IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Çin Kaynaklarına Göre SHİH–WEİ Kabileleri Üzerine Bir Etüd Denemesi

14 09 2022

Prof. Dr. Türükoğlu[1] Gök Alp, târih sahnesine çıktığı dönemden başlamak üzere kronolojik olarak Türkleri anlatıyor. Türk târihçilerden; *Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre İslâmiyet’ten Önce Türk Kültür Târihi, *Toğrıl Bey’in Adı Hakkında ve Selçukluların Gelişi ile Orta Doğu’da Silahlarda Görülen Yenilikler, *Türk Kültürünün Gelişme Çağları, *Türk Mitolojisi (Kaynaklar ve Açıklamaları İle Destanlar), *Türk Kültür Târihine Giriş (5 cilt) *Büyük Hun İmparatorluğu Târihi (2 cilt), *Türk Devlet Felsefesi, *Türklerde Devlet Anlayışı gibi eserlerin yazarı Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in (1923-1989) başlattığı çalışmaları devam ettiren ve yarım kalan eserlerini tamamlamayı düşünerek yola çıkmıştır. 

Beş ayrı kitap hâlinde tamamlanması plânlanan serinin Çin Kaynaklarına Göre Shih–Wei Kabileleri Üzerine Bir Etüd Denemesi isimli birinci kitap, 13,5 X 21 santim ölçülerinde, 136 sayfadır. Müellif ‘Önsöz’ünde; ilk Türkler hakkında Profesör Dr. Bahaeddin Ögel ve yabancı ilim adamlarından Sinolog / Çin târihi uzmanı Alman asıllı Prof. Dr. Wolfram Eberhard (1909-1989)’dan başka ilmî incelemeler yapan bulunmadığını bu durumun millî târihimiz ve Türklüğümüz hesabına üzücü bir durum olduğunu belirtiyor.

Giriş’ bölümünde Türükoğlu, ‘Çingiz’ olarak andığı Cengiz Han’dan önce Moğolların küçük ve ehemmiyetsiz bir kabile olduğunu yazıyor. Cengiz Han, aynı ırka, aynı dile ve aynı kültüre mensup olan kabilelerin hepsini Moğol adı altında toplamıştır. Bitişik arazide ise Türk kabileleri yaşıyordu. Irk bakımından birbirinden tamamıyla ayrı olan bu iki âlem arasında sıkı temaslar vardır. Zaman zaman Türkler Moğol âleminin içine doğru girmişler ve bâzen de Moğollar Altaylara doğru uzanmışlardır. Bu temas ve münâsebetler daha ziyâde Büyük Asya Hunları çağından itibaren önem kazanmıştır. Büyük Asya Hunları döneminde Türkler, hâkim millet sıfatı ile Moğol dünyâsının içine girdikleri gibi devlet idâresine katılmalarının tabîi bir neticesi olarak Moğollar da batıya, Türk âleminin içine sızmaya başlamışlardır. Bu münâsebetler sebebiyle Türkleşen Moğollar olduğu gibi, Moğollaşan Türkler de olmuştur. Diğer târihçilerin belirttiğine göre; Moğollar kültür açısından Türklere nazaran hayli geride idi. Nitekim bu sebeple; Cengiz Han İmparatorluğunun devamı ve kolları olan Altun Orda İmparatorluğu, Çağatay Hanlığı, İlhanlılar, Celâyirliler, Kazak Hanlığı ve Nogaylar, zamanla Türk kültürünü benimsemişler ve İslâmiyet’i kabul etmişler Moğolluk ile bağları kalmamıştır.

Aynı bölümün devamında Çingiz’den önceki Moğolların Proto-Moğollar (Ön Moğollar) olduğu, Ön Moğolların ekseriyetini de Shih-Wei kabilelerinden oluştuğu belirtiliyor ve yaşadıkları bölge, giyim-kuşamları, evleri hakkında bilgiler veriliyor: Herkes samur tutar, fok balıklarından tarak yaparlar, balık derisini elbise olarak giyerler. Kız ve erkeklerin evlenmeleri usullere, kaidelere bağlıdır. Önce iki âile arasında söz kesilir. Çeyiz olarak sığır ve at verirler. Kadın, çocuk doğuruncaya kadar âilesi yanında kalır. Kocası ölen bir kadın ikinci bir evlilik yapamaz. Kış mevsiminde at boyu kar yağar. Bu mevsimde hepsi dağlara gidip toprak mağaralarda sığır ve diğer hayvanlarla bir arada otururlar. Her tarafta buz vardır. Pek çok geyik avlanır.  

Sonraki sayfalarda daha geniş şekilde, başta  Shih-Wevi’ler olmak üzere diğer kabileler ve yaşayışları hakkında bilgiler var.  

Göktürk Devleti’nin Kuruluşundan Çingiz’in Zuhuruna Kadar Altaylarda ve İç Moğolistan’da Kabileler

Prof. Dr. Türükoğlu Gök Alp, 5 kitaptan oluşacak serinin ikinci kitabında, Altaylar ve iç Moğolistan’da yaşayan kabileler hakkında belgelere dayalı bilgiler veriyor. Birincisiyle aynı ölçülerdeki eser 143 sayfadır.

Önsöz’de; Türklerle Moğolların sık sık birbirlerinin yaşadığı bölgenin içlerine seferler düzenlemeleri sebebiyle ırk bakımından birbirlerinden tamamıyla ayrı olmalarına rağmen, kültür ve dil bakımından akraba olan bu iki âlem arasındaki münâsebetlerin tam olarak incelenmediği belirtiliyor.

Prof. Gök Alp, incelemelerine Sha-T’o’lar ile başlıyor. Sha-T’o’lar dokuzuncu yüzyılın sonlarından onuncu yüzyıla kadar Kuzey Çin siyâsetini büyük ölçüde etkileyen bir Türk kabilesidir. Beş Hanedan ve On Krallık döneminde beş hanedandan üçü, Hou Tang, Hou Jin ve Hou Han'ı ve on krallıktan biri olan Kuzey Han'ı kurdukları belirtiliyor.  Sha-T’o Türklerinin kurduğu kısa ömürlü krallıkların yurtları Çinlerin Tang Hânedânı tarafından fethedilince kabile eriyip kayboldu.

Kitapta yer alan bilgilere ait belgeler titiz bir şekilde ve hayli teferruatlı bir şekilde inceleniyor.

Müellif, Tatarları 4 bölümde inceliyor: 1-Alaşan Tatarları, 2-Orkun ve Kuzey Tatarları, 3-‘Ak Tatarlar’ olarak da anılan Yin-shan Tatarları veya Öngütler, 4-Kara Tatarlar. Dikkat çeken ve az bilinen bir husus, Tatarların bir bölümünün güçlü bir devlet kurduğu bilgisidir. Çin ile anlaşmalar imzalamışlar, isyanlar düzenlemişler, Çinlileri hayli uğraştırmışlardır.

Alaşan Tatar Devleti 981 yılında Tsu-p’u’lar tarafından istilâ edilmiştir.

Orkun ve Kuzey Tatarları, 907 yılında kurulan ve 1125’te yıkılan Kuzey Liao Devleti 1119 yılına kadar Orkun Tatarlarının isyanları ile meşgul olmuştu. 

Satır aralarında, ‘Ak Tatarların, Cengiz Han dönemindeki nesillerinin Türklükleri hakkında bir tereddüt bulunmaması gerekir' cümlesi dikkat çekmektedir. Bu cümle, Tatarların ayrı bir millet veya ırk olduğu iddialarını hükümsüz kılmaktadır. Kara Tatarlar ise Moğollarla çok fazla içli-dışlı olmaları sebebiyle farklı bir grup olduğu belirtiliyor. Dikkat çeken bir cümle daha vardır. ‘1162 yılında Moğollar, Tatarlara taarruz edecek kadar güçlenmiştir.’ Bir başka cümleden ‘Timuçin idâresindeki Moğolların Tatarlar için büyük tehlike teşkil etmeye başladıklarını’ öğreniyoruz.

Ak Tatarlar (yin-Shan Tatarları Sarı Nehrin teşkil ettiği büyük dirseğin kuzeyinde yerleşmişlerdi. Bunlar, Moğollar tarafından ‘Çağan Tatar’ olarak anılmıştır.  

Kara Tatarlar Moğollarla çok sıkı temas hâlinde olmuşlardır. Orta Asya’nın hangi kesiminde yaşadıkları kesin olarak tespit edilememiştir. Müellifin tahminen belirlediği yer, Kerulen veya Onon Irmağı kenarıdır. Kara Tatarların medenî seviye itibariyle Alaşan, Orkun ve Ak Tatarlardan çok daha gerilerde olduğu tespit edilmiştir. Bu sebeple kabile hayatından devlet hayatına geçebilmiş olmaları ihtimali zayıftır.

1202 yılına ait 12 numaralı belgede, Timuçin’in 4 gurup hâlindeki Tatarları ortadan kaldırdığı kayıtlıdır. Ancak belgede imha ameliyesinin kısmî veya toptan olduğuna dâir bilgi yoktır. Müellifin tahminine göre büyük kısmı imha edilmiştir.

Eserde sözü edilen Tatarlar ile günümüzde Kırım’da, Tataristan’da, Başkurdistan’da ve kısmen Çuvaşistan’da yaşamakta olan Tatarlarla bağlantısı hakkında da bilgi verilmemiştir.

Sınırlandırılmış Türk Târihi

Prof. Dr. Türükoğlu Gök Alp, telif ettiği 5 kitaplık serinin üçüncüsünün adı hakkında şu bilgiyi veriyor:

Bizde yaygın bir kanaat vardır: Türk târihi zaman, yer ve devlet sayısı yönlerinden sınırlı değildir. Bu sınırlı yâni mazbut olmayış onun başlıca özelliğini teşkil eder. İşte bu yaygın kanaatten dolayıdır ki, Türk’ün târihi ölümsüzlüğe doğru uzandığı gibi onun Asya, Avrupa ve Afrika’da birçok yurdu vardır ve kurduğu devletlerin sayısı da 104’ü bulmaktadır!

Halbuki, umûmi bir kaide olarak denilebilir ki, devlet kurmayı başarmış her milletin târihte yalnız bir devleti olmuştur ve bu devlet zaman, yer ve sayı bakımından sınırlıdır yâni mazbuttur. Esâsen, bilindiği üzere, devletin en büyük vasfı devamlılıktır.

Bizim bu umûmi kaide dışına çıkışımız târihimizin özelliğinden değil devletin mâhiyeti ve vasfı üzerinde ya hiç veya gerektiği şekilde durmamamızdan ileri gelmektedir. Bilindiği üzere, en büyük siyâsî teşkilât olan devlet sosyolojik, hukûki ve târihî bir varlıktır. Bizde, şimdiye kadar, devletin bu sosyolojik ve târihi varlığı üzerinde kısmen durulmuş ve fakat onun hukûki varlığı üzerinde hiç durulmamıştır. İşte devlet hukûki yönden ele alınmadığı yani devletin târifi yapılmadığı içindir ki târihte şu veya bu yerde görülen her Türk iktidarına devlet gözü ile bakılmış ve böylece devletlerimizin sayısı 104’e kadar çıkarılmıştır! Halbuki devletin hukûki mâhiyeti göz önünde bulundurulacak olursa Türk’ün de umûmi kaideye uyarak târihinin akışı içinde bir tek devlet kurduğu, ancak İran’ın tam olarak Türkleştirilememiş olması dolayısıyla bu tek devletin iki devlet görüntüsü aldığı tespit olunacaktır. Gerçi, Çingizoğulları ve Aksak Temir zamanında devletimiz, hukuk yönünden tek devlet olmuşsa da aradaki İran engeli sebebiyle bu durum geçici bir zaman devam etmiş, süreklilik kazanamamıştır. Bunun dışında kalan Türk iktidarlar ise içinde bulundukları târihlerin malıdır.

Müellif; ‘Devletin Mâhiyeti ve Özelliği’, ‘Devletin Unsurları’: A-Ahali, B-Ülke, C-İktidar’ Kavramları hakkında bilgi verdikten sonra, târih sahnesine çıkmış Türk devletlerini; Tumanoğulları, Hsien-pi’ler, Aparlar (umûmi kabul görmüş ismi ile Avarlar), Ötüken Kökbörüoğulları, Basmıl Kağanlığı, Uygur Kağanlığı, Kırgız Kağanlığı, Kara-Ordu Kökbörüler (Karahanlılar), Yeh-lü Ta-shih Oğulları (Kara-Kitaylar), Karalılar (Keraitler), Sekizoğuzlar (Naymanlar), Anuşteginoğulları (4. Harzemşahlar) ve Çingizoğulları şeklindeki isimlendirmelerle tasnif ediyor  sülâlelerin her biri hakkında tatmin edici bilgiler veriyıor. Hemen akabinde devletin unsurları meyânında İstiklal kavramını yorumluyor. Görüldüğü gibi hepsi Türk, Moğol veya Türk-Moğol karışımı hânedânlardır. Osmanlı, Orta Asya’da olmadığı için haklı olarak 13 hânedâna dâhil edilmemiştir. 

‘İstiklâl’ başlığı altında, Türklerle Moğolların aynı ırktan olup olmadıkları, Çingiz’in de Türk olup olmadığı meselesi, çok geniş bir şekilde ele alınıyor. (s: 413-428)

Netice: Moğollar Türk ırkından değildir. Ancak Türk kültürünü benimsemişlerdir. O kadar. Irkî özelliklerini korudular. Davranışları, insan sevgisi, adâlet anlayışı, düşünce sistemleri Türklerden farklıdır. Dil ve kültür birliği yoktur. (Belirtilmemiş olmakla birlikte, inanç birliği de yoktur.)

Çingiz de Türk değildir. Onun Moğolca  ve Türkçe bildiğini iddia edenlere karşı Türükoğlu Gök Alp, aksi görüşte olduğunu, yalnız Moğolca bildiğini, Türkçe biliyorsa da, Türklere hükmedebilmek için öğrenmek mecburiyetinde kaldığını, bunun siyâsî bir davranış olduğunu deliller ileri sürerek ortaya koyuyor (s: 434-440)

Sayın Gök Alp, Aksak Temur Bek’in de Türklüğü ve Moğolluğu hakkında bu gün bile tam bir görüş birliği olmadığını ispat etmeye çalışıyor. (s: 447-450) Doğu Türkistan ve Altın Orda Hanlığı’nın hükümdârı Toktamış Han hakkında yazdıkları ise genel kabul görmüş bilgilerle mutabıktır.

Eserin son sayfalarında 10 adet harita bulunuyor.

Kaynaklara Göre Orta Asya’nın Önemli Ticârî Ve Askerî Yolları

Prof. Dr. Türükoğlu Gökalp 5 ciltlik eserinin 4. Kitabının ‘Önsöz’ünde; ‘Orta Asya’da kurulmuş bulunan sülâleler, komşuları ile çok geniş ticârî ve askerî faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu faaliyetlerde özellik gösteren yön, Çin’den başlayıp Akdeniz kıyılarında son bulan kervan yollarının, Orta Asya’dan geçen kısmının ele geçirmeye veya bu yolları kendi denetimi altında bulundurma hususunda Orta Asya’da hâkimiyet kuran sülâleler ile Çin ve Tibetliler arasında uzun zaman çetin çatışmalar olmasıdır.’ Diyor.

Güçlü devlet olabilmek için günümüzde de ticârî ve askerî faaliyetler için yollar birinci derecede öneme sâhip milletlerarası unsurlardır. Osmanlı Cihan Devleti de bu hususa çok önem vermekte idi. Osmanlı Devleti gerek karada gerekse denizde ticârî yolları kendi hâkimiyeti altına almak için savaşmış, başarılı olmuş ve 622 yıllık ömrü içinde, 300 yıl boyunca dünyanın en güçlü devleti olmuştur.

Eserin ‘Giriş’ başlıklı bölümünde ‘Yol’ kavramı üzerinde duruluyor. Yolun büyük önemi bütün teferruatı ile okuyucuya sunuluyor. İkinci bölümün konusu; Çin’den batı Türk iline giden yollardır. Bilgiler, haritalar desteğinde sunuluyor. Bu yollarda; 632, 640, 642, 651, 655, 660, 669 yıllarında yaşanan olaylarla başlayan detay bilgiler, 983 yılına kadar haritalar üzerinde yapılan açıklamalarla devam ediyor. Batı Türkilindeki yollar üzerinde bulunan konaklama yerleri arasındaki mesâfeler, fersat birimiyle tespit ediliyor.

3. bölümde Orta Asya’nın kuzey kısmı yolları yer alıyor. Bu yollarda yaşanan önemli olaylar, yıllar itibariyle 28 adet harita okuyucuya rehberlik ediyor. 4. bölümde ‘Orta Asya’ın orta ve Batı kısmını, Kuzey kısmına bağlayan yollar’ başlığı altındadır ve 187-192 sayfalar arasında yer alıyor.

Özetlemek gerekirse Türükooğlu Gök Alp 1972 yılında kaleme aldığı bu eserinde; Türk Kağanlığı’nın kurulduğu 552 yılından Samanoğulları’nın ortadan kaldırıldığı 999 yılına kadar olan dört buçuk asırlık zaman dilimini inceliyor. Bu zaman zarfında Orta Asya’nın önemli ticârî ve askerî yolları hakkında okuyucuyu bilgilendiriyor. Kitapta yer alan bilgiler, târihçiler kadar günümüz devlet adamlarını da ilgilendirmektedir.

13,5 X 21 santim ölçülerinde 216 sayfalık eser, yazara ait diğer eserleri gibi vefatından 21 yıl sonra ilk defa 2022 yılında yayınlandı.

Prof. Dr. Türükoğlu Gök Alp’in, 5 kitaptan oluşan serinin sonuncusunda 1972-1983 yılları arasında kaleme aldığı makalelerden seçtiği 17’si yer alıyor. Her birinde ilgi çekici bilgiler bulunan makalelerin başlıkları: *Bilge Tonyukuk’un Deniz Seferi. *Türk Kıyımı. *Kürşad Olayı. *Türk Târihi Yeni Baştan Yazılmalıdır. *Türk Târihinin Meseleleri. *Türk Târihine Bir Bütün Olarak Bakılmalı. *Türk Kültürü Dergisi Makaleleri. (9 makale) *Çincede ‘Tucüeh’ Kelimesi Türkçede ‘Türk’ değil. ‘Türük’ Demektir.

 

 

Prof. Dr. TÜRÜKOĞLU GÖK ALP:

27 Temmuz 1922 târihinde Denizli’nin Acıpayam ilçesinde dünyâya geldi. Doğduğu yerde ilk ve ortaokulu parlak derecelerle tamamladı. 1940-1941 ders yılında Denizli Lisesi’ni 120 üzerinden 118 puan alarak birincilikle bitirdi. 1941 yılında Siyasal Bilgiler Okulu’nun (daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) yazılı imtihanını kazanıp bu okula girdi. Yatılı olarak okuduğu bu okuldan 1945 yılında mezuniyetinin ardından Mâliye Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Bakanlıktaki 17 yıllık görevinin ardından 1 Mart 1962 günü Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde uzman kadrosuna tâyin edildi. Kısa süren bu memuriyetinin ardından Yurtlar ve Krediler Kurumu’nda 2 yıl, Sanayi Bakanlığı’nda bir yıldan az ve Millî İstihbarat Teşkilatı’nda 2 yıl görev yaptı.

Türükoğlu Gök Alp, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra memurların üniversitede okumalarına yasak getiren 4007 sayılı kanun yürürlükten kaldırılınca derhal Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin târih bölümüne kaydoldu. Eğitiminin ikinci yılında lisans öğrenciliğini bırakıp doğrudan doktora öğrencisi oldu. 16 Haziran 1966’da 44 yaşında Orta Asya Târihi alanında pekiyi derece ile doktor unvanı aldı. Doktora danışmanı Prof. Dr. Bahaeddin Ögel idi. 4 Aralık 1967’de Atatürk Üniversitesi, Tarih Bölümü’ne Türk Târihi alanında Öğretim Görevlisi Doktor olarak göreve başladı. Aynı üniversitede 1969’da Doçent ve 1978’de Profesör kadrosuna tâyin edildi. 1979 yılının sonlarında üniversitedeki görevinden ayrıldı. ‘Cevdet Gökalp’ olan adını mahkeme kararıyla ‘Türükoğlu Gök Alp’ olarak değiştirdi.

29 Mayıs 2001 günü Ankara’da vefat etti. Üretken bir târihçi olan ve hayli ilerlemiş yaşında Çince öğrenen Prof. Gök Alp ayrıca Fransızca, İngilizce ve orta seviyede Almanca bilirdi.

Prof. Dr. Gök Alp’in, ‘Kaynaklara Göre Orta Asya'nın Ticârî ve Askerî Yolları’ (1973), ‘Başımıza Gelenler’ (2001) isimli kitapları yayınlanmıştır.

İlk sayısı Ocak 1991’de ve son sayısı 1993’de basılan ve 8 sayı yayınlanan ‘Türük Budun’ dergisini çıkardı. Türk Kültürü, Millî Kültür, Töre, Türkistan gibi dergilerde Türk târihi üzerine çok sayıda makale yazdı.

 

 

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Tel: 0.212-527 33 65 Belgegeçer: 0.212-527 33 64 Whatsapp hattı: 0.553-129 86 86 E-posta: bilgekitap@gmail.com   WEB: www.bilgeoguz.com 

 



[1]Günümüzde ‘Türk’ olarak yazılıp okunan kelime ilk defa Ön Asya çivi yazılı metinlerinde ‘Turukki’ şeklinde tespit edilmiştir.  Kelime Orkun Kitâbelerinde ‘Türük’ olarak görülmektedir. Kitâbelerde kelime;  iki temel mânâda kullanılmıştır. Türk; güçlü, kudretli anlamına gelirken türük kelimesi kalabalık ve millet mânâsında kullanılmıştır.  Macarlar ise Türkleri ‘Török’ kelimesiyle ifâde etmişlerdir.