IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Kam Anadan Türk Dünyâsı Masalları 3

06 12 2022

Özbek-Kerkük-Hakas-Kazakistan-Gagavuz-Çuvaş

 

Türk Dünyâsı’ isimlendirmesi rahmetli Prof. Dr. Turan Yazgan (1938-22 Kasım 2012) Haca’nın, 22.000.000 kilometrekarelik alanda yaşayan Türk kökenli 300.000.000 milyon insana armağanıdır. Söz konusu coğrafyada Türk’ün târihi, dili, kültürü, kitâbeleri, şiirleri, destanları ve masalları vardır.

Dünya edebiyatında olduğu gibi Türk edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde ‘destan’ kelimesi, birden fazla nazım ve nesir şekli için kullanılmıştır. Hâlen de kullanılmaya devam etmektedir. Nazım şekillerinden bir bölümü ve manzum hikâyeler, destanlar ve masallarla kâinatın ve milletimizin yaratılışını, gelişimini, hayatta kalma mücâdelelerini, sevinçli ve kederli dönemlerini, kahramanlıklarını, beşerî ilişkilerini günümüze aktarırlar.

Edebiyat târihçileri ve araştırmacıları; masalları, aşk hikâyelerini ve destanları aynı grup içerisinde ele alırlar.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce, destanlarımız ve eski dönemlere ait masallarımızı edebiyat kitaplarında ve çocuk yayınlarında görmek mümkün değildi. Yunan mitolojisine ait metinler okutulurdu.

Çocuk eğitiminin çocuk yayınlarıyla daha etkili olduğu fark edilince, masal kitapları da önem kazandı. Ötüken Neşriyat, çok kaliteli, renkli ve resimli eserlerle kendisine geniş bir sâha oluşturdu.

***

Fatma Hânecioğlu Alparslan’ın resimleriyle Hilal Koçyiğit’in hazırladığı  ‘Kam Ana’dan Türk Dünyâsı Masalları’ hem şık görünümü hem de dolgun içeriğiyle çocuklarımızın sâdece gönlünü ve gününü değil, geleceklerini de aydınlatıyor. Kitabın sıcaklığı, samimiyeti, sarıp sarmalayan kucaklayıcılığı takdim yazısıyla başlıyor:

Evvel zamanda insanlar coşkun, heyecanlı durumlarda bir araya gelirmiş. Bu zamanlarda herkesin tanıdığı, sözüne kulak verdiği biri çıkarmış içlerinden. Derdi olanın dermanına, hasta olanın şifasına niyetle söyler, anlatır, dans edermiş bu kişi. Kimileri ona baksı, kimileri de kam dermiş. İşte o kişilerin nesilden nesile aktardığıyla yol almış kadim gelenek.

Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olan, hikâye ve masalların içinde kendinin ve geçmişin izlerini süren anlatıcıya; bir gün onu dinleyenler ‘Kam Ana’ diye seslenmişler. Bu hediyeyi kabul etmiş anlatıcı ve izini sürdüğü masalları, hikâyeleri ‘Kam Ana Kadimden Bugüne Masallar’, ‘Kam Ana Udagan'ın Yolu’ adlı eserlerinde yazmış.

Masalları hem kendi çocuklarına hem ülkemizde ve yurt dışında pek çok çocuğa anlatmış. Şimdi torununa da anlatmaya devam ediyormuş.

Kam Ana’nın masallarına tezhip ve minyatür sanatçısı Fatma Hanecioğlu Alparslan’ın resimleri eşlik ediyor. Masallarda yer alan bu güzel resimlere minyatür deniyor. Sanatçımız yurt içi ve yurt dışında pek çok sergide eserleriyle yer aldı. Kültür Bakanlığı tarafından ödüle lâyık görüldü.

***

Arka kapak yazısı, aynı sıcaklık ve samîmiyetle okuyucuyu sayfalara dâvet ediyor:

Her masalın başında bir bilmece ve tekerleme bulacaksınız. Bilmecenin cevabı, masalın içinde çıkacak karşınıza.

 

 

 

Sayfaları çevirelim, kahramanlarımız neler neler yaşamış hep birlikte görelim.

Sözün izinden derilmiş masallarla yolculuğa çıkmaya var mısınız?

***

Biz de çağrıya uyalım ve sayfalara girelim: Birinci masalın ‘Bilmece Bildirmece’si şöyle:

Bir kemende bağlı bir dizi dünya. Birine girsen küçük adalar, bir de derya.

