. Dünyayı fethe çıktılar ama Anadolu’da birliği sağlayamadılar. Asabiye bağı hızla zayıflayarak çöküşe geçti ve tâ Sevr’e kadar gelindi.

            Muhteşem bir zaferle taçlanan Kurtuluş Savaşımız sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinde,  büyük Atamızın şahsında asabiye bağımız olanca görkemiyle tekrar donandı. Ulu Önder’in “Ne Mutlu Türküm Diyene” diye tarif ettiği milletin adı Türk Milleti oldu.

            Askerî akademilerdeki savaş tarihi derslerinde dünyada sayılı meydan savaşlarının bu topraklarda verilmiş olan 3 tanesi ders olarak okutulmaktadır. Bu nedenle ‘Millet’in yeni adının bu topraklarda tarihi sürükleyici ve belirleyici bir kavim olan Türk Milleti olması, Türklerin anasının ak sütü gibi helâldir.

            Kaç yüzyıllık kahramanlık menkıbelerinin anlatıldığı memleketimizde Anadolu’nun her yöresinden Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’ına katılan ve sağ kalıp da köylerine dönen askerlerimizin anlattıkları, nesilden nesile aktardıkları efsane komutanları Sarı Paşa’yı halkımızın tamamen unutması mümkün müdür?!

            Ama yeni ve güçlü asabiye bağımızın kurucusu Atatürk birilerince her gün yerin dibine sokulmaktadır. Bu sadece Türkiye’mizi bir arada tutan birlik dayanışması ruhu olan asabiye bağını çökertmeye yarar. Bu yetmezmiş gibi Türklük aşağılanarak milletimize Arap aşısı yapılmaya çalışılmaktadır.

            Kürt etnik milliyetçileri de 40 yıldır bu asabiye bağını paramparça etmek için her türlü melâneti yapmaktadır. Bir de Milletin yarısını alenen ötekileştiren bir Başkanlığımız var. Hatice - netice; asabiye bağımız yok oluyor arkadaşlar.

            Doğan, büyüyen devletlerin çeşitli nedenlerle asabiye bağının zayıflaması sonucu çökeceğine işaret eden İbni Haldun’un bu tespitine bakarak “Quo Vadis / Nereye Gidiyoruz” diye sorarsak cevap ne olacak: Sevr mi?

Neymiş; demek ki devlet olmak bir oyun değilmiş.