IMG-LOGO
Röportaj

Goethe Uzmanı, Yazar ve Kitap Mütercimi SENAİL ÖZKAN, Johann Wolfgang Von Goethe*’nin Mevlânâ Hayranlığını Anlattı.

26 11 2022

Oğuz Çetinoğlu: Batılı mütefekkir yazarlardan Göethe’nin, Mevlâna hayranı olduğu biliniyor. Mevlânâ’nın başka batılı hayranı var mı?

 

Özkan: Var. Hegel, Mevlânâ’yı takdir konusunda Goethe’den daha isâbetlidir. Hegel, Doğu Batı Divanı’nın neşrinden hemen iki yıl sonra, şair Friedrich Rückert’in, (Taschenbuch der Damen auf das Jahr 1821’de) Mevlânâ’dan yaptığı ‘sanat dolu harikulâde tercümeler’i okumuş ve Vorlesungen über Ästhetik (Estetik Hakkında Konferanslar) adlı kitabının ‘Pantheismus der Kunst’ (Sanatın Panteizmi) başlığı altındaki bölümde, Mevlânâ Celâleddin Rûmî’yi şu sözlerle yorumlamıştır:

 

Esâsen şâir ilâhî olanı her şeyde temâşa etmenin hasretini çeker ve bunu gerçekten de görür; ve işte o zaman, buna karşı kendi benliğini fedâ eder; ama aynı ölçüde ilâhî olanın, tecrübî varlığını böylece genişletilmiş bir biçimde iç âleminde yakalar. Bu şekilde onu, sadece şarklılara mahsus olan o mâlum pür-neşe içlilik, o mâlum mutluluk ve safâlı saadet sarar. Böylece şarklı, kendi benliğinden ferâgat etmek suretiyle Küllî Mutlak’a ve Ebedî olana gark olur ve her şeyde bu tabloyu ve Zât-ı ilâhînin hâzır ve nâzır olduğunu görür ve hisseder. Zât-ı ilâhî ile böylesine baştanbaşa dopdolu olmak ve Allah’ta mutluluktan sermest bir hayat yaşamak, mistisizmin sınır muhitlerinde dolanmak demektir. Her şeyden önce Celâleddin Rûmi bu cihetten övgüye şâyandır. İnsanı hayran bırakan bir vukufla Rückert, ondan en güzel tercüme denemelerini sunmuştur bize. Allah’a olan aşk ki insan, burada bütün engelleri aşarak kendi Ben’ini ebedî teslimiyetle aynîleştirir ve tüm âlemde o Bir’i temâşa eder; dünyâda ne varsa hepsini O’na teşmil eder ve her şeyi O’na irca eder. Burada O, mihrak olarak kabul edilir. Buradan bütün istikametlere ve çevrelere yayılıp uzanmak mümkündür.

 

Çetinoğlu: Hegel’in, dikkatini çeken hususlar biliniyor mu?  

 

Özkan: Hegel, Enzyklopädie der philosophischen Wissenschaften’ın 3. Cildinde Mevlânâ’dan ‘mükemmel Celâleddin Rûmî’ olarak bahsetmekte ve onun özellikle ‘ruhun Mutlak Bir’le olan birliği’ fikrini takdir ettiğini vurgulamaktadır. Burada o, Mevlânâ Celâleddin Rûmî’yi okuyucularına ‘aşılamayan, muhteşem Rûmî’ (unvortreffliche Rûmî) olarak takdim etmektedir.

 

Çetinoğlu: Mevlânâ’ya hangi açıdan bakıyor?

 

Özkan: Hegel, Mevlânâ’yı panteizm* zaviyesinden değerlendirmekte ve yüceltmektedir. Hegel, Friedrich Rückert’in harikulâde tercümelerinden böyle bir intiba edinmiş ve bu intiba kendi düşüncelerine de uygun olduğu için hiç tereddüt etmeksizin çağların bu en büyük mutasavvıfını panteist* olarak değerlendirmekte acele etmiştir. Hegel’in yukarıdaki değerlendirmesi her ne kadar pozitif ve övücü olsa da, kesinlikle Mevlânâ’nın Allah ve varlık anlayışını yansıtmamaktadır.

 

Çetinoğlu: Neden?

 

Özkan: Mevlânâ, Annemarie Schimmel’ın da çalışmalarında ortaya koyduğu üzere, asla panteist değildir.  

 

Müsaade ederseniz burada sözünü ettiğim, Mevlânâ hayranı Friedrich Rückert’in bir gazelinin tarafımdan yapılan tercümesini takdim etmek isterim. Eğer Goethe, Rückert’in Mevlânâ’dan yaptığı harikulâde tercümeleri okuma imkânı bulmuş olsaydı, eminim Mevlânâ’yı hem daha doğru ve hem de daha müspet tanıtacaktı. Dolaysıyla Mevlânâ, bugün Avrupa’da daha iyi tanınmış olacaktı. Bir gazelinde Rückert, Mevlânâ’nın fikirlerini gayet serbest olarak şöyle yorumluyor: 

 

Ruhumun fecir ışığı, ırak olma benden, n’olur uzak olma!

Aşkımın hayâl yüzü, ırak olma benden, n’olur uzak olma!

 

Nereye baksan orda hayat var, nereden yüz çevirsen ölüm;

Burada ölüm hayatla boy atar, ırak olma benden, n’olur uzak olma!

 

Ben senin doğduğun doğuyum, gurûb ettiğin batıyım

Sen renklerimi gösteren ışık, ırak olma benden,  n’olur uzak olma!

 

Dilencinim, prensinim, esirinim senim, lâkin ben hürüm,

Mükellefiyetim hazdır bana; ırak olma benden, n’olur uzak olma!

Ateşgede’yim, Brehmen’im, Hıristiyan ve Müslüman’ım,

Yegâne güvenimsin, ırak olma benden, n’olur uzak olma!

Dünyânın ebedî mihrakısın, niyaz ile etrafında dönen benim

Yörüngenden ayrılmam, ırak olma benden, n’olur uzak olma!

Kulak ver, ey gül, gece her bülbül ruhumdan şakıyor

İçli şarkısını, ırak olma benden, n’olur uzak olma!

 

Ey aşk, hiçbir zaman karşı koyamayacağın bu içten yakarış,

Celâleddin’in şiiridir: ırak olma benden, n’olur uzak olma!

 

Çetinoğlu: Mevlânâ ile Goethe’nin düşünceleri örtüşüyor mu?

 

Özkan: Mevlânâ ve Goethe birçok noktada aynı, yahut paralel düşünmektedirler. Her şeyden önce, farklı dinlerin ve kültürlerin düşünürleri olmalarına rağmen, hayat anlayışları nerdeyse aynıdır. Her ikisi de faal ve dinamik bir hayatı ister ve yüceltirler.

 

Hayatı ve hürriyeti her gün yeniden keşfetmek, yeniden yaratmak ve yeniden şekillendirmeyi hayat felsefesi olarak benimsemişlerdir. Her ikisi de atalete, uyuşukluğa ve pısırıklığa temelden karşıdırlar. Onlara göre Allah, faaldir, yaratıcıdır ve her an başka bir iştedir; kullarının da faal ve çalışkan olmasını ister. Goethe, Faust’a faaliyet, aşk ve kurtuluş fikirlerini bir arada mütalaa eder ve şöyle der:

 

Wer immer strebend sich bemüht,

Den können wir erlösen.

Und hat an ihm die Liebe gar

Von oben teilgenommen.

Begegnet ihm die selige Schar

Mit herzlichem Willkommen.

 

Dâima canla başla uğraşanı biz kurtarırız!

Yukardan İlâhî aşk da katılınca ona, 

Bahtiyarlar grubu onu

Candan bir sevinçle karşılar.

 

Bu itibarla Mevlânâ’nın ‘insan-ı kâmil’i ile Goethe’nin Faust’u arasında, bu zâviyeden bakılınca, fevkalâde bir benzerlik vardır. Şâir ve düşünür olarak her ikisi de aşkı tefekkürlerinin merkezine yerleştirmişlerdir.

 

Çetinoğlu: Goethe ve Mevlânâ aşk kavramını nasıl yorumluyor?

 

Özkan: Onlara göre aşk, bir gül yaprağındaki çiğ damlasının güneşi içmesi gibi, yahut güneşte erimesi gibi, en küçük zerreden en büyük varlıklara, micro kozmostan makro kozmosa kadar tüm varlıkların hayat damarlarına dolmuştur. Onun için Mevlânâ, ‘aşk olmasa âlem donardı’ demiştir.

 

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, fikirlerini şimşekli bir dille ve soluk kesen bir ahenkle ifâde eden bu iki cihanşümul dehâ hayatın bazı alanlarında tabiî olarak farklı düşünseler de, tefekkür ve sanat alanında belirli bir irtifadan sonra birleşirler. Aralarındaki farklılıklar ortadan kalkar.

 

Çetinoğlu: Röportajımızın hâtimesi olarak Mevlâna yorumunuzu lütfeder misiniz?

 

Özkan: Mevlânâ, Mesnevî’sinde buyuruyor ki ‘Sâdece susayan suyu aramaz, su da susayanı arar.’ Mevlânâ, susayan gönülleri aramaktadır. Susayan gönüller de yana yana onu aramaktadır ki UNESCO, 2007 yılını, ‘Mevlânâ Yılı’ olarak ilân etmiştir.  

 

Bugün insanlık bu mübârek suyun Anadolu toprağında olduğunu ve bu toprakların pek bereketli olduğunu keşfetmiştir. Keşfetmiştir etmesine amma acımasız savaşların ateşinde kavrulan ve dahî, bugün dünyâ siyâsetine yön veren basiretsiz ve nâdân siyâsîlerin elinde meçhul istikametlere savrulan insanlığın, ufku karartılmaktadır. Asırlar önce Mevlânâ, ‘Silahlarla câhillik bir araya gelince dünyâyı zulümle ezen zorbalar ortaya çıkar’ demiş, meğer ne kadar haklı söylemiş.

 

İnsanlık, dünyânın neresinde olursa olsun, ‘Gelin tanış olalım’ diyen Bizim Yunus’un sesini; ‘Ne olursan ol gel!’ diyen Mevlânâ’nın hoşgörüsünü duymaktadır. Temiz vicdanlar, dünyânın her yerinde Mevlânâ’ya yönelmişlerdir. Onun sevgi, muhabbet, tolerans ve insanlık anlayışı, her şeye rağmen renkli bir gökkuşağı hâlinde insanlık ufkunda yükselmektedir. Ne mutlu ki seven gönüller, susuz gönüller, yanan gönüller Mevlânâ’nın ufka doğru ilerleyen ebedî sevgi katarını yakalamakta acele ediyorlar.

 

*Goethe: (1740-1832) Alman hezarfen; edebiyatçı, siyasetçi, ressam ve tabiat ilmi uzmanı.  1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idârî ve siyasî görevlerde bulunmuştur.

*panteizm:Her şey tanrı’ kelimeleriyle özetlenebilecek bir kavramdır. Dünyâda her ne varsa ‘Tanrı’ olarak andıkları Allah ile mezcetmek, ikisini birleştirip tek bir varlık olarak kabul etmek. Bir başka ifâde ile Tanrı ile tabiatın aynı varlık olduğunu iddia etmek.                                                                                                                                                                                                                                            *panteist: Tabiatın, ağaçların ve tabiatta bulunan bütün varlıkların da tanrı olduğuna inananlar. 

 

 

    SENAİL ÖZKAN:

1955 yılında Gümüşhane’de doğdu. 1974 yılında başladığı Hacettepe Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden 1978’de ayrılarak Almanya’ya gitti. 1979-1985 yıllarında Bonn Üniversitesinde Felsefe, Alman Edebiyatı ve Sosyoloji okudu. Almanya’da ticâret ve tercümanlık yaptı. 1998 yılında Türkiye’ye döndü. Hâlen İstanbul’da ikamet etmekte, mütercim ve yazar olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Eserleri genel olarak Türk ve Alman felsefesini sentezlemektedir.

   Senail Özkan’ın Tamamı Ötüken Neşriyat A.Ş. tarafından yayınlanan eserlerinden bâzıları:

Aşk ve Akıl / Doğu ve Batı: (Felsefe) 2006, Schopenhauer Paradokslar Üzerinde Raks: 2006, Mevlana ve Goethe: (Felsefe) (2006),  Nietzsche Kaplan Sırtında Felsefe: (Felsefe) 2004, Söz Bir Yelpazedir: (Felsefe-Edebiyat) 2010.

Tercümeleri: 1-Annemarie Schimmel’den tercüme: Ben Rüzgârım Sen Ateş: Mevlana Celaleddin Rumi / Büyük Mutasavvıfın Hayatı ve Eseri, 2-Annemarie Schimmel’den Tercüme: Muhammed İkbal / Peygamberane bir şair ve filozof. 3-Annemarie Schimmel’den Tercüme: Yunus Emre İle Yollarda 1999. 4-Annemarie Schimmel’denTercüme:  Şark Kedisi: 2009, 5-Johann Wolfgang von Goethe’den Tercüme: Doğu - Batı Divanı: 2009, 6-Joseph von Hammer’den Tercüme: İstanbul ve Boğaziçi 1. Cilt. Türk Tarih Kurumu. Ankara – 2011. 7-Katharina Mommsen’den Tercüme: Goethe ve İslam, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2012.