***

Eskiden masallar bir tekerleme ile başlarmış. Kam ana da eski geleneğe uymuş:

Evvel zaman içinde,

 kalbur saman içinde

Eski gömlek, yeni gömlek

Düğme diktim ilmek ilmek.

Yedi insan giydirdim.

Bitmedi kumaşım.

Yedi dağı dolandım.

Bitmedi kumaşım.

 İpin ucunu attım.

 Aya bir çengel taktım.

 Pek yakıştı kumaşım.

İstedim ki varayım.

 Tutundum da tırmandım

İpin ucunu tuttu bir kuş.

 Bir baktım bizim baykuş!

Dur dedim, vay dedim.

 Çıkayım bak ay dedim.

Attı beni bir ile.

 İlden çıktım geldim dile.

***

Bilmece bildirmece’nin ipucunu burada aramayınız sevgili arkadaşlar.

Çünkü masal henüz başlamadı. Bu bölüm, adı üstünde: Tekerleme…

Ve… işte birinci masal:

 

ALTIN KARPUZ

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içindeymiş. Var varanın, sür sürenin, destursuz bağa girenin karşısına bir çiftçi çıkmış. Bu çiftçi çok ama çok yoksulmuş. Hepi topu bir tohum atımlık yeri ya var ya yokmuş. Yine de burada gece gündüz, emekli zahmetli gün geçirirmiş.

Derken bahar gelmiş. Çiftçi o bir atımlık, beş adımlık yeri sürmeye başlamış. Sürüp toprağı havalandırırmış ki belki bir umut, biraz daha fazla tohum ekebilirmiş. İşlerini yapmış. Az ilerideki kayanın dibinde gölgelenmeye durmuş. Tam o sırada gökte uçmakta olan sürüden bir leylek, düşüvermiş; düştüğü yerde de kalakalmış. Çiftçi hemen leyleğin yanına gitmiş, bir de ne görsün! Leyleğin kanadı kırıkmış. Çiftçi onu alıp evine götürmüş. Kırık kanadına bir tahta bağlamış. Bir zaman iyileşene kadar ona bakmış. Leylek iyi olunca uçup gitmiş.

Bizim yoksul çiftçi de işine gücüne devam etmiş. Yine bir gün toprağıyla uğraşırken, leylek alçaktan uçarak geçmiş. Çiftçi elindeki toprağı işlemeye devam etmiş. Leylek biraz daha alçaktan uçarak geçmiş. Çiftçi o an fark etmiş leyleği. Durup beklemiş. Leylek iyice alçaktan uçmuş ve bizim yoksul çiftçiye üç tane karpuz çekirdeği atmış.

 Çiftçi bir elindeki çekirdeğe, bir sâhip olduğu toprağa bakmış. Belki tutar da bereketli olur umuduyla ekmiş çekirdekleri. Nice günden sonra diğer tohumlarla birlikte karpuz çekirdekleri de büyümüş, büyümüş. Hasat* vakti gelmiş. Çiftçi yazın tam da ortasında koca koca karpuzları almış eve götürmüş.

*Hasat: Ürün kaldırma, ekin biçme işi.

Karpuzu kesip üleşme zamanı gelmiş. Ne kadar hısım akraba, eş dost varsa dâvet etmiş. Ama gel gör ki hiçbir bıçak bu karpuzları kesememiş. Bir vurmuşlar, iki vurmuşlar yok; karpuzlar kesilmemiş. Herkes şaşırmış. Yere vurup yaralım, demişler. Karpuzu yere bir atmışlar ki her yere çil çil altınlar saçılmasın mı! Gözlerine inanamamış hiç kimse. Hemen öbür karpuzları da atıp yarmışlar. Meğer hepsinin de içi ağzına kadar altın doluymuş.

Yoksul çiftçi büyük bir sevinçle onca altını, çağırdığı tüm misâfirlerle üleşmiş. Herkes mutlu mesut ayrılmış. Kalan da çiftçiye yetermiş. Ertesi gün yine tarlasına gitmiş çiftçi. Bir de ne görmüş! Kalan her kök on karpuz daha vermiş. Çiftçinin meyvesi de toprağı da bereketlendikçe bereketlenmiş.

O diyarın hayli zengin başka bir çiftçisi daha varmış. Malı çokmuş ama gözünde tokluk yokmuş bu adamın. Yoksul çiftçinin nasıl olup da kendisinden daha zengin olduğunu merak edermiş. Dayanamamış, içindeki sorularla varmış çiftçinin kapısına. ‘De hele! Bir anda nasıl bu kadar zengin oldun?’ diye sormuş.

