IMG-LOGO
Güncel

Yazı Masası: Yazı, Editörlük ve Medya Kursu Notları

06 09 2022

Edebiyatçı velût yazar Mehmet Nuri Yardım; 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 272 sayfalık eseri ile 14 yıl boyunca hocalık yaptığı ‘Yazı ve Editörlük Kursu’ndaki ders notlarını, daha büyük kitlelerin istifadesine sunmak için iki kapak arasında, meslek olarak yazarlığı seçenlerin istifâdesine sunmuş. Doğrusu takdire şâyan bir hizmet gerçekleştirmiş. Hazırladığı eserde onlarca ansiklopediden, yüzlerce ders kitabından, binlerce makaleden derlenip toparlanabilecek, okuyup anladıktan sonra yazı hayatına adım atacakların ihtiyaç duyduğu bilgileri kolay anlaşılır ifâdelerle ve misallerle anlatıyor.

Eserin önsöz başlıklı sayfalarından bir bölüm:

Okuma alışkanlığı çok önemlidir. İleride kitap yazmayı düşünen kişinin öncelikle kendisi çok iyi bir okuyucu olmalıdır. Okumayan, hatta bol bol okumayan asla yazamaz, yazar olamaz. Bunu unutmamak gerek. Kitap yazmak için acele edilmemeli. Peki, zamanı yok mu? Elbette vardır. Her şeyin sınırı olduğu gibi… Heybe dolacak, birikim artacak ve artık çevrenizdekiler, ‘Dergilerdeki hikâyelerini tâkip ediyor ve çok beğeniyoruz. Bunları kitaplaştırsan ne iyi olur.’ dedikleri zaman veya başkaları da ‘Şiirlerinize hayranız, artık dergi köşelerinde kalmasın bunlar, bir de toplu bir kitapta görürsek seviniriz’ dediklerinde, demek ki artık rüştünüzü ispatlamışsınız demektir. Eskilerin tâbiriyle vakt-i merhunu (belirli zamanı) gelmiştir. Ondan sonra kitap hazırlığına başlayabilirsiniz. Tabii orada da seçici olmak gerek. Dergilerde çıkmış bütün şiirleri, yazıları, hikâyeleri kitaplaştırmaya gerek yok. En iyileri tercih edilmeli, sâdece onlar kitaba girmelidir.

Kitap, geleceğe kutlu bir emânet bırakmaktır, istikbaldeki nesillere bir mektuptur, geçmişten geleceğe unutulmayacak bir mesajdır. Dolayısıyla her kitap bu şuur içinde hazırlanmalı ve okuyucuya takdim edilmelidir. Kitabın topluma olumlu mesajlar vermesi esas alınmalıdır. Yara açmamalı, derde devâ olmalıdır. Kitaplarımızda faydalı bilgiler, doğru duygular ve insana yakışır metinler olmalı. Kitaplarımızı günübirlik, gelip geçici ve kısa gündem konuları işgal etmemeli. Tekliflerimiz uzun vâdeli olmalı. Yıllar sonra da heyecanla okunabilmeli. Okuyanlar bizi saygıyla, hayırla anmalı. Yazdıklarımız, iz bırakmalı, yüzleri güldürmeli, gönülleri şad etmeli ve bize duâlar, şükran hisleri ve teşekkürler getirmelidir.

Yazmanın çeşitli şartları, husûsiyetleri vardır. Onlardan birkaçını hatırlatalım:

Yazacağımız konu hakkında öncelikle iyi bir araştırma safhasında bulunmalıyız. İnsan bilmediği veya az bildiği konular hakkında ahkâm yürütmemeli, asla fikir beyan etmemelidir. Aksi takdirde bu hâli, ileride ona mahcubiyet getirecektir.

Tavsiyeler iktibas edilenlerle sınırlı değil, 7 sayfa boyunca devam ediyor.

Kitapta ele alınan konular, efrâdını câmi ağyarını mâni ölçüler içinde tanzim edilmiş olmakla birlikte bilgi haznelerini doldurup taşacak zenginliktedir:

Anket, Ansiklopedi, Araştırma, Arşiv, Atasözleri, Biyografi, Deneme, Dergi Editörlüğü, Deyimler, Eleştiri (Tenkit), Gazete Editörlüğü, Hâtıra, Haber, Hikâye, Hitâbet, İnceleme, İnternet Sitesi Editörlüğü, Kitap Tanıtımı, Köşe Yazısı (Fıkra), Makale, Masal, Mektup, Mizah, Monografi, Noktalama İşâretleri, Özdeyiş, Vecize, Özlü Söz, Portre, Radyo Programcılığı, Roman, Röportaj, Senaryo, Seyahat (Gezi), Sohbet (Musâhabe, Söyleşi), Şiir, Târih, Tashih (Düzeltme), Televizyon Editörlüğü, Tercüme (Çeviri),Tiyatro Yazarlığı, Toplantılar, Yayınevi Editörlüğü ve… Okunabilecek Kitaplar.

Dersler verilirken mutlaka işlenmiş, hakkında yeterli ölçüde bilgi verilmiş olacağı düşünülmekle birlikte, muhtemelen kitabın hacmini tuğla ölçeğine ulaştırmamak maksadıyla listeye dâhil edilmediği tahmin edilen konulara birkaç örnek vermek gerekirse…; Lügat (Sözlük), İmlâ Kılavuzu, Bibliyografya bilgileri, kitap editörlüğü gibi konular hakkında yazar adaylarına bilgi verilebilir.  

Kitap editörlüğü çok mühimdir. Avrupa ve Amerika’da okuyucu, alacağı kitabın yazarından çok editörüne bakar. Bizde ise, kitap editörleri, ‘tâdilâtçı terzi’ gibi küçümseyici ifâdelerle anılır. 

Özellikle yazar adayının ve hatta yetişkin yazarların elinin altında mutlaka birkaç lügat (sözlük) bulunmalı. Az kullandıkları kelimelerin imlâlarını ve mânâlarını bu kaynaklardan kontrol ettikten sonra yazılarına almaları faydalı olur.

Hazin bir tecellidir: Türkçeyi çok iyi bildiği tahmin edilen yazarlar arasında; ‘daha, henüz, şu âna kadar’ mânâsındaki ‘hâlâ’ kelimesini, ‘babanın kız kardeşi’ mânâsındaki ‘hala’ şeklinde yazanlar var. Bilgisine güvenilir bir yazarın yanlışını, doğru zannederek yazanlara sıkça rastlanıyor. Galat-ı meşhur olarak anılan durum, bu şekilde yerleşiyor. Yanlış yazanlar, ‘galat-ı meşhur lügat-ı fasih hükmündedir’ diyerek kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar. Güzel Türkçemize yazık ediyorlar. 

Üslûp son derece mühimdir. Her yazar, üslûbunu kendisi belirler. ‘Benim üslûbum böyle…’ diyerek kimsenin, Türkçeyi bozmaya, çirkinleştirmeye hakkı olmamalı.  Devrik cümle kullanmak, üslûp değildir. Çünkü Türkçemizde, yazılı metinlerde devrik cümle yoktur. Roman veya hikâye kahramanın telaşlı veya sinirli-kızgın durumda iken kullandığı devrik cümleyi olur olmaz her yerde kullanmak, Türkçeye ihânettir,  İngilizce ve Fransızcanın kelime dizini kaidesini Türkçeye uygulamaktır. Çok yanlış bir harekettir.  ‘Sözdizimi’ ve ‘sentaks’ olarak da anılan nahiv bilgisi edinmeden yazı yazılmamalı. Özellikle yazı hayatına yeni başlayanlar, ‘devrik cümle kullanmadan edebiyat yapılamayacağını’ zannediyorlar. ‘Çok severim, devrik cümlelerle yazmayı ben…’ şeklindeki cümle, Türkçeye ihânettir.

Bir başka Türkçe cinâyeti, ‘-sel’, ‘-sal’ takıları ile işleniyor. Osmanlı Cihan Devletimiz döneminde ‘Mülkiye Mektebi’miz vardı. Millî Eğitim Bakanlığı’nın gafleti ile ‘Mülkiye Mektebi’ yerine ‘siyasal bilgiler’ isimlendirmesi tercih edildi. ‘Mektep’ yerine, Fransızcanın ‘ekol’ü ‘okul’ yapılarak alındı. Sonrası çekirge sürüsü gibi ortalığı kapladı: ‘hissî’ yerine ‘duygusal’, ‘millî’ yerine ‘ulusal’ ucubesi, ‘millet’ yerine dünyanın en ilkel dili olan Moğolcadan alınan ‘ulus’ kelimesi dilimize girdi. ‘Ulus’ kelimesinin aslı ‘uluş’tur. Moğolcada ‘şehir’ mânâsında kullanılır.

Târih’ kelimesi Arapçadır. Târihî kelimesindeki ‘î’ nisbet ekini kullanmamak için ‘sel’ takısı ile ‘târihsel’ kelimesi uyduruldu. Bu ve benzeri uydurma kelimelerle en değerli varlığımız olan dilimizin pırlanta gibi kelimeleri, sallara bindirilip sellere bırakıldı. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ yerine ‘Türkiye Büyük Ulusal Kamutayı’ isminin kullanılmayacağının garantisi yoktur. ‘Ev Atıkları’ yerine ‘Evsel Atıklar’ demeyi tercih edenler, dilimiz üzerinde her türlü tahribatı yapabilirler. ‘Tıpsal’ ve ‘sanayisel’ atıklar gelecek mi? ‘Kahvaltısal yiysi’ler?

Etrafınızdaki insanları şöyle bir yoklayınız: ‘Askerî tesisi gezdim’ ve ‘Türk askeri geldi.’ Cümlelerindeki ‘askerî’ ve ‘askeri’ kelimesi arasındaki mânâ farkını bilen kaç kişi var?  Peki… ‘de - da’ takılarından hangilerinin bitişik, hangilerinin ayrı yazılacağını bilen?

Matematik kitabı Türkçe kitabına, ‘Ne çok probleminiz var’ diye sitem etmekte haklı…

***

Sayın Yardım, seçkin eserinde yazar adaylarını iyiye, doğruya güzele yönlendiriyor.  ‘Tashih’ (Düzeltme) başlıklı yazıdan bir bölüm:

Tashih veya düzeltmenlik bir metindeki dilbilgisi, yazım, noktalama gibi temel dil hatâlarını düzeltmek, tâmir etmek demektir. Cümle yapısındaki aksaklıkları profesyonel bir okumayla gidermek demektir. Böylece metin daha akıcı, rahat anlaşılır ve işlek bir hâle gelmiş olur. Geçmişte yayınevlerinin, gazetelerin ve dergilerin olmazsa olmaz birimi olan ‘Tashih’ veya bugünkü adıyla ‘Düzeltmenlik’ ne yazık ki artık ne gazetelerde, ne yayın dünyasında ne de dergilerde bulunuyor. Tek tük bazı kurumlar bu bölümü ayakta tutmaya çalışsa da genelde yok hükmündedir.

