IMG-LOGO
Röportaj

Şâir, Edip ve Hatip Yavuz Bülent Bâkiler İle Alevî Halk Şâirleri’ni Konuştuk.

19 11 2022

Oğuz Çetinoğlu: Lirik ve epik şiirler yazan bir şâirsiniz. Kültürümüz, halk edebiyatı ve  hâliyle halk şâirleriyle ile yakından ilgilisiniz. Sizinle, zaman zaman sert tartışmalara konu olan fakat satıhta kalan bir iki cümleden başka söz edilmeyen Alevi Halk Şâirlerini konuşalım. Lütfedeceğiniz umûmî bir değerlendirme ile başlayabilir miyiz?

Yavuz Bülent Bâkiler: Umûmiyetle Alevî-Bektâşî halk şâirlerinin şiirleri şeriatla sürtüşmenin, mücâdelenin hikâyeleriyle doludur. Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’iyle On iki imama karşı duyulan sevginin, yüzyıllardır ezilen, gizlemek ihtiyacını hissettikleri Alevîlik-Bektâşîlik inançlarının yansıması olarak görülen şiirlerinin sergilediği kimliğin sıkıntılara sebebiyet vermesi, düşünce dünyâmızın gündeminde derinlemesine iz bırakmıştır. İlmî inceleme bekleyen konular ve meseleler, şiirlerde ele alınmıştır.  İlim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine oluşturulan Alevîliğe - Bektâşiliğe inanan şâirlerin yazdığı şiirler:

-Allah - Muhammed - Ali üçlemesine inanıp iman getirmiş, İslâm’ın özüne tasavvufî metotlarla bağlanmış olmalarının; dört kitabı hak bilmelerinin;

-Hakk'ı ve halkı sevmeyi, kimseye zarar vermemeyi, olabildiğince insanı kâmil olmaya gayret etmeyi, bu doğrultudaki öğretiye inanmayı ilke edinmelerinin;

-Hz. Muhammed'in biricik varlığı olan Ehl- i Beyt’e büyük bir sevgi ve saygıyla bağlanmış, onları sevenlere tevella, sevmeyenlere teberra okumalarının;

-Hakk'ı kendi özlerinde bulmuş, özlerini temizleyip O’nu devamlı zikretmelerinin;

- Müminin gönlünü Allah'ın evi saymalarının;

-Temizlik insanın kendi özünün arıtılmasıdır. ‘Kendisi temiz olmayan asla başkalarını temizleyemez’ inancına sadakatlerinin;

-Dört kapı, kırk makama inanmalarının; eline, beline ve diline sâdık, eşine, aşına ve işine sâhip olmayı insan olmanın temel kuralı saymalarının;

-Üç sünneti, yedi farzı rehber edinmelerinin;

-Yetmiş iki milleti kardeş bilmelerinin, Tanrı eseri saymalarının, bunun için sevmelerinin, saymalarının, eşitlikten kardeşlikten, dürüstlükten, doğruluktan yana olmalarının yazıya dökülmüş şeklidir.

Çetinoğlu: Şiirlerinde tavsiyelerde bulunuyorlar…

Bâkiler: Evet! Onlar; ‘Bin defa mazlum olsan bile, bir defa zâlim olma’ ilkesini herkese tavsiye ederler. Kimseye kin, kibir, haset beslemez, buğz etmez, insan gönlünü incitmez, haram yemez, döktüğü varsa doldurur, ağlattığı varsa güldürür, Allah katına kul hakkı ile gitmemeye çalışırlar.  

Bâzıları ve bâzan cuş-u huruşa gelip Hz. Ali'nin olgun, doruk kişiliğine secde etmek gibi taşkınlıklara sapmaktan kendilerini men edemedikleri de olabilmektedir.  

Aynayı tuttum yüzüme

Ali göründü gözüme

Nazar eyledim özüme

Ali göründü gözüme

Çizgisinde sınırında kalabilenlere selâm olsun!

Çetinoğlu: Âşık Veysel hakkında neler söyleyeceksiniz?