Çiftçi tarlayı, yaralı leyleği, ondan sonrasını tek tek anlatmış. Bütün bunları dikkatlice dinleyen zengin çiftçi bir daha, bir daha anlattırmış ki hiçbir şeyi kaçırmak istememiş. Bizim yoksul çiftçinin yanından ayrılır ayrılmaz başlamış beklemeye. Tüm göçmen kuşları gözlemiş de gözlemiş. Hiçbir leylek düşmemiş onca tarlasının herhangi bir yerine. En sonunda sabrı taşmış zengin çiftçinin. Ağacın tepesinde yuvasında duran leyleğe eline geçirdiği taşı sopayı atmış da düşürmüş onu yuvasından. Leyleğin yanına gidip bir de bakmış ki ne görsün! Leyleğin kanadı değil, ayağı kırılmış. Olsun deyip hemen almış leyleği, evine götürmüş. Günlerce gözü gibi bakmış ona. Leylek de iyileşince uçmuş gitmiş.

Aradan biraz zaman geçmiş. Varlıklı çiftçi gözü göklerde leylek yolu gözlemiş. Gelmiş beklediği leylek. Tıpkı öbür çiftçinin anlattığı gibi üç karpuz çekirdeği bırakmış önüne.

 Büyük bir iştahla, hevesle çekirdekleri toprağa gömmüş çiftçi. Günü güne eklemiş, geceyi tezden savuşturmuş derken beklediği gün gelip çatmış. Tarlasına gittiğinde bir de ne görsün! Koca koca üç karpuz! Hemen almış karpuzları, tutmuş evinin yolunu. Bu karpuzların içindeki altınları kimseyle paylaşmaya niyeti olmadığından, hiç kimselere haber salmamış. Girmiş odasına, kapıyı içeriden kilitlemiş. Üç karpuzu birden kaldırmış, atmış yere. Atmış da ne görmüş! Karpuzun içinden koca koca eşek arıları çıkmasın mı!

Çiftçinin orasını burasını, her yerini sokmuş arılar. Çiftçi yüzü gözü şişip kapıyı da anahtarı da bulamadan, oracıkta debelene debelene can vermiş. Malı mülkü yetime yoksula kalmış. Bizim eskinin yoksulu şimdinin varsılı çiftçimiz de eline geçenden üleşerek, bölüşerek ve hep çalışarak mutlu mesut yaşamaya devam etmiş.

Bir kemende bağlı bir dizi dünya; birine girsen küçük adalar, bir de derya.’ dedikleri bir karpuz vermiş iyinin hakkını, kötünün cezasını.

***

Kam Ana bu şirin kitabı hazırlamak için herbiri ayrı bir kültür hazinesi olan kimi rahmet-i rahmana kavuşmuş yazarlardan, ilim adamlarından faydalanmış. Sevgili arkadaşlar sizler de büyüdüğünüzde masal, destan ve hikâye yazarken bu kişilerden ve eserlerinden faydalanabilirsiniz:

Böylece yeni Kam Analar, Korkut Atalar, Dede Korkutlar sizin aranızdan yetişecektir.

1-KÖSOĞLU, Nevzat; Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

2-ALPTEKİN, Prof. Dr. Ali Berat; Hayvan Masalları, Ankara. 1991

5-ELÇİN, Prof. Dr. Şükrü; Halk Edebiyatı Araştırmaları, 1-2, Akçağ Yayınları, Ankara, 1997.

4-GÜNEY, Prof. Dr. Eflâtun Cem; Masallar, Ankara, 1982

5-SAKAOĞLIT, Prof. Dr. Saim; Masal Araştırmaları, Ankara, 1999.

6-DİLÇİN, Prof. Dr. Cem; Yeni Tarama Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara,

7-ATALAY, Besim; Dîvânu Lugâti’t Türk Tercümesi, Türk Dil Kurum. Yayınlan, 1991.

8-BAYAT, Prof. Dr. Fuzuli; Kadim Türklerin Mitolojik Hikâyeleri, Ötüken Neşriyat, 2017.

9-ÇAĞBAYIR, Yaşar; Ötüken Türkçe Sözlük, Ötüken Neşriyat, 2017.

 

Dışı da içi de çok sevimli olan kitap, 15 X 21,5 santim ölçülerinde, 90 gram dergi kâğıdına resimli ve renkli olarak basılmış 132 sayfadır.

İyi okumalar…

 

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr