IMG-LOGO
Röportaj

Ortaklık Kültürü Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan Anlattı.

25 09 2022

Oğuz Çetinoğlu: Tek elin nesi var? İki elin sesi var’ şeklinde güzel bir özdeyişimiz var. Bunun iktisâdî hayata yansıması ‘ortaklık’ şeklinde oluyor. Bugünkü sohbetimizin konusu, ‘Ortaklık kültürü’ olsun. Konu hakkındaki genel değerlendirmenizle başlayabilir miyiz?

Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan: Ortaklık kültürü zengin olan toplumların, ürün, hizmet ve bilgi üretme güçleri büyük olur. Çünkü ortaklık yapmasını bilenler, hayatın her boyutunda yardımlaşmasını bilirler. Karşılıklı dayanışma içinde ortaklık yapanlar, hiçbir zaman fakir düşmezler. Dünyanın her yerinde, ortaklık şemsiyesi altında güçlerini birleştirenler, yardım edilenler değil, yardım edenler olurlar.

Çetinoğlu: Meseleye İslâmî açıdan bakabilir miyiz?

Prof. Gürdoğan: Müslümanların târihinde, en çok bilinen ve büyük ölçüde kabul gören en eski işbirliği biçimi, kâr ve zarar ortaklığıdır. Söz konusu ortaklıkta, bir ortak nakit sermâye, diğer ortak da bilgi, tecrübe, emek ve mahâret sermâyesiyle yer alır. Ortaklar kâr bölüşümünde payların belirlenmesine birlikte karar verirler. Zarar edildiğinde, biri parasını, diğeri ekmek ve zamanını kaybeder.

Çetinoğlu: Bilinen bir örneği var mı?

Prof. Gürdoğan: Hz. Peygamber'in eşi Hz. Hatice ile yaptığı işbirliği, bir kâr ve zarar ortaklığıdır.

İktisat Tarihçisi Prof. Dr. Murat Çizakça'nın her fırsatta vurguladığı gibi. Mudarebe ortaklığı*, ortaklık kültürünün omurgasını oluşturan, kâr ve zarar ortaklığıdır. Amerika'da Silikon Vadisi'nde başarıyla uygulanan, ‘Microsoft’ları ve ‘Google’ları ortaya çıkaran ‘Risk Sermâyesi Şirketleri*’, kâr ve zarar ortaklıklarının, yeni yüzyılındaki uygulamalarıdır.

Çetinoğlu: Ortaklıkların ‘olmazsa olmaz şartı’ nedir?

Prof. Gürdoğan: Târihin her döneminde, ortaklık yapmasını bilenlerin gücü, güneş gibi, bütün insanlara âdil davranarak, kimseye haksızlık yapmadan, paylaşmasını bilmelerinden kaynaklanır. Ortaklıklar, çalışanları, müşterileri, tedârikçileri ve ortaklarıyla bir insan bedeni gibi, birbirinden ayrılmaz, karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde bir bütündürler. Ortaklığın sağlıklı olabilmesi için, hem kârlar hem de zararlar, âdil bir biçimde paylaşılmalıdır.

Adâlet odaklı bir ortaklıkta, ortakların üstünde görünmeyen bir ortağın eli vardır. O el, Allah'ın elidir. Allah en büyük sermâyeleri adâlet olan ortaklıkların, gören gözler, karar veren akılları, risk almada sağduyuları ve geleceği öngörmede sezgileri olur.

Ortalıklarda başarıyı kendilerinden bilenler, tükenmez bir zenginliğe sâhip olurlar.

Herkese güç verenler, kendilerini yok sayanlardır. Medeniyet ortaklık yapmasını bilmektir. Ortaklık hayattır. ‘İslâm Dünyâya muharebe yoluyla değil, mudârebe yoluyla yayılmıştır.’

Çetinoğlu: Hıristiyan batı âleminde durum nasıl?

Prof. Gürdoğan: Aydınlanma döneminden bu yana, bütün dünyayı etkileyen pozitivist değerler*, yeni yüzyılda çekiciliğini büyük ölçüde kaybetti. Artık ekonomi başta olmak üzere, hiçbir ilim dalının değerden bağımsız olduğu düşünülmüyor. Dünyanın önde gelen üniversitelerinde, ekonominin ilkeleriyle mukaddes kültürün değerlerinin çatıştığına ilişkin tezler geliştirme dönemi kapandı. Toplumların fakirliğini, mukaddes değerlere bağlayan yönetimler, iktisâdî alanda büyük bir başarısızlığa uğradılar.

Yirmi birinci yüzyılın başında, iktisâdî gelişmenin, toplumların yüzyılların içinde oluşan mukaddes değerlerine dayandıkları görüldü. Ekonomiyi mukaddes değerlerden soyutlayan toplumlarda, ortaklık kültürü zenginleşerek, yeni boyutlar kazanamaz. Dünyanın her ülkesinde ortaklık köklü değerlere, ekonominin üretim gücünü artırmada ortaklıklara dayanır. Ekonomiyi ortaklıklar, ortaklıkları da paylaşmasını bilen ortaklar ayakta tutarlar.

Çetinoğlu: Başarının ‘sihirli’ denilebilecek bir anahtarı var mı?

Prof. Gündoğan: Toplumların ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü büyütmede, küçük birikim sâhibi herkesin pay alabileceği, çok sayıda ortakları olan kuruluşların vazgeçilmez bir yeri vardır. Dürüstlüğün en önemli sermâye olduğu ortaklıklarda, iki kere iki dört değil, yedidir. Hangi alanda olursa olsun, kaynaklarını birleştiren ortaklar, bir araya geldiklerinde, tek başlarına ürettiklerinden mutlaka daha fazlasını üretirler. Anadolu'da sürekli vurgulandığı gibi: ‘Birlikten güç doğar

Yıldan yıla hem iç hem de dış ticaret hacminin gelişmediği toplumlarda, hiçbir alanda üretim gücünü büyütmek mümkün değildir. Üretim gücünü büyütmenin yolunu, tüketmek için değil, üretmek için bir araya gelen ortakların, kurdukları ortaklıklar genişletir. Ortaklık kültürü hem kârı, hem de zararı paylaşmasını bilenlerin elinde yeni boyutlar kazanır. Ortaklıkta risk almayanlar, ne büyürler, nede küçülürler.

Ortaklıklarda ortaklar ‘tüketen el’ olmak için değil ‘üreten el’ olmak için bir araya gelirler. Dünyânın her yerinde toplumların iktisâdî yapısı ve kültürel dokusunu dönüştürenler, tüketimde değil, üretimde yarışanlardır. Ortaklık yapmasını bilenler, hiçbir zaman üretim güçlerini kaybetmezler. Çünkü güzel ürünleri güzel bir biçimde üretmek için, bir araya gelen ortakların, yollarını aydınlatan ‘Görülmeyen Ortak’ları vardır.

Ortaklıkta başarının sırrı, ‘art niyetli’değil,  ‘iyi niyetli’ olmakta gizlidir.

Ortaklıkta kâr ve zarar niyetlere göre değerlendirilir.

 

………………….

*müdarebe ortaklığı: Bir tarafın sermaye koyması, diğer tarafın işletmeyi üstlenmesiyle kurulan kâr paylaşımı esasına dayalı ortaklığı ifâde eder.

*risk sermâyesi şirketleri: Yatırımcıların uzun vâdeli büyüme potansiyeli taşıdıkları düşünülen başlangıç şirketleri ve küçük işletmeler için sağladığı finansmandır. Sermaye piyasalarına girmeyen yeni başlayanlar için teşebbüs sermayesi önemli bir para kaynağıdır.

*pozitivist değerler: Deney ile ispatlanmamış her şeyi reddedenlerin kabul ettiği değerler. Pozitivizm olayları ve olayların kanunlarını deney ve gözlem vasıtasıyla araştırmayı konu edinir. Dînî ve metafizik bilgilerle ilgilenmez.

 

 

 

Prof. Dr. ERSİN NAZİF GÜRDOĞAN:

1945 yılında Eskişehir'de doğdu. Üniversite eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Makina Mühendisliği alanında yaptı. İşletme İktisadı Enstitüsü'nün uzmanlık programını 1968 yılında tamamladı. Devlet Planlama Teşkilatı'nda 1968 yılından 1972 yılına kadar uzman olarak çalıştı. Erzurum Üniversitesi’nde başladığı akademik çalışmalara, Maltepe Üniversitesi’nde devam etti. Gürdoğan 1975'de doktor, 1987'de doçent ve 1994'de profesör oldu. Evli ve üç evlat babası olan Gürdoğan, Mâverâ Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı.

 

Gürdoğan'ın yayınlanmış kitapları:

 

1-Üretim Plânlamasında Doğru Programlama ve Demir Çelik Endüstrisinde Bir Uygulama, 2-Ticarî ve Sosyal Açıdan Proje Değerlendirme Yöntemleri, 3-İşletmelerde Yatırım Yönetimi, 4-Girişimcilik ve Girişim Kültürü, 5-Hicaz'dan Endülüs'e, 6-Günler Akarken, 7-Zamanı Aşan Şehirler, 8-Teknolojinin Ötesi, 9-Kültür ve Sanayileşme, 10-Görünmeyen Üniversite, 11-İki Dünyanın Hesaplaşması, 12-New York'tan Los Angeles'a Yeni Roma, 13-Kirlenmenin Boyutları, 14-Düşünceyi Eylem Bilmek.