IMG-LOGO
Güncel

Memleket İsterim

31 05 2022

Son yılların Türkiye’sinde Türk Milleti olarak o kadar sıkışmışlığın ve çaresizliğin içerisindeyiz ki, Ne tarafa dönsek, hangi dalı tutsak yine de kendimizi bir boşluğun girdabında buluyoruz.

Oysa bizim kuşağın gençlik yıllarında ne büyük hayallerimiz vardı, hepimiz tarihimizle gurur duyar, Kimimiz Arif Nihat Asya’nın şirinde olduğu gibi kendini İstanbul’u Fetheden geleceğin bir Fatihi olarak görür:

“Delikanlım, işaret aldığın gün atandan

Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan!

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan ….

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”

Kimimiz kendini, Türk Milletine Osmanlının küllerinden filizlenmiş genç bir Türkiye Cumhuriyeti bağışlamış Mustafa Kemal Atatürk’ün yerinde bulurdu. Onlar başarmıştı biz de başarırız diyordu Türk gençliği.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra özellikle 1920-1938 Yılları arasında tarım ve sanayide büyük atılımlar yapılmış, yurdun her tarafından fabrika bacaları yükselir olmuştu. Atatürk sonrasını takip eden iktidarlar da kendi çaplarında memleket ekonomisine katkıda bulunmayı sürdürmüşlerdir. Özellikle rahmetli Başbakan Süleyman Demirel iktidarlarında sulamadan tutun da (GAP Projesi), ağır ve orta ölçekli birçok fabrikanın kurulmasında imzaları vardır.

1980 Sonrası özellikle Turgut Özal döneminde milli sanayi duraklatılmış, tarım görmezden gelinmiş, o yıllara kadar yapılan kamuya ait sanayi kuruluşlarında özelleştirmelerin ilk adımları atılmaya başlanmıştı. Türk Parasını koruma Kanunu kaldırılmış, her köşe başında bir döviz bürosu açılır olmuştu. Birçok dalda ithalata serbestlik sağlanmış, hiç unutamadığım bir olay: (ithalat kanunu değiştikten sonra ilk olarak Çikita Muz ile Türkiye tanışmış oluyordu.) Bugün olduğu gibi Özal döneminde de köprü ve otoyollara büyük önem veriliyordu. O günlerde suni bir bolluk yaşanıyordu. Türkiye’nin çok zengin gelir kaynakları var da geçmiş hükümetler bunları milletten esirgemiş görüntüsü veriliyordu.

Oysa bu kısa vadeli görüş çok yanlıştı ve Özal’dan sonra gelen ama sürdürülemeyen koalisyon hükümetlerinden sonra millet 20 yıl sürecek Ak Parti hükümetleriyle tanışıyor olacaktı.

AKP, iktidara geldiği ilk yıllarda millete büyük vaatlerde bulunmuştu. İç ve dış çevrelerin büyük ölçüde desteğini alan Recep Tayyip Erdoğan ve ekip arkadaşları, ilk iş “kimsesizlerin kimsesi” olma yolunda büyük umutlar dağıtıyordu. Seçimlerden sonraki balkon konuşmaları oy versin veya vermesin milletin gönlüne bir ferahlık serpiyordu.

Avrupa birliğine girmek için müzakereler başlamış, özelleştirmelere yediden hız verilmiş, derelerden akan sulara kadar neredeyse satılmadık devletin öz varlığı kalmamıştı.

İlk on yılda Türkiye tıpkı Turgut Özal döneminin suni bolluğunu yaşıyordu. On yılda fert başına düşen milli gelir on üç bin dolara çıkarken, son on yıllık dönemde tekrar yönetimi aldıkları seviyeye yani yedi bin dolar civarına düşmüştü.

Ekonomide kırılma dönemi başladıktan sonra, hükümetin uygulamaları ve uslubu da değişmeğe başladı. Kendilerinden olmayanlara söylenen: Alçak, hain, illet, zillet gibi nefret söylemleri her gün televizyonlarda kulaklarımızı tırmalıyor.

Özellikle son bir yıl içerisinde çarşı Pazar fiyatları dörde beşe katlandı, vatandaş ekmek kuyruklarında çile doldururken, işsizlik almış başını gidiyor, iş bulabilmek veya iş yaptırmak için ancak yandaş olmanız gerekiyor, Ne yazık ki Türk Milleti olarak nepotizmin en katı kurallarını yaşıyoruz. 92 puan alan bir kişinin yerine elli beş, altmış puanla giriliyorsa gerisini anlayın artık.

Yüksekokul bitirmiş gençlerin %72 si yurtdışına gitmek istiyor, hakkını aramak isteyen doktorlara: “giderlerse gitsinler” diye yol gösteriliyor, sanatçıların festivallerde şarkı söylemesine, yasada belirtilen kanunlara göre değil, atanmış vali veya seçilmiş belediye başkanlarının keyfiyeti veya ahlak anlayışına göre karar veriliyor.

Gençlerimiz; yazımın başında belirttiğim bir Fatih, bir Mustafa Kemal Atatürk olmayı bırakın, yoksulluk, işsizlik çaresizlik yüzünden hayal kurmayı unuttular.

Sizlere yokluğu, yoksulluğu yaşatan “Tek Adam” sultasından kurtulmanın yolunu açacak, “İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin” yeniden inşası için, güzel hayallerle ruhumuzu süsleyen ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiiriyle seslenmek isterim.

“Memleket İsterim”

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

 

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

 

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Dizelerinden sonra üç tarafı denizlerle çevrili bu verimli vatan topraklarında neden fakirlik ve yoksulluk çektiğimizi anlamakta güçlük çekiyorum.

            Hukuksuzluğun, adaletin, istibdadın ve açlığın tartışılır olduğu bu günlerde sizlere gene bir ünlü şairimizin(Nazım Hikmet) şiiriyle veda etmek isterim:

 

 

Davet”

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

                               Bu memleket, bizim.

 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

                               Bu cehennem, bu cennet bizim.

 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

Yok edin insanın insana kulluğunu,

                               Bu dâvet bizim.

 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine,

                               Bu hasret bizim.

Sağlıklı kalın.