Bâkiler: Âşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyâya geldi. Yedi yaşında iken çiçek hastalığından görme kabiliyetini kaybetti.  Bir başka bilgiye göre bir gözü çiçek hastalığından görmez oldu, diğer gözü de öküz boynuzunun çarpmasından… Üçüncü bir hikâyeye göre de başını âniden çevirmesiyle yakınında bulunan övendirenin gözüne girmesinden… Kendisi bu durumdan hiç şikâyetçi değildir. ‘Gözlerim dünya ışığına kapandı ise, Cenâb-ı Allah gönül gözümü açtı. Hâlimden memnunum’ der.

Çetinoğlu: Saz çalmayı nasıl öğrendi?

Bâkiler: On yaşına geldiğinde babası, biraz oyalanması için, biraz da teselli bulması için bir kırık saz alıp oğluna hediye etti. Saz çalmasını kendi kendine öğrendi. Birinci Dünya Savaşı çıktığında 20 yaşındaydı. Köydeki bütün emsalleri askere alındı. O, köydeki yaşlı erkeklerle ve kadınlarla kaldı. Vatana hizmet etmekten mahrum kaldığı için çok müteessir oldu. Teessürünü dertli dertli saz çalarak, şiir yazarak gidermeye çalıştı.

Çetinoğlu: Şöhret sâhibi oluşunun hikâyesini anlatır mısınız?

Bâkiler: 1930 yılında Sivas’ta Maarif Müdürü olan şâir Ahmet Kutsi Tecer’le tanıştı. Tecer O’nu Sivas’ta yapılacak olan ‘Şâirler Bayramı’na hazırladı. Kendisine halk şâiri olduğunu belirtir bir belge verildi. O belge ile şehir şehir dolaşıp, çaldı-söyledi. Yolu Ankara’ya düştüğünde O’nu Atatürk’le tanıştırdılar. Kısa zamanda Türkiye’nin sesi oldu, kitapları yayınlandı, radyodan bütün Türkiye’ye seslendi. Bütün Türkiye’nin tanıyıp sevdiği Âşık Veysel oldu.

Âşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Âşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak konserler verdi. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970'li yıllarda Gülden Karaböcek, Hümeyra, Esin Afşar ve diğer müzisyenler Âşık Veysel'in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı.

Çetinoğlu Şiirlerinde kullandığı Türkçeyi nasıl buluyorsunuz?

Bâkiler: Eserlerinde sâde bir Türkçe kullandı. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Tabiat, sosyal olaylar, vatan sevgisi, birlik ve kardeşlik konularını işledi. Şiirleri; Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimli kitaplarında toplandı. 1973 yılında akciğer kanserinden vefat etti. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

Çetinoğlu: Ezberinizdeki şiirlerinden okur musunuz?

Bâkiler: Hatırımdaki bölümler şeklinde okuyayım:

Çalışırsam toprak verir cömerttir

Emeksiz istemek dermansız derttir

Çalışmak insana büyük servettir

Kese coşar, gönül coşar, el coşar…

***

Karnın yardım kazmayınan belinen

Yüzün yırttım tırmığınan elinen

Yine beni karşıladı gülünen

Benim sâdık yârim kara topraktır.

***

Allah birdir, Peygamber hak

Rabbül âlemindir mutlak

Senlik-benlik nedir bırak

Söyleyim geldi sırası

***

Vatan sevgisini içten duyanlar

Sıtk ile çalışır içten duyarak

Milletine, devletine uyanlar

Demez neme lâzım, neyime gerek

Vatan aşkı ile çalışan kafa

Muhakkak erişir öndeki safa

Tesir - nüfuz olur her bir tarafa

Herkes onu büyük tanır severek

***

Ben giderim adım kalır

Dostlar beni hatırlasın

Düğün olur bayram gelir

Dostlar beni hatırlasın

Can kafeste durmaz uçar

Dünya bir han, konan göçer

Ay dolanır, yıllar geçer

Dostlar beni hatırlasın.

***

Aslım Türktür, elhamdülillah Müslüman

Şükür Amentüye etmişiz iman

Kalbime yaraşmaz şirk ile güman

Kalbimiz nur ile dolu sayılır.

***

Yezid nedir, kızılbaş

Değilmiyiz hep bir gardaş

Bizi yakar bizim ataş

Söndürmektir tek çâresi.

***

Türküz, Türkler yoldaşımız

Hesaba gelmez yaşımız

Nerde olsa savaşımız

Türküz! Türkü çağırırız.

***

Aldanma câhilin kuru lâfına

Kültürsüz adamın külü yalandır

Hükmetse dünyanın her tarafına

Arzusu hedefi, yolu yalandır.

***

Hedef alıp dövüştüğün kardaşın

Seni yaralıyor attığın taşın

Topluma zararlı yersiz savaşın

Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız

***

İftihar ettiğim büyük muradım

Türk oğluyum! Temiz Türk ecdâdım

Şehid ismi yazılsaydı soyadım

Kanım ile mezarımın taşına.

Çetinoğlu: Dâvut Sulari hakkında neler söylemek istersiniz?

Bâkiler: 1925 yılında O zamanlar Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Çayırlı bucağında dünyâya geldi. Dedesi Kaltık Mehmet Ağa mutasavvıf şâirdi. Saz çalma, şiir söyleme ve türkü yakma zevkini dedesinden aldı. Doğu Anadolu'da asırlardan beri dilden dile anlatılan efsâneleri, menkıbeleri şiirleştirir; sazıyla etkili bir makam ve deyişle dost meclislerinde sunardı. Bütün ömrünü âşıklık geleneğine sâdık kalarak yaşadı. 17 yaşından başlayarak, âşıklık geleneğinin en önemli temsilcilerinden oldu. TRT Radyolarında bölge sanatçısı olarak çalıştı. Davut Sulari, bir konuşmasında Zaza olduğunu ifâde etmiş, Türkçe dışında Arapça, Farsça, Almanca, Fransızca dillerini de bildiğini söylemiş, Zazaca eserler de vermiştir.

2 Temmuz 1993'te Sivas Madımak Oteli'nde yanarak öldü.

Davut Sulari’nin şiirlerinden bölümler:

Pir olan kişiler riyakâr olmaz

İlimsiz irfansız insan yol almaz

Çoğunda dert var ki dermanı bulmaz

Canı şah aşkına vermez mi tâlip

***

Evel Allah âhir Allah

Dönemem estağfirullah

Bendeyem Allah eyvallah

İmânım amentu billah

Pir elinden içtim dolu

Öğrendim erkânı yolu

Emniyette mümin kulu

Evel Allah âhir Allah

Dönemem estağfirullah

 

Çetinoğlu: Kaygusuz Abdal hakkında konuşmadan olur mu?

Bâkiler: Olmaz elbette. Alanya sancak beyinin oğludur. Doğum ve ölüm târihi bilinmemektedir. Uzun müddet Anadolu’da, Rumeli’de dolaşmıştır. Hayatı hakkında günümüze sâdece menkıbeleri ulaşmıştır. Abdal Musa’ya müritlik ve halifelik yapmıştır. Hicaz’a ve Mısır’a gitmiş ve büyük bir ihtimale göre Mısır’da vefat etmiştir.

Bektâşîliğin teşekkülünden önce yaşamış ve eserlerinde Hacı Bektâş-ı Velî’ye ve Bektaşîliğe atıfta bulunmamıştır. Mürşidi Abdal Mûsâ ile birlikte Rum Abdalları ve Kalenderîler zümresine mensup olmaları, bu zümrelerin 16. yüzyılda ortaya çıkmasından sonra giderek Bektâşîliğin içinde erimeleri sebebiyle Kaygusuz Abdal bu târihten itibâren Bektaşîliğin önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. Ehl-i beyt’e bağlılığı, tevellâ ve teberrâ sâhibi olduğunu gösteren şiirlerinden dolayı Alevî-Bektâşî edebiyatının kurucusu sayılmıştır. Her Bektâşî tekkelerinde Kaygusuz Abdal’ın temsilî resmi vardır.

Çetinoğlu: Kaygusuz Abdal’ın şiirlerinden de örnekler dinleyebilir miyiz?