Eskiden gazetelerde hatâlar daha az olurdu. Harf, kelime ve cümle hatâlarından bahsediyorum. Yoksa fikrî hatâlar hep ola-gelmiştir. Niçin çok az hatâ görülürdü? Çünkü gazetelerin ‘tashih servisleri’ vardı. Bu serviste gazetenin imkânına göre iki, üç veya dört kişi çalışırdı. En azından iki musahhih görev yapardı. Musahhihler, basılacak gazetenin tamamını okurdu. Basın, modern tekniği kullanmaya başladığı günden beri tashih servislerinin elemanlarını azalttı, sonunda tamamen bu servisi kaldırdı. Hatâlar bu yüzden çok. Tâkip ettiğim gazeteler arasında bulunan Diriliş Postası'nın künyesinde ‘Musahhih: İlhan Aküzüm’ satırını görüyor, buna çok seviniyorum. Demek ki gazetede tashihe ve musahhihe yâni Türkçeye değer veriliyor. Darısı diğer gazetelerimizin başına...

Tashih niçin yapılır? Sâdece harf ve kelime düzeltmek için mi, hayır. Tashih bâzen redaksiyon dediğimiz alana da hükmeder. Yâni bozuk cümlelerin, tekrarların önlenmesi de musahhihlerin işidir. Kısacası önümüzdeki metin şâyet anlaşılmıyorsa demek ki bir tashihe ve redaksiyona ihtiyacı vardır. Bâzen konuya dalan yazarlar, teknik bakımından hatâlı yazılar yazabilir, bunları görmek, haberdar etmek ve düzeltmek musahhihin (düzeltmenin) işidir. Şüphesiz yazar da bazen dalabilir, önündeki metne olan hâkimiyetini kaybedebilir. Yazdığı yazı, yaptığı araştırma veya kaleme aldığı herhangi bir kitapta vahim hatâlar da olabilir. İşte musahhihin işi burada başlıyor. Bu bakımdan düzeltmen önüne gelen her metni aynı dikkatle okumak mecburiyetindedir. ‘Nasılsa anlı şanlı yazar, kaleme almıştır, hatâ olmaz.’ dememesi gerekiyor. Zira bilhassa basında birçok meşhur yazarın yazılarında bulunmaması gereken hatâlara rastlanmıştır. Tabîi musahhihin de gözünden kaçınca okuyucu hatâlı yazılar ve yanlış ifâdelerle karşılaşıyor. Bunun için tashihçi bir köprü görevi görüyordur. Yazarla okuyucu arasındaki sağlam köprüdür.

Hazırlanan kitap bir tercüme de olabilir, telif de... Tashihçi kitapta verilen kaynakları kontrol etmelidir. Kullanılan kelime ve kavramların doğruluğundan emin olmalıdır. Bu konuda tereddüt edildiği zaman derhâl sözlüklere, ansiklopedilere ve temel kitaplara mürâcaat edilmelidir. Kitap dinî bir eser ise ve pek çok âyet-i kerîme veya hadis-i şerifi ihtiva ediyorsa Kur’ân-ı Kerîm’e ve hadis kitaplarına bakılıp karşılaştırılmalıdır. Gerçekten doğru mu, yanlış yok mu diye. Herhangi bir din adamının veya mezhep imamının sözleri de verilebilir. Onlar da yine kaynaklara bakılarak doğrulanmalıdır. Bu iş artık tashihin dışına çıkıp redaksiyona girer. Yâni kitap baştan sona elden geçirilmeli, hatâsız bir şekilde basılıp okuyucuya ulaşması temin edilmelidir. Söz konusu kitap târihî bir roman veya inceleme de olabilir. Yine târih kaynaklarına bakılmalı. Kısacası tashih edilen kitap hangi konuda ise o mevzudaki kaynak kitaplara mürâcaat edilmeli ve eserdeki iktibasın hatâlı olup olmadığına bakılmalıdır.

Mehmet Nuri Bey’in ‘âcil ve devamlı Yardım’larına pek çok kişinin ihtiyacı var.

AKIL FİKİR YAYINLARI

Alemdar Mahallesi, Alayköşkü Caddesi, Küçük Sokak Nu: 6/3 Cağaloğlu, Fatih, İstanbul

Telefon: 0.212-514 77 77 e-posta: bilgi@akilfikiryayinlari.com  www.akilfikiryayinlari.com