Bâkiler:

Sen insanı sorarsan

Hak’tan ayrı değildir

Sıfatı zat-ı mutlak

Hırkası çar pareden

***

Ne kim var aşikâr gizli cihanda

Ali'dir cümlesi yeksan Ali'dir

Budur hemen ârifler sohbetinde

Bînişana heman nişan Ali'dir

Ali de dâimâ Kaygusuz Abdal

Zira evvel âhır heman Ali'dir

Ali'yi sevenin hâk ol yolunda

Bilirsen derdine derman Ali'dir

Çetinoğlu: Pir Sultan Abdal’ adında bir şahsın yaşadığına ve Sivas valisinin kararı ile idam edildiğine dâir, o döneme ait yazma eserler dâhil, hiçbir resmî belgede bilgi bulunmadığını iddia edenler var. Mâdem ki ona atfedilen şiirler var, Pir Sultan Abdal’ı da konuşmak gerek. Buyurunuz Efendim!

Bâkiler: Güvenilirliği tartışılabilir kaynaklarda yer alan bilgilere göre Asıl adı Haydar'dır. Sivas ili, Yıldızeli ilçesi, Çırçır Nahiyesi Banaz Köyünde 1480 yılında doğdu. Hayatının büyük bölümü doğduğu köyde geçti. Muhtelif kaynaklara göre 1547, 1550, 1587 veya 1590 yıllarından birinde idam edildi. 

Pir Sultan Abdal, Alevîlikten ziyâde Alevîliğin içindeki isyancı ve aşırı solcu geleneğin sembolü idi. Alevîliğin temelinde saf bir Hz. Ali sevgisi olduğuna inanan Alevîler,  Sultan Abdal’a pek itibâr etmiyorlarsa da PKK taraftarı Kürt Bektâşî Alevîlere itiraz edemiyorlar.

Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinden bölümler:

Gafil kaldır şu gönlünden gümanı

Bu mülkün sâhibi Ali değil mi?

Yaratmıştır on sekiz bin âlemi

Rızıkların veren Ali değil mi?

Bin bir adı vardır, bir adı Hızır

Her nerde çağırsan orda hazır

Ali Pâdişahtır, Muhammed Vezir

Bu fermanı yazan Ali değil mi?

Çetinoğlu: Alevî olduğu bilinen bir başka halk şâiri de Virânî

Bâkiler:Virânî Baba’ olarak da bilinir. 16. Yüzyılda yaşamıştır. Hayatına ait bilgi yoktur. Necef’teki Bektâşî tekkesinde şeyhlik yaptığı söylenir. Bektâşîler onun ölmediğine ortadan kaybolduğuna inanırlar. Aruzla yazdığı ve Hurufîlik inancını yaymaya çalıştığı şiirleri vardır. Hurufîlik, Kur’ân’daki harflerden bir takım mânâlar çıkarmak suretiyle İslâm inanç ve ibâdet esaslarıyla alâkalı farklı yorumlar getiren bir tasavvuf anlayışıdır. Fâtih Sultan Mehmed Han zamanında yasaklanmıştır. Mensupları tâkibe alınıp yakalananlar cezalandırılınca faaliyetlerine Bektâşî tekkelerinde devam ettiler. Hurufîler, Musevîlik’teki Kabbalistlerden ilham almışlardır.

Virânî’nin şiirlerinden bölümler:

İlm ü kemâl-i vahdetin bâbı Alî imiş Alî

Bende-i hânedân olup süre yüzün velâyete

Âl-i Resûl’e her zaman eyle niyâz u meskenet

Şâhid ola deli gönül erişesin sehâvete

Fahr-ı fenâyı kıl kabûl gel keremeyle ey gönül

Dünyâya sunmagıl düşme sakın dalâlete

İşte Virânî dervişin zâtı ile sıfâtı hem

Bende-i şâh-ı Kanber’im saldım özüm melâmete

***

Bakır u Ca'fer değil mi nur-ı zat-ı Kibriya

Zahida inkâra düşmüş bunu zikret daima

Tesbihinde virdin olsun Muse-i Kâzım Rıza

Nur Taki'den bulmuşum ben derdime ayn'i şifa

***   

Şah Taki'dir Askeri hem Mehdi-i Sahib liva

Söylerim ben dilde müdam ya Ali, ya İliya

Murtaza'dan veriliptir kısmetim işte bana

Nur Taki'den bulmuşum ben derdime ayn'i şifa

***

Dü cihanın rehnüması, Haydar-ı Kerrar olan

Çıkıp Miraç kapısında, haykırıp aslan olan

Ta Sidre'tül Münteha'da, Mustafa'ya yar olan

Naz eder niyaz makamda, binde bir can anlamaz

İlm-ü ledünü okuyan, Ali'ye yoldaş olur

Bütün âyet-i Kur’ân, tek Fâtiha'dan baş olur

Cihanda nefsin bilen, Ali'yle sırdaş olur

Ali'yi inkâr eden, sırdan bir şey anlamaz

Çetinoğlu: Alevîlik halk arasında halk ozanlarıyla yaşıyor. Pek çok halk ozanı var. Biz Kul Himmet ile sohbetimizi tamamlayalım…

Bâkiler: 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı tahmin ediliyor. Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Görümlü Köyü’nde doğdu. Türbesi de oradadır. Safevî şeyhlerinin mekânı olan Erdebil Tekkesi hayranı olduğunu yazmıştır. Osmanlı-Safevî Savaşları’nda Osmanlı aleyhine çalışmıştır. Şiirinde Pir Sultan Abdal’ın üslûbu görülür. Kerbelâ şehitleri için ağıtlar, Hz. Ali’ye ve 12 İmam sevgisini konu edinen şiirler yazdı.

Kul Himmet’in şiirlerinden bölümler:

Dün gece seyrim içinde

Ben dedem Ali'yi gördüm

Eğildim niyaz eyledim

Düldül'ün nalını gördüm

Kanber'i durur sağında

Salınır cennet bağında

Ali, Musa Turdağı'nda

Ben dedem Ali'yi gördüm

Üç çerağ yanar şişede

Arslanlar gizli meşede

Yedi iklim dört köşede

Ben dedem Ali'yi gördüm

Çetinoğlu: Teşekkür ederim.

YAVUZ BÜLENT BÂKİLER

23 Nisan 1936 târihinde Sivas'ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas, Gaziantep ve Malatya'da tamamladı. 1960'ta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.

Dört yıl Ankara Radyosu'nda çalıştı. 1969-1975 yılları arasında Sivas'ta avukatlık mesleğini icra etti. Bir süre Başbakanlık Toprak-Tarım Reformu Müsteşarlığı'nda Hukuk Müşâviri olarak hizmet verdi.

1976-1979 yılları arasında Ankara Televizyonu'nda görev aldı. Çeşitli kültür programları hazırladı ve sundu. TRT’den Kültür Bakanlığı'na Müsteşar Yardımcısı olarak vazifelendirildi.

12 Eylül 1980 darbesinden bir süre sonra Kültür Bakanlığı Müşavirliği'ne alındı. Daha sonra da Başbakanlık Müşavirliği'ne tâyin edildi. Oradan kendi arzusuyla emekliye ayrıldı.

Çeşitli gazetelerde ve dergilerde fıkralar-makaleler yazdı. Bir süre Samanyolu Televizyon Kanalında Türk Cumhuriyetlerini anlatan ‘Bizim Türkümüz’ programını hazırladı. Aynı kanalda ‘Sözün Doğrusu’ isimli kültür programını ekranlara getirdi.

1989 yılında TRT 1 Televizyon Kanalı’na, 16 bölümden oluşan ‘Avrupa’da Türk İzleri’ isimli programın senaryosunu hazırladı. Bu eseri ile Türkiye Millî Kültür Vakfı’nın ‘1989 yılı Radyo ve Televizyonda Millî Kültürümüze Hizmet Eden Programlara Teşvik Armağanı’na lâyık görüldü.

Kendisine takdim edilen diğer armağanlar:

*Türk dilini şiir dünyâsına taşıyıp taçlandıran çalışmalarından dolayı Atatürk Kültür Merkezi’nin Şeref Üyeliği. (1999)                                                                                                                                                      *Türkiye Azerbaycan kültür münâsebetlerini geliştirmesi ve Azerbaycan’a yürekten bağlılığı sebebiyle Azerbaycan Ziyalılar Cemiyeti Şeref Üyeliği. (1999)

*Azerbaycan Halk Cephesi’ tarafından Elçibey adına Türklüğe Hizmet Armağanı. (